Perşembe, Mayıs 23, 2024

İran saldırısına dair dört soru, dört yanıt

Türkiye tüm mahalleleriyle ağır ideolojik önyargılara sahip bir ülke olarak çok kutupluluk dünyasına girecek, bu önyargılar onu yeni dönemde kolektif batının gönüllü piyonu kılma potansiyelini azımsanmayacak ölçüde barındırıyor. Bu yargıya kapılmama neden olan sadece genel kamuoyunda ve onu belirleyen mecralarda İran’ın İsrail’e saldırısını anlamlandırmaktaki genel isteksizlik değil. Türkiye’nin genel batıcılığı, doğusuna dair bilinçli cehaleti tarihsel bir olgu. Bununla birlikte, önemli bir olayı tüm boyutlarıyla anlamaya dair isteksizlik, kolektif batının propaganda mecralarında gördüğü en sade suya tirit değerlendirmelerin ötesinde bir bilgiyi merak etmeme ve olguları Türkiye’nin farklı mahallelerinin ortak bilinçlerindeki kimi şemalara yerleştirmek için canhıraş bir çaba ülkenin temel eğilimlerinin mesele buraya gelince benzer bir tutum içinde olduğunu anlatıyor.

Ne oldu?

Aslına bakılırsa, temelden başlamak gerekiyor: Neoliberal küreselleşme, dünyanın sıklet merkezini değiştirmeye başladı. Böyle olunca Sovyetler 89’da küresel sahneyi terk edince oluşan tek kutupluluk politik ekonomideki zeminini kaybetmeye başladı. Fakat tek kutupluluk sürecinde eşitsiz ve hiyerarşik bir sömürü ve tahakküm sistemi olan emperyalist düzenin en tepesindeki güç olan ABD bu konumundan dolayı keyfi kurallarını mevcut antlaşma ve konvansiyonların yerine ulusları hukuk diye dayatabiliyordu. Buna “kurallara dayalı düzen” (rules based order) diyorlar.1 Bu sıklet merkezi değişikliği sonucunda belli bir ölçüde dayatamaz hale geldiler. Tam da bundan dolayı İran’ın İsrail’e misilleme yapması mümkün oldu. Bu konudaki herhangi bir tartışmada hiç akıldan çıkarılmaması gereken gerçek, bu dönüşümdür. Önümüzdeki sürecin esas belirleyicisi budur, gerisi magazin ve savaş pornosudur ama onlardan da bahsedeceğiz.

İran nasıl, neye ve niye misilleme yaptı?

Libya’dan Irak’a bölgede sürekli bir düşük yoğunluklu çatışma hali olduğu için, batılıların Ortadoğu, Avrasyacıların Batı Asya dediği bölgede istikrarsızlık ve güvenlik açığı sorunu olağanlaşmış durumda. İran dahil her ülkede sivil ve askeri hedeflere dönük saldırılar, suikastlar düzenlenmesi hatta bunların füze ve roketlerle, son zamanlarda da artan oranda dronlarla yapılması da normal karşılanıyor. Bununla birlikte bütün bu kaos ortamında kimi ülkelerin hâlâ işleyen bir iktisadi ve sosyal yapısının olmasını sağlayan şey “stratejik caydırıcılık” dediğimiz kavram yani kendisine karşı yapılan ve kendisinin belirlediği bazı kırmızı çizgilerin ötesinde olan ihlalleri önceden ilan ettiği misliyle karşılık verme kapasitesi. 

Bu, mutlak caydırıcılıktan farklı çünkü mutlak caydırıcılığı olan ülke kendisine yapılan herhangi bir saldırıya orantısız yanıt verme hakkını saklı tutan ülkedir. İsrail devleti böyle bir caydırıcılığa kısmen kuzeyi hariç İran’ın saldırısına kadar sahipti, dolayısıyla Suriye ve Irak’ı canı istediğinde vuruyor, tıpkı Türkiye gibi.2 Kuzeydeki durum ise Temmuz Savaşı’ndaki Lübnan Hizbullahı zaferinden sonra oluşmuş bir denge, Hizbullah Lübnan toprağına düşen her İsrail mühimmatı için muhakkak sınırın öte yanındaki bölgeyi vuruyor ama ölü sayısı eşitliği ya da öldürülen kişinin muadili gibi bir hedef aramıyor. Bu stratejik caydırıcılık Güney Lübnan’ın İsrail Savunma Güçleri’nin hedef gözetmeksizin saldırabildiği bir yer olmasını engelleyip bir düzeyde sosyal ve ekonomik düzeninin sürmesini sağlıyor. Bu caydırıcılığa sahip olmayan Irak ve Suriye gibi ülkelerin fiilen “başarısız devlet” (failed state) olduğu ortadadır.

Konunun daha iyi anlaşılması için İran ile Pakistan arasındaki bir olayı hatırlatmak gerekebilir: İran kendine tehdit olan Beluc ayrılıkçılara karşı Pakistan’ın uyarılarına rağmen bir önlem almadığı gerekçesiyle Pakistan’daki Beluc ayrılıkçıları hedeflediğini iddia ettiği bir füze saldırısı düzenledi. Nükleer güce sahip bir devlet olarak bunu yanıtsız bırakırsa Hindistan’la olan dengesini de koruyamayacağını düşünen Pakistan, misilleme yaparak İran topraklarındaki Beluc ayrılıkçıları füzeyle vurdu. İlk saldırıyı kendisi yapan İran kendi toprağına yapılan bu misillemeyi uluslararası hukuk normları içinde sayarak konuyu kapadı. Zaten Pakistan İran toprağını vurmuş ama İran’ın resmi devlet düşmanlarını hedeflemişti. 

Yukarıda da belirttiğim gibi, bölgede İran dâhil her ülkede sivil ve askeri hedeflere dönük saldırılar, suikastlar hatta bunların füze ve roketlerle, son zamanlarda ise artan oranda dronlarla yapılması olağan vaka. İsrail’in Şam’daki elçilik kompleksindeki bir binayı3 vurması ise böyle değil, İran bunu kendi belirlediği bir kırmızı çizginin yani kendi toprağının bir önleyici saldırıyla vurulmasının ihlali olarak gördü. Ne de olsa İsrail genelkurmayında, önleyici saldırıyla İran’ın nükleer kapasitesini yok etme planının ilk başta durduğu bir sır değil. Dolayısıyla buradaki sorun öldürülen üst düzey askeri personel değil, gerek İran sınırları içinde gerekse de bölgedeki çeşitli çatışma alanlarında daha önce böyle saldırılar oldu ama doğrudan İsrail Hava Kuvvetleri’nin Şam Elçiliği’ni, yani İran toprağını vurması, misilleme yapılmazsa İran’ın temel bir kırmızı çizgisinin İsrail tarafından çöp edilmesi demek olacaktı. Bir İran nükleer tesisine hava saldırısı olasılığı da bir adım daha yaklaşacaktı.

Misillemenin kendisine çok girmeyeceğim, bir oğlan çocuğu olarak silah ve askeri konulara dair konuşmayı ne kadar sevsem de halklar arası barış talebinin yüz elli yıldan uzun süredir taşıyıcısı olan bir siyasi geleneğin mensubu olarak silah pornosu yapmak istemem. Şu kadarını söyleyeyim: İran, Ukrayna’daki Rus işgalinde de gördüğümüz türden bir satürasyon saldırısı4 yaptı, hava savunması kuvvetli olan ülkeleri başka türlü vurmak mümkün değil. Hem Pentagon açıklaması hem de saldırı sonrası sosyal medyada bu işlerle ilgili hesaplara düşen kamuya açık düşük çözünürlüklü uydu resimlerine baktığınızda İran’ın iki hedefinin yani elçiliği vuran F35’lerin konuşlandığı Nevatim hava üssünün beş, Gazze’yi vuran hava unsurlarının konuşlandığı Ramona üssünün dört isabet aldığını görüyorsunuz. Nevatim’de vurulan bir C130 nakliye uçağı dışında anlaşıldığı kadarıyla anlamlı bir hasar yok fakat mevzu da bu değil. Mevzu, İran’ın stratejik caydırıcılığını İsrail’e karşı tesis etmesi ve böylece topraklarına dönük olası bir İsrail hava saldırısını bir adım ötelemesi.

İsrail’in yanıtı neydi, niye oldu, amacına ulaştı mı?

Kuşkusuz İsrail kendi mutlak caydırıcılığını zayıflatan bu saldırıyı yutmak istemedi. Bununla birlikte, ABD mevzunun burada kalmasını, hele de seçim yılında daha da büyümemesini tercih ediyordu. Bu bakımdan basın aracılığıyla bu çatışmada İsrail’in zaferini bizzat ilan ederek konuyu kapatmak istedi. Beş yıl önce böyle bir şey olacağını tasavvur dahi edemezdiniz, “kurallara dayalı düzenin” böylesi ihlali yani İran’ın uluslararası hukuk kaynaklı misilleme hakkını kullanması sonucu Tahran’ın Bağdat’tan beter olması gerekirdi. Görünen o ki babası bile “kurallara dayalı düzeni” piç gibi ortada bırakmıştır. Yeniden uluslararası hukuktan bahsediyoruz, bu çok kutupluluğun aldığı mesafeyi gösteriyor.

Lakin İsrail yeryüzündeki en şoven ve aşırıcı sağ hükümetlerden biri tarafından idare ediliyor. Bu yüzden İran’ın nükleer tesislerine saldırıyı hâlâ yapabileceklerini, kısacası stratejik caydırıcılık falan tanımadıklarını belirtecek biçimde İsfahan eyaletinin Natanz şehrinde bulunan meşhur tesise biz buradayız geri adım da atmadık mesajı verecek bir saldırı planladı. Bundan sonrası biraz karışık, Suriye Cihadı’ndan beri her çatışmaya dair sosyal medyadaki OSINT (açık kaynak istihbarat) kaynaklarını takip eden bir savaş tarihi meraklısı olmaktan öte bir uzmanlık iddiam yok ama anladığım kadarıyla olaylar şöyle gelişti: İsrail bir gece önce Suriye’nin güneyindeki radarları vurarak İran’ın erken uyarılmasını engelledi5, sonraki gece İran içinde bağlantılı olduğu unsurlar eliyle İsfahan’daki hava savunmasını meşgul edecek dronlar yolladı. İran bunların hepsinin düşürüldüğünü iddia ediyor ama zaten yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bunun bir önemi yok, amaç radarları yanıltmak, fakat ülke dışından bir saldırı olmadığı konusunda da ısrarcılar. Aynı anda İsrail savaş uçakları, hiç değilse bir kolu, Suriye-Ürdün-Irak sınırının kesiştiği noktadan ya da biraz daha Irak içinden İsfahan’a doğru Blue Sparrow füzelerini yolladılar. Nitekim Reuters’e konuşan anonim İsrail yetkilileri İran içine havadan karaya füze atıldığını doğruluyor. Sabah İran sınırına yaklaşık yüz kilometre mesafede Irak topraklarında üç adet İsrail yapısı Blue Sparrow füze motoru (booster) bulundu. Bilinen füze teknolojisi düşünüldüğünde hiçbir savaş başlığının taşıyıcıdan ayrıldıktan sonra o noktadan İsfahan’a ulaşmasını bırakın, yüz kilometre daha gidip İran sınırına ulaşması bile zor.

Peki, kim doğru söylüyor? Buna yanıt veremem, bu yüzden bunu ayrı bir başlıkta sormuyorum. Batı yanlısı OSINT hesapları Natanz’ı koruyan radarlardan birinin düşük çözünürlüklü uydu resimlerinindeki bir karaltıya işaret edip bunun bir isabet olduğunu iddia ediyorlar, yani dördüncü bir füze yoluna devam edip bu radar antenini vurmuş olabilir. Diğerleri ise bu karaltının mükemmel dikdörtgen şeklinden ötürü bunun antenin üstündeki kamuflaj ağının gölgesi olduğu iddiasındalar.6 İranlı komutan da zaten İsfahan’da bir askeri radar anteninin önünde dışarıdan bir saldırı olmadı sadece içeriden bir sabotaj saldırısı oldu açıklaması yaptı, yani egemenliğimize halel gelmedi diyorlar. 

Bana sorarsanız “Irak semalarında üç füzeyi düşüren nedir? sorusu daha ilginç çünkü açıkçası ya İsrail, İran hava sahasına girmeden füzelerini kendi kendine etkisiz hale getirdi ki bunu niye yapsın? Açık kaynaklardan bildiğimiz savaş teknolojisi doğrultusunda diğer seçenek elektronik harp vasıtalarıyla düşürülmeleri ki bu durumda akla yakın olan sorumlu ABD’dir. Ama tüm bunlar spekülasyon.

Bu saldırının sonucundan İsrail’de hoşnut olmamalı ki ertesi gece Irak’ta Haşdi Şabi karargahını vurdular. Açıkçası, benim kanaatim, İran’ın istediği stratejik caydırıcılığı İsrail’e karşı tesis etmiş olduğudur. Ama bu önemli değil, soruları sorma amacım da bu tespiti yapmak değildi. 

Başa dönelim tek kutupluluk zayıflıyor, var olan emperyalist merkez bu duruma razı olmayacak. Karşısında gördüğü güce yani öncelikli olarak Çin, Rusya ve İran’a saldıracak. Rusya zaten savaşta, Çin için Hindistan’dan yüz bulmayınca uluslararası hukuka göre halen Çin’in sadece ayrılıkçı bir eyaleti olan ve çeşitli antlaşmalarla tarafların barış içinde çözüm taahhüdünde bulunduğu Tayvan meselesi kaşınıyor. 

İran’a kim saldıracak?

Peki, İran’a kim saldıracak? Esas soru bu. Azerbaycan’ı yöneten diktatör her ne kadar İsrail ile sıkı fıkı olsa da merhum babasından miras bilgelikle Güney Kafkaslarda Rusya’yı açıkça karşısına alacak bir adım atmayacaktır. Geri kalan ülkeler içinde tek aday Türkiye’dir. Bana neredeyse dört asırlık Kasr-ı Şirin dengesinin bozulabileceğini düşündürten bu son olaylara dair yandaşından fondaşına, yani ülkenin tüm mahallelerini temsil eden mecralara baktığımda gödüklerim ve duyduklarımdır. İslamcısı çoğunlukla tekfircilik düzeyinde mezhepçi olduğu için, seküleri koşulsuz batıcılığından, milliyetçisi7 ise zaten NATO imalatı kaynaklı fabrika ayarlarından İran’a dair anlatılacak her Saddam’ın askerleri kuvözdeki bebekleri öldürdü hikayesine inanmaya dünden hazırdır. İran saldırısı gecesi sosyal medyadaki sözde “defaitist” tepkileri görünce o “devrimci defaitist” arkadaşların böyle bir hikayeyi en çok şişirecek kimseler olduğuna da kani oldum. Çok kutupluluk yükselirken “latent” Atlantikçilk barış yanlısıymış gibi görünmeye çalışıyor, proletarya devrimciliğine dayalı bir barış hareketi bugün çok daha acil bir ihtiyaçtır.


  1. Uluslararası hukuktan farklı olan kurallara bağlı düzen ABD’nin spesifik bir vakayla alakalı görüşünün kural olması dolayısıyla da bunun isteğe bağlı değişebilen ve hep hegemona yarayan bir hüküm belirtmesi anlamına geliyor. Böylece Ruslar bir hastane vurduğunda bir savaş suçu, ABD (Afganistan Kunduz’da yaptıkları gibi) vurduğunda bir hata, İsrail vurduğunda ise bazen hüküm verilmeden önce sonsuza kadar araştırılması gereken karışık bir olay, bazen de meşru müdafaa olabiliyor. ↩︎
  2. Burada şu yazıyı hatırlatmak isterim: İlericisiyle Gericisiyle “Keşke İsrail Olsak” Koalisyonu ↩︎
  3. Bu konu bile Türkiye’de kimi mecralarda “elçilik binasının yanındaki bina” diye çarpıtılarak aktarıldı, oysa bu elçinin ofisinin olduğu bina olmasa da elçilik yerleşkesindeki hizmet binalarından biri. Cenevre Konvansiyonu elçilik yerleşkesinde kaç bina olabileceğine dair bir sınırlandırma getirmediği gibi bu konudaki karar merciini de anaakım batı basını değil, ev sahibi ülke olarak belirliyor. ↩︎
  4. Satürasyon saldırısı düşman hava savunmasını şaşırtacak kadar çok sayıda çöpün düşman radarlarını afallatması, bu arada saldırganın hem düşman hava savunmasının dizilimini anlaması hem de aradan esas vurucu gücünü hedeflere ulaştırmasına deniyor. Nitekim Ruslar Ukrayna’ya karşı artık emekliye ayırdıkları roketlerini hatta meteoroloji balonlarını önce salıyor daha sonra pahalı hava savunma birimlerini hipersonik füzelerle avlarken diğer seyir ve balistik füzeleriyle de Ukrayna altyapısını imha ediyor. Dolayısıyla böyle bir saldırıda yüzde hesabı yapmak düpedüz ahmaklık. ↩︎
  5.  İran’ın erken uyarı sisteminde bu Suriye’deki radarlar neyse İsrail için Kürecik’teki radar odur. ↩︎
  6. Bu kamuya açık resimler düşük çözünürlüklü olmalarından ötürü yanıltıcı olabiliyor, nitekim İran saldırısından sonra İsrail’in Dimona’daki nükleer tesisinden gelen resimlerdeki bir başka karaltıya işaret edip buranın da isabet aldığını iddia eden OSINTçiler oldu. ↩︎
  7. Azerbaycan Dağlık Karabağ’da hakimiyetini yeniden tesis ettiğinden beri bu konudaki en hevesli kesim milliyetçiler. Nahçıvan ile Azerbaycan arasında karayolu irtibatı sağlayacak koridor konusunda şimdiden savaşmaya talip gözüküyorlar. Ermenistan’la, dolayısıyla Rusya ile doğrudan bağlantılarından birini NATO üyesi bir ülkenin kontrolünde kesecek bu hamlenin İran’ın kırmızı çizgilerinden biri olduğu biliniyor. ↩︎

Son Eklenenler