Salı, Nisan 16, 2024

Bir memleket meselesi: Meslek lisesi

Meslek liseleri, Koç Holding’in projesinin adında olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti devleti ve sermayesi için ilk yüzyılından ikinci yüzyılına taşıyacağı bir “memleket meselesi” gerçekten. Şöyle ki, henüz 1923’te İzmir İktisat Kongresi’nde dönemin vekilleri çıraklık okullarının açılmasını teklif etmiş ancak kabul ettirememişti. 1923’ten 1940’a kadar küçük adımlarla ilerleyen meslek liseleri hikayesi, 1940’lı yıllarda her ilde bir meslek lisesi politikasıyla dönemin kalifiye işçi ihtiyacına cevap veren bir şekle büründü. 1970’lerin sonundan itibaren okullar ile işletmeler arasındaki işbirliğinin güçlenmeye başladı ve merkezi otorite ile sermaye paydaşlarının arasındaki iletişimin arttı. Milli Eğitim Bakanlığı ile Ankara Üniversitesi’nin ortaklaşa yürüttükleri, 1977-1978 öğretim yılında pilot bölgelerde uygulamaya konulan “Okul Sanayi Ortaklaşa Eğitim Projesi” (OSANOR) projesiyle meslek liselerinden doğrudan sanayiye işçi sağlanması, liselerin mesleki ve teknik eğitimine ilişkin verilecek kararlarda sermaye kesimlerinin de fikirlerinin alınması ve uygulamaya dahil edilmesi süreci başladı. 

OSANOR ile başlayan süreç sayesinde 1990’lardan itibaren neoliberal küreselleşmenin küresel tedarik zincirlerinin buralardaki ayakları üzerinden yeniden şekillendirdiği Anadolu coğrafyasının ve onun devlet desteğiyle iyice semiren yeni yerli sermayesinin taze kan ihtiyacı meslek liselerinden karşılanır oldu. Devlet “meslek lisesi memleket meselesi” sloganı etrafında oluşturulan kampanya görece yeni duyulmuş olsa da bu 30 yıllık bir çalışmanın açığa çıkardığı bir sömürü gerçeği. Solda, yani bizim mahallede ise meslek lisesi konusu henüz doğru düzgün tartışılmış bile değil. Birkaç röportaj hariç konuşulduğuna tanık dahi olmadık. Oysa görüyoruz ki sermaye grupları küresel tedarik zincirlerinde yer edinme mücadelelerinde meslek liselerini uzun zamandır bir araç olarak kullanıyorlar.

Eğitimde 4+4+4 sistemine geçilen 2012’den itibaren AKP yukarıda bahsettiğimiz sermaye odaklarının ihtiyaçları ve istekleri doğrultusunda her yerde meslek liselerinin kurulmasını sağladı. Memleketin dört bir yanında yerel, ulusal, uluslararası sermayenin o anki acil ihtiyaçlarına dönük meslek lisesileri açıldı. O kadar ki, Samsun’da özel olarak Koç grubunun arabaları için parça üretecek meslek liseleri tahsis edildi. Koç Grubu da lise müdürlerine sus payı olarak Ford araçlar hediye etti. Antalya’da Kültür ve Turizm Bakanı’nın otelindeki işçi ihtiyacı için kurulan Uygulamalı Otel bölümü bizzat Maxx Royal Otel’in içinde açıldı. Anadolu’daki küresel fabrikanın talepleri neyse koşulsuz şartsız uygulayanlar memleketin dört bir yanını 12 yaşındaki çocuklar için cehenneme çevirdi. Meslek liseliler her işe koşulsuz şartsız koşmak zorunda olduğu -yoksa stajları patron tarafından yakılabileceği- için iş kazalarında yaralandı, sakat kaldı ve öldürüldü. 

Küresel değer zincirlerinin hiyerarşisinin daha aşağılarında yer alan yeni sanayi şehirlerinden, bu hiyerarşide konumu çok daha belli olan işçi kentlerimize kadar her bucakta bir “memleket meselesi” varmış gibi davranılmaya başladı. Meslek lisesi öğrencilerinden ailelerine, akrabalarına, komşularına kadar herkes ikna edilmiş durumda. Memleketin size ihtiyacı var, ama her yerde, her an ihtiyacı var. Uşak’ta veya Kars’ta bir ilçede sanayi sitesine girdiğinizde meslek liseliler aracılığıyla yapılan emek sömürüsüne tanık olabilirsiniz, Gemlik’te Togg fabrikasına girdiğinizde de. Meslek liselilerin sömürülmesine, “Burası bizim ülkemiz!” diyen Koç Holding meslek lisesi kurup buralarda araba parçalarını ürettirerek katılırken, Erzurum’daki küçük burjuva zorunlu staj süresince dükkanın tüm angarya işlerini yaptırarak, 12 saat çalıştırarak, maaş ödemeyerek katılıyor. Meslek liselilerin çalışma koşullarını düzenleyen bir yasa yok. Yönetmelik tamamen patronların emirleriyle belirleniyor. 

Herkes bu büyük sömürü makinesinin bir ucundan tutmuş durumda. Yaptığımız görüşmeler sayesinde anladık ki üniversitelerin içinin boşaltılması, bu kurumların birer zaman geçirme, vakti erteleme aracına dönüşmesi, artık okuyarak sınıf atlama hayallerinin neredeyse tümden geçerliliğini yitirmesi sonucunda çoğu meslek liseli artık üniversite okumak istemiyor. Proleterleşme hikayeleri zaten yasalar nezdinde çocuk sayıldıkları yaşlarda başlıyor. Birçoğu uzun yıllardır süren servet transferleri yoluyla borçlandırılmış işçilerin çocukları. Yine birçoğu ne kadar hızlı çalışmaya başlarsam o kadar hızlı bu sıkıştırıldığım alanlardan kurtulurum düşüncesine sahip. Ancak sermayenin ve devletin onlar için planları başka. Son üç yılda açılan devlet liselerinin üç katı sayıda özel meslek lisesi açıldı. MESEM’lere devasa bütçeler akıtılıyor. Stajlar 1. sınıfın sonunda başlıyor ve üç yıl sürüyor. Önceki sene 1.848.000 öğrencinin staj yaptığı ve bu sayının her sene katlanarak arttığı düşünülürse sermayenin nasıl bir kölelik düzeni oluşturduğu konusunda kafamızda bir şeyler netleşmeye başlayabilir. Bu düzende üç yıl boyunca asgari ücretin üçte biri gibi komik bir maaşa ikna olmanız bekleniyor. 

Peki, bu kadar korkunç bir sömürünün devamını nasıl sağlıyorlar? Bu soruyu sormalıyız çünkü yukarıda anlattıklarımıza bakınca siz de “bu şartlarda çalışılmaz, salak olmasın çocuklar da başka bir yerde işe girsinler” diyebilirsiniz. Nihayetinde işçi olmuş bir kere çocuklar…

Öncelikle burada MEB’in 2019-2023 arasındaki strateji planında “mesleki ve teknik eğitimin görünürlüğünü artırmak” için ayırdığı bütçeye dikkatinizi çekmek istiyorum: 7.800.000.000 TL, bu sadece meslek liseleri daha görünür olsun diye harcanan para. Bu devasa meblağ sermaye sınıfını memnun etmemiş olmalı ki Erzurum Ticaret Odası başkanı geçtiğimiz günlerde görüştüğü Milli Eğitim bakanından meslek liselerini daha fazla teşvik etmelerini rica ediyor. Ailelerin çocuklarını meslek liselerine göndermediğini söyleyen oda başkanı bakana görevini yapmasını söylüyor. Oysa bakan bey şehrin göbeğinde iki meslek lisesi yapımı için arazi hibe edilmesi talimatını vermişti o gün. 

Bu talep sadece Erzurum’dan yükselmiyor tabii. Sinop’ta OSB’de ara eleman ihtiyacından bahseden yerel sermaye de bakana sesleniyor. Herkes bu “memleket meselesinin” bir ucundan tutmuş durumda. Memleketin dört bir yanında, Express ekiyle çıkan basılı ve online yayınlarda bu okullar sayesinde çocukların nasıl daha hızlı aile ekonomisine katkı sağlayacağı, yerel sermayenin gelişimi için ne kadar önemli oldukları, okurken ürettikleri basit emek ürünlerinin değerleri, yarattıkları ciro ve “savunma sanayi” için ne kadar vazgeçilmez olduklarına varana kadar çocuk işçiliğin birçok farklı bahaneyle meşrulaştırılmasına tanık oluyoruz. Meslek liselilerin yaşadığı kazalarından, çalışırken uğradıkları mobbingden, ölümlerinden bahseden haberler ya hiç yapılmıyor ya da yapıldığı gibi siliniyor. Örneğin Trabzon’da bir meslek lisesi öğrencisi sanayi sitesinde torna tezgahında çalışırken kaza geçiriyor. Bölgede hatırı sayılır bir okuru olan Kuzey Express haberini yapıyor. Aynı gün gazeteciyi önce belediyeden arayıp tehdit ediyorlar, sonra da emniyetten. 

Yine de modernleşen, küresel tedarik zincirlerine dahil olan Türkiye sanayisinde çocuk işçilik hâlâ burjuvazinin istediği seviyede değil. Çünkü iktidarın OSB’lerde, şehir merkezlerinde sermaye devlerini memnun etmek için attığı adımlar yerel sanayi sitelerinde, küçük işletmelerde memnuniyetsizliğe sebep oluyor. İktidarın da bu konuda yeteri kadar memnun olmadığını 2019’da çıkardığı plandan anlayabiliyoruz. MESEM gerçekliği ülkenin dört bir yanını sarmış olsa da devlet bölgedeki diğer ülkelerle kıyaslandığında yüksek bulunan asgari ücretin acısını işçi sınıfının çocuklarından çıkarıyor. Anadolu’daki küresel fabrika büyüdükçe sermayenin “memleket meselesi” de büyüyor. Fakat bizim için esas memleket meselesi meslek liseli milyonların ve daha nice işçinin sömürülmesinin coğrafyası olan küresel fabrikanın örgütlenme mücadelesi olmalı.

Son Eklenenler