Çarşamba, Temmuz 6, 2022

Yeni spor yasa tasarısında pek de yeni bir şey yok

Geçtiğimiz hafta AKP ve MHP vekillerinin ortak çalışması olan yeni “Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Teklifi” TBMM’nin ilgili komisyonundan geçti. Meclis’te de oylanarak teklifin kanunlaşması bekleniyor. Spor basınının bir kısmı ‘siyaseten riskli’ gördükleri bu konulara hiç karışmıyor, bir kısmında ise gönülsüz bir övgü ve umut var. Konuyu merkez medyadan okuduğumuzda vurgulanan birkaç konu var:

  • Spor kulüpleri şirketleşecek, uygulanacak ‘denk bütçe’ düzenlemesi ile bu yasanın kulüplerin artan borçlarının önüne geçmesi hedefleniyor,
  • Kulüp yöneticilerinin kendi görev sürelerinde oluşan borçlanmalardan şahsi mal varlıkları ile sorumlu olmaları öngörülüyor. Kanun hükümlerine uygun olmayan şartlarda borçlanma kararlarına imza atan yöneticiler yargılanacak,
  • Menajerlerin oyuncularla imzalayabilecekleri sözleşmelere bazı süre ve maddi sınırlar getiriliyor,
  • Seçilen yönetimlerin borçlanma yetkilerine maddi üst sınırlandırmalar da getiriliyor,
  • Kulüplerin yapacağı ödemelerde banka kanalı zorunluluğu olacak, bu yöntemle şeffaflık sağlanması hedefleniyor.

Elbette bütün bu düzenlemeler için en fazla “rivayet ediliyor” diyebiliriz. Zira bunlar yeni spor yasasına ilişkin yalanlar ya da en hafif tabiriyle naif beklentiler.

Belki alt liglerdeki birkaç kulüp, genel kurullarında işler karışır da mahkemeye yansırsa bu hükümlerden etkilenebilir ama pratikte göreceğiz ki bildiğimiz anlamda üst seviye liglerde oynayan takımların yöneticileri bu kanun maddelerinden de çeşitli yöntemlerle muaf tutulacaktır. Kulüplerimiz zaten düzenli olarak transferlerinde çeşitli hülle, kuralın etrafından dolanma ve usulsüzlükler yapıyorlar; bu duruma alıştık. Daha birkaç hafta önce sezonun ortasında görevlerinden alınan hakemler, başvurdukları tahkim yargılamasını kazanmış olmalarına rağmen Merkez Hakem Kurulu bile hukuk kurallarını uygulamaz ve bu hakemleri görevlerine iade etmezken bir yasa tasarısı ile futbol ekonomisinin karanlık ilişkilerinin tasfiye edilemeyeceği çok açık. Daha önce Sporda Şiddetin Önlenmesi’ne ilişkin yasanın uygulanmayışı ve kişilere ve durumlara göre değiştirilişinde de gördüğümüz üzere, bu ülkede egemenlerin en önemli kukla oyunlarından biri futbol haline gelmiştir ve burada kanunlar yalnızca egemenlerin çıkarlarına ve güç ilişkilerindeki dengelere göre uygulanır.

Türkiye’de futbol kulüplerinin toplam borcu 30 milyar lirayı aştı bunun yarısından fazlası ‘4 büyükler’ diye tabir edilen kulüplerin borçlarından oluşuyor. Dernekler halinde örgütlenmiş futbol kulüpleri bu akıl almaz bütçeleri doğru düzgün bir mali denetimden uzak biçimde idare ediyorlar. Senelerdir ‘paralı başkanların’ gelip kurtarması beklenen kulüplerin borçları artıyor. Bugün çıkardıkları yasa tasarısı ile bu durumu çözeceklerini iddia edenler ise on yıllardır bu mantıksızlığı körükleyenler. Bu uğurda devletin tüm imkanları da kullanıldı. Vergi afları çıkartıldı, örtülü ödenekler kullanıldı. Türkiye’de bu denetimsiz piyasada dönen para ve siyasi/medyatik rant o kadar büyüdü ki profesyonel futbolun tüm alanları (menajeri, hakemi, yöneticisi vs.) mafyatik ilişkilerle çevrelendi. Bugün hep bir ağızdan bahsedilen teknik iflas ile karşı kaşıya kalındığında piyasanın denetlenmeye ihtiyacı olduğu akıllara geldi. Zaten kapitalizmin özü budur. Her şeyi yıkar, yağmalar, sömürür, tüketir bu sırada piyasanın görünmez elinin işleri hizaya sokacağı yalanı söylenir sonunda da ortada iflas dışında bir seçenek kalmadığında denetlemenin ve düzenlemenin gerekliliği anlatılmaya başlanır.

Eskilerin ünlü ‘cambaza bak’ hikayesindeki gibi medya üzerinden yayılan yalanlara da elbette inanmayacağız. Yasanın asıl hedefinde iki konu var. Birincisi bu yasayla hem federasyonlar hem kulüpler üzerindeki örtülü bürokratik baskı kalkıyor ve bunun yerine doğrudan cumhurbaşkanlığı/bakanlık baskısı başlıyor. Hem kuruluş hem de denetleme aşamalarında federasyon ve kulüpler üzerinde yürütmeye geniş yetkiler tanınmış.

Asıl ve daha da baskın ikinci mesele ise ‘kulüplerin şirketleşeceği’ cümlesinde gizli. Yasayla getirilen asıl düzenleme, kulüplerin birer anonim şirkete dönüştürülmesi, mevcut dernek yapılarının değiştirilerek alım satım konusu olabilecek ticari işletmeler haline getirilmesi. Zaten yıllardır ‘teknik iflas’ konumundaki kulüpler, paralı başkanların hibeleri ve devletin stadyum inşaatları, vergi afları ve örtülü ödenekten yaptıkları destekler ve siyasi baskılarla sağlanan yayın gelirleri ile ayakta duruyor. Bu yapılar özünde ekonomik olarak batık durumda. Yıllardır bu durumdan faydalanan devlet, siyasi iktidar ve rantçı yöneticiler ise şimdi gözünü daha yükseklere dikmiş durumda. Bu yasayla, ekonomik faturayı kendi sırtından alıp kulüplerin sırtına yüklüyor. Kulüpler tüzüklerini yasaya uygun biçimde değiştirip anonim şirkete dönüştüklerinde, iflas etmeleri durumunda satın alınması kolay birer hedef haline gelecekler. Parayı basan zenginler, 100 yılı aşkın camialara kolayca sahip olacak. Anlayacağınız karınları doymadı. Milyarderler emekçilerin sofrasında kalan son keyif kırıntılarını da kendi sofralarına meze yapmak istiyor.

Dahası bu piyasalaşma yalnızca futbolla ilgili de değil. Yasa tüm spor dallarını kapsayacak biçimde hazırlanmış. Herhangi bir dalda spor faaliyeti gösteren tüm kurumlar için zamanla anonim şirkete dönüşüm öngörülüyor. Yani spor faaliyeti yalnızca ticari kazanç elde etme amacıyla yapılabilecek bir etkinlik.

İzlenmesi gereken patika bu yasada belirtilenlerin tam tersi yönde. Neredeyse her branşta dibi gören ülke sporunun toparlanması için katılımcı, şeffaf, denetlenebilir, eşitlikçi, demokratik, bilimsel ve etik bir spor politikası benimsenmelidir. Spor ortamında bugüne kadar süregelmiş tüm ötekileştirici unsurların engellenmesi ve bugüne kadar spor alanlarından ötekileştirilerek uzaklaştırılmış tüm grup ve yönelimlere spor faaliyetlerinde yer alma bakımından fırsat eşitliğinin yaratılması öncelikli gerekliliklerden bir diğeridir.

Mevcut düzende tüm bunları önceleyen bir yasa tasarısı zaten beklemiyorduk. Getirdikleri yeni yasayla işlerin düzeleceğine inanacak kadar da saftirik değiliz. Belki bugün gerekli yasaları çıkartacak güçte ve örgütlülükte değiliz ama yarınların neler getireceğini örgütlü mücadele belirler.

Son Eklenenler