Perşembe, Şubat 22, 2024

İstatistiklerin gizlediği

Herhalde holigan taifesi matematikle başı hoş insanlar olmadıkları için istatistiklere dönük sistemli bir şüpheciliğin güçlü olduğu profesyonel sporlarda, özellikle futbolda, istatistiklerin önemli sanılan bir hususu gösterip esas mevzuyu sakladığına dair, tribüncülükte normal karşılanan cinsiyetçi dille uydurulmuş kimi özdeyişler vardır. Onları burada tabi ki tekrarlamayacağım, ama Çalışma Bakanlığı ne zaman sendikalaşma istatistikleri yayımlasa aklıma o özdeyişler gelir. 

Her yıl ocak ve haziran ayları biterken bakanlık yasa gereği bu istatistikleri yayımlıyor. Bu istatistiklere dayalı değerlendirmelerden, işçi hareketimizin hal-i pürmelali üzerine yorum yapmak sünnettir. Aslına bakılırsa, gören gözler için işçi hareketinin canlılığını, etkinliğini değerlendirmek açısından resmi istatistiklere ihtiyaç yoktur. Üstelik ülkedeki en belirleyici toplu pazarlıkta, asgari ücret pazarlığında, masaya oturan her ne kadar en çok üyesi olan işçi konfederasyonu olsa da hükümeti belli oranlarda zam yapmaya iten emekçinin “seçmen” olmaktan gelen gücüdür, sendikaların üye sayıları değil. Ama biz yine de sünnetten geri kalmayalım.

Türkiye’de sendikalaşma oranlarına dair istatistikler özellikle 12 Eylül sonrası hep sorunludur. Noterden üyelik ve istifa döneminde, noterden istifa etmeyen yani vefat etmiş, emekli, kendi işini kurmuş ya da sendikasız çalışanlar hâlâ üyeymiş gibi görünüyorlardı. Dolayısıyla gerçekte olduğundan yüksek bir sendikalaşma oranı varmış gibi görünüyordu. Dönemin istatistiklerine güvenmemek gerektiğine dair Aziz (Çelik) Ağabey’in ve Kuvvet (Lordoğlu) Hoca’nın yazıları söylenmesi gereken her şeyi söylüyor zaten. Toplu sözleşmeden faydalanma oranları, dönem açısından daha gerçekçi bir ölçüt sayılabilir sendikaların işçiler arasındaki örgütlülüğünü ölçmek açısından. Son yıllarda seçim süreçlerinin baskısıyla var olan toplumsal talebe yanıt vermek zorunda kalan hükümetin kamu taşeronlarını kadroya almasıyla bu ölçütün de sendikal canlılığı göstermek açısından güvenilirliğinin tartışılır hale geldiği kanısındayım. Güvenilmezlik deyince, ifade etmek gerekir ki bakanlığın devlet portalı üzerinde gerçek sayılara hakim olduğu yeni sistem de başka bir açıdan hiç güvenilir değil. Sendikaların üye girişlerini devlet portalına emanet etmek Türkçedeki “kediye ciğer emanet etmek” deyiminin birebir karşılığıdır.

Devlet portalından üyelik, sendikalaşma oranlarına dair nispeten daha gerçekçi bir resim sunsa da, kesinlikle güvenli değil ve yetki sürecine kadar sendikal örgütlülüğün gizlilik içinde yürütülmesini imkansız kıldığına dair karine teşkil edebilecek çeşitli örnekleri gerek BMİS, gerekse Nakliyat İş başkanlarının ağzından bizzat dinledim. Bakanlıktan ya da portala kimlerin ulaşımı varsa buralardan patronlara bazı durumlarda işyerlerinde üyelik olduğuna dair haber gittiğini düşünmemize neden olacak vakalar mevcut. Bu bakımdan, yeni sistemin de övülecek herhangi bir tarafı yok. Üstelik bu sendikalaşma oranları işçi mücadelesinin gerçek durumunu ortaya koymaktan uzak. Bu istatistiklerde son yıllarda gördüğümüz düzenli artış, işçi hareketinin güç ve mücadelesinde de bir yükseliş olduğu anlamına gelmiyor. İşçi hareketinin siyasi önemi düzenli olarak ve artan oranda azalıyor. Dahası, vatandaşın devlet portalına girip bazı sekmelere tıklaması sendikal örgütlülük değildir.

Bununla birlikte, tabii ki bu sayılara karşılaştırılmalı bakılırsa ve söz konusu dönemde gerçekleşen gerçek kanlı canlı mücadeleler unutulmazsa, istatistikler görmek isteyen gözlere bazı verileri gösterir. Açıkçası bu noktada önemli olan sahada gözlemlenen ile istatistikten okunanı birlikte değerlendirebilme yetisidir. Sahada olanı biliyorsanız, mesela 14 No’lu işkolunda, enerjide, Temmuz 2023 rakamları ile Ocak 2024 rakamlarına bakıp bunları karşılaştırarak kimlerin önünün açılıp kimlerin patronlar ve sendikal statüko tarafından tehdit olarak görüldüğünü anlamayı tercih edebilirsiniz. Yine aynı tarihlerin rakamlarına bakarak 5 No’lu işkolunda, tekstilde, üye sayısı 357’den 1060’a yükselirken Birtek-Sen’in ortaya koyduğu özveri ve mücadeleciliği takdir edebilirsiniz. Çünkü sayılar bazıları için kolay yükselir, bazıları içinse her bir üye ancak büyük fedakarlıklar sonucu örgütlenir. 

İstatistik okumaya dair bu temel tekniği kavradıysak daha ileri bir alıştırma da yapabiliriz. 3 No’lu işkolunda, madende, Temmuz 2017’de sadece 205 üyesi olan, o tarihlere kadar da zaten üye sayısı bu seviyelerde dolaşan bir sendikanın, yönetimi vesaire hâlâ aynı isimlerden oluşurken Ocak 2024’te 2087 üyeye ulaşmasını anlamaya çalışalım. 2018’de ne oldu, söz konusu işkolunda hangi sendika kuruldu, ne tür mücadeleler gerçekleşti, hangi bedeller ödendi de halinden memnun sendika esnafı solcusundan patronuna, ETUC’undan Industriall’una herkesin desteğiyle üye kaydetmeye başladı, bu sorunun cevabını arayalım. Tüm bunları Bağımsız Maden İş’in kurulduğu 2018’den günümüze mücadelesini izleyerek yapabilirsiniz. Tahir Çetin başkanımın, Ali Faik İnter kardeşimin anılarının önünde bir kez daha saygıyla eğildiğimi belirterek asıl konuya gelelim.

Sendikal istatistikler yasal sınırlar içinde yapılan sendikacılık açısından mühim. Hangi sendikanın yüzde bir işkolu barajının üstünde olduğunu gösterdiği için kimin yetki alıp toplu sözleşme yapabileceğini gösteriyor . Oysa içinde bulunduğumuz neoliberal küreselleşme döneminin çalışma ilişkileri düzeninde 6356 sayılı kanunun dar ve katı sınırları içinde yapılan sendikal mücadele büyük oranda beyhude bir çaba. Bu duruma evvelinde pek çok yazıda değindik, bir Umut-Sen konferansını bu konuya ayırdık. Önce yetki alalım sonra toplu sözleşme yapalım yasal çerçevesi pek çok işkolunda işçi hareketini çürütücü bir atalet ve yararsızlığa mahkum ediyor. Bu yüzden İnşaat İş, Enerji Sen, Birtek Sen, Nakliyat İş, Ptt-Sen, Bağımsız Maden-İş ve DGD-Sen gibi yetki konusuna takılmadan doğrudan eylemi tercih eden sendikalar yoksullaşan, insanca bir çalışma düzeni talep eden işçi bölüklerinin mücadelelerine ilham kaynağı oluyor. Günümüzün zayıflayan işçi hareketinde çoban ateşlerini onlar yakıyor. 

Kimi zaman protestoculuk diye küçümsenen doğrudan eyleme dayalı bir mücadele stratejisi ise istatistiklerle alakalı değil. Yetkisini de bakanlık istatistiğinden değil meşruiyetinden alıyor. Anlaşılması gereken nokta şudur: Önce sayımız artacak sonra mücadelemiz güçlenecek diye bir şey yok, fiili meşru mücadele içinde doğrudan eyleme cüret edildiği ölçüde işçi hareketi güçlenecektir. Şalter indirmeye, greve, genel greve cüret edecek büyük mücadeleler de ancak o zaman gündeme gelecektir. Neoliberal küreselleşme ve onun yarattığı Anadolu’daki Küresel Fabrika başka türlüsüne izin vermiyor. Pek çoklarının unutmayı tercih ettiği, yaşanmamış gibi davrandığı “Metal Fırtına” da, lojistik işçilerinin 2022 yılının başına damga vuran eylemleri de bize bunu öğretti. Yetkiye değil meşruiyete, yasal prosedüre değil doğrudan eyleme dayalı bir hattın gerekliliği istatistiklerin gösterebileceği her veriden daha gerçektir.

Son Eklenenler