Pazartesi, Mayıs 23, 2022

Yemen’in yoksulu, Körfez’in zenginini vurdu

Zengin, sofrasına çöktüğünde itiraz etmeyen yoksulu çok sever. Kendine karşı koyanı ise boğazına kaçmış kılçık gibi görür.  Ne yutabildiği, ne de tükürebildiği küçücük bir kılçık sonunda en güçlüyü bile sofradan kaldırır. Dünyanın en yoksulları arasındaki Yemen direnişçilerinin, Abu Dabi’den Washington’a kadar uzanan dünyanın en zenginleri karşısındaki konumu budur.  Çaresi yok; zalim, başkaldıran mazluma yenilecektir.

***

17 Ocak Pazartesi sabah saatlerinde Birleşik Arap Emirliklerinin (BAE) başkenti Abu Dabi’de ulusal petrol şirketine ait dolu haldeki üç petrol tankeri ve uluslararası havaalanı yakınındaki bir şantiye, Sana hükümetine bağlı Yemen Silahlı Kuvvetleri tarafından vuruldu. Olayın ardından Twitter hesabından bir açıklama yapan askerî sözcü Yahya Seri “BAE’nin derinliklerinde geniş çaplı özel bir askeri operasyon gerçekleştirdiklerini ve ayrıntılarını yakında paylaşacaklarını” söyledi.[1] Patlamada biri Pakistanlı ikisi Hindistanlı üç işçi yaşamını yitirirken 6 kişi yaralandı. Seri daha sonraki açıklamalarında saldırıların SİHA ve balistik füzelerle yapıldığını, sivillerin önemli tesislerin yakınına yaklaşmaması gerektiğini duyurdu. Olayın ilginç yanı, BAE’nin böyle bir saldırıyı ilk kez resmî olarak kabul etmesiydi. Abu Dabi polis müdürlüğü bir açıklama yaparak, saldırıya uğrayan bölgelerde dron parçaları bulunduğunu belirtti ve BAE yöneticileri intikam sözleri vererek, Yemen direnişçilerini suçladılar. 2017’den beri Yemenli direnişçiler Suudi Arabistan (SA) ve BAE’ye benzer saldırılar yaptıklarını açıklıyor ama bu haberler BAE’li yetkililerce yalanlanıyordu.

Saldırının ardından SA uçakları Yemen’in başkenti Sana’yı bombalayarak çok sayıda sivilin ölümüne neden oldu.  Yanı sıra, Yemen’in orta kesimlerindeki petrol ve doğal gaz yatakları ve bunlara ait işleme tesislerinin olduğu Marib kenti çevresinde, SA ve BAE tarafından desteklenen milis güçleri saldırılarını arttırdılar. Konunun başka bir boyutu ise bu gelişmelerin medyada yanlış bir biçimde “vekâlet savaşı” gibi aktarılmasıydı. Olaylar İran yanlısı ve isyancı Husi Aşireti ile Arap Koalisyonunun desteklediği meşru Aden hükümeti arasındaki çatışma gibi sunuluyordu. Sanki İran mezhep kışkırtması yoluyla stratejik önemi bulunan Yemen’i ele geçirmeye çalışıyor,  buna karşılık SA ile BAE hem kendilerini savunmak, hem de meşru yönetimi desteklemek amacıyla gelişmelere müdahale ediyordu. Oysa gerçek bunun tersiydi ve ülkede yalnızca Husilerle diğerleri değil, başkaları da çatışıyordu. Ayrıca toprakları işgal edilen Yemenliler de Husilerle birlikte savaşıyorlardı.

Yemen’in şu anki durumu

Yemen’de şu an sürmekte olan savaş, 2014’te Husi Aşireti öncülüğündeki isyanla Başkent Sana’nın ele geçirilmesinin ardından başladı. Halk uzun yıllardır ceberut yönetimlerin yolsuzluklarına ve 1996’dan beri uygulanan IMF politikalarının yoksullaştırıcı sonuçlarına tepki gösteriyordu. 30 milyonluk Yemen nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan Husiler, liderleri Bedreddin El Husi’nin Ali Abdullah Salih yönetimine karşı 2003’te isyan çağrısında bulunması üzerine kitle eylemlerinin öncülüğünü ve örgütleyiciliğini üstleniyorlardı. Salih’in 2004’te aşiret liderini öldürtmesi, isyan dalgasını yükseltti. İstikrarsızlığı gidermek için muhalefetin de desteğini alan Salih’in eski yardımcısı Mansur Hadi, tek aday olarak katıldığı 2012 seçimini kazanarak devlet başkanı oldu. Ancak durumun değişmemesi üzerine halk protestolara devam etti ve başta ordu olmak üzere birçok devlet kurumunun halktan yana tavır alması sonucu Başkent Sana isyancıların eline geçti. Buradaki gelişmelerin kendi halkını da etkileyerek saltanatını tehdit edeceği kaygısını hiçbir zaman yitirmeyen Suudi Hanedanı duruma hemen müdahale etti ve Sana’nın ele geçirilişini meşru hükümete yapılmış “darbe” diye değerlendirerek, devrik Devlet Başkanı Hadi’yi tekrar iktidara taşımak amacıyla yeni yönetime karşı savaş başlattı. Bu süreçte 2015 yılında Hadi Devlet Başkanlığından istifa etti. Bir süre ülke dışına çıktıysa da geri gelerek tekrar siyasete dahil oldu. Tüm bu gelişmeler sonucu bugün biri Sana’da isyancıların kurduğu, diğeri Aden’de Hadi’nin başında olduğu hükümet olmak üzere, ülke fiilen ikiye bölündü.

Savaşın başlangıcında SA öncülüğünde Arap Koalisyonu ve Aden hükümeti ülkenin güney bölümüne, Sana hükümeti kuzey ve batı bölgelerine egemendi. Çöllerle kaplı olan ve genellikle Bedevi aşiretlerinin yaşadığı doğu tarafında ise El Kaide’nin varlığından bahsediliyordu. ABD ve İngiltere,  Koalisyon güçlerinin arkasındaydılar. Arap coğrafyasında İsrail’den sonra en etkili güç olmayı hedefleyen BAE bu atak tutumunu Yemen’de de gösteriyor ve sahada muharip güç bulunduruyordu. Yemen toprakları savaşın başından itibaren Koalisyon tarafından kara, deniz ve havadan ablukaya alındı. Bu baskılar, Husilerin İran’la ilişkilerini güçlendirmesine yol açtı. Bugün Yemen’de Şiiliğin Sünniliğe yakın bir kolunu oluşturan Zeydilerin önemli bir bölümü, askeri-siyasi bir örgüt olan Ensarullah çatısı altında yer alıyor. Ensarullah; İran’dan başlayarak Suriye, Lübnan, Filistin, Irak’ta ABD ve İsrail karşıtı direniş hattının bir parçasını oluşturuyor. Ensarullah ülkeyi diğer siyasi güçlerle ortak yönetmeyi amaçlıyor. Hudeyde Limanını elinde tuttuğu için ablukayı kırıp dış dünyayla bağlantı kurabiliyor. Nitekim Ocak Ayı başında Kızıldenizde seyir halinde olan ve SA’ya silah taşıyan BAE bandıralı bir gemiye el koyarak, bu yöndeki gücünü göstermişti.[2]

Yemen’de süren savaşta bugüne dek 130 bin dolayında can kaybı yaşandığı tahmin ediliyor. Ülkenin üçte ikisi yerinden olmuş durumda. Eğitim, sağlık hizmetleri, üretim durduğu için toplumun büyük çoğunluğu hastalık, yetersiz beslenme ve kıtlık tehdidi altında yaşıyor. Son olarak 2018’de Stockholm’da varılan barış anlaşması, ülke halkının kendi kaderini tayin etmesine fırsat verilmediği için işlemiyor. Bu süreçte savaş yoksulların canını alırken, zenginlerin parasına mal oluyor. Bu nedenle Koalisyon güçleri savaşın yüksek maliyetini karşılamakta zorlanıyor ve politikalarında bazı değişiklikler yapıyorlar.

BAE 2019’dan itibaren Yemen’deki askerlerini önemli ölçüde çekti ve Sana hükümetine yıkmak yerine ülkenin güneyinde ayrı bir devlet kurulmasına ağırlık vermeye başladı. Bu amaçla yerel milislerden oluşan bir güç eğitti. Şu an “Güney Geçiş Konseyi” adı altında ve zaman zaman Aden’deki Hadi hükümetiyle de çatışan güçleri destekliyor. BAE, Yemen açıklarındaki adalarda, Somali’de ve yakında bağımsız bir devlet olmaya hazırlanan Somaliland’de askerî üs ve limanlar kurarken, gücünü belirsiz bir savaşta harcamak istemiyor.

Hadi’nin en büyük destekçisi SA. Ancak savaşa ağırlıklı olarak uçak ve füzelerle katıldığı için bu desteğin sonucu tayin edici bir önemi bulunmuyor. Hadi’nin kitle desteğini, Müslüman Kardeşlerin Yemen kolu olan Islahat Partisi oluşturuyor. SA dünyanın geri kalanında bu örgüte düşman olsa da, Yemen’de dostluk içinde. Dolayısıyla Aden yönetimini ele geçirmeyi amaçlayan BAE, Islahat Partisine düşman. Bu nedenle Güney Geçiş Konseyi ile Aden yönetimi ve Müslüman Kardeşler arasında çatışmalar yaşanıyor. BAE ve SA bir yandan Yemen’de karmaşık bir çatışma sarmalı içinde yer alırlarken, diğer yandan İran’la diplomatik görüşmeler sürdürüyorlar. Göründüğü kadarıyla Yemen’de tek bir devlet çatısı yerine parçalı bir siyasi yapı için anlaşmaya çalışıyor olabilirler. Böyle bir anlaşma Kızıldeniz’de güvenli bir yer edinmeyi amaçlayan İran’ın işine gelebilir. Ancak bu tür bir gelişmenin İsrail ve ABD tarafından hoş karşılanacağı beklenemez. Dolayısıyla bu ülkelerin, savaşın mevcut haliyle sürmesinden yana oldukları düşünülebilir.

Önceki yönetimlerin aksine Yemen’de barışı sağlama sözü veren ve Husileri “terör örgütü” listesinden çıkaran Biden, SA ve BAE’ye silah satışını sınırlandırmıştı. Ama bu yolda somut adım atmayarak, sınırlı da olsa silah satışına tekrar verdiği onayla savaşın aynı pozisyonda sürmesinden yana görünüyor. [3] Geçen yılın sonunda ABD,  SA’ya 640 milyon dolarlık havadan havaya füze satışını onayladı. Bu satış her ne kadar Yemen’den gelebilecek füze saldırılarına karşı Suudilerin kendini savunma amaçlı olsa da, kıtlık tehlikesiyle yüz yüze olan Yemen için hiçbir şey yapmamayı olağanlaştırmak demektir. Suudilerin bir petrol tesisi havaya uçarsa önemli ama milyonlarca Yemenli çocuğun açlıktan ölecek olması önemsiz…

***

TBMM Başkanı Şentop BAE’ye yapılan saldırıyı şiddetle kınadı. Bir yandan TC ve BAE merkez bankaları arasında swap anlaşmaları imzalanır, diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan BAE’yi ziyarete hazırlanırken bu gayet normal görünüyor.  Oysa iki ülkenin Yemen politikaları bir zamanlar bu kadar uyumlu değildi.

Bir ara medyada Türkiye’den Yemen’e silah kaçırıldığı ve Müslüman Kardeşlerin buradaki kolu olan Islahat Partisine destek verildiğine ilişkin sıkça haberler çıkıyordu. Bunlardan birinde, Dubai polisinin silah yüklü bir gemiye el koyduğu belirtiliyordu.  [4] Başka bir haberde ise Aden Limanında yakalanan silahlardan bahsediliyordu. [5] Ancak Müslüman Kardeşlerin Mısır’da başarısız olmasının ardından ve dünya konjonktürünün de değişmesiyle, giderek bu politikadan uzaklaşıldı. Nispeten büyük güçler, Yemen gibi stratejik bakımdan önemli ülkeleri tarih boyu hep ele geçirmek istemişlerdir. Bu sömürgecilik döneminde işgal yoluyla oluyordu. Emperyalizm dönemine girilmesi ve sermaye ihracının önem kazanması üzerine bu politikalar yavaş yavaş terk edildi ve ülkeler siyaseten bağımsız olsalar bile ekonomik bağımlılıkları nedeniyle egemenlikleri ipotek altına girebiliyordu. 2. Emperyalist savaştan yakın zamanlara kadar ise, ülkedeki siyasi öznelerle istikrarlı bir işbirliği oluşturmak önem kazanmaya başladı. Bu çerçevede, NATO ve Avrupa Konseyi gibi kuruluşlara girebilmek için “parlamenter demokrasi” gibi koşullar öne sürülüyordu. Son yıllarda ise kapitalizmin küresel ölçekte değişim geçirmesi nedeniyle artık bu da yeterli olmuyor. Ekonomik ve siyasi koşulları ne olursa olsun bir ülkenin önemini yalnızca orada yaşayanlar ya da o ülke hakkında tasarımları olan büyük güçler belirleyemiyor, daha büyük etkenleri hesaba katmak gerekiyor. Örneğin yakın zamana kadar yalnızca büyük güçlerin elinde bulunan balistik füzeleri, artık açlık tehlikesi içinde yaşayan bir halkın savaşçıları da bulup kullanabiliyor. Ama bu olgu ancak savaşın ömrünü uzatıp, elini ateşe sokmadan kaostan beslenmeye çalışanların işine yarıyor. Çin’in sessiz ve derinden ilerleyen “kuşak ve yol” projesinin tetiklemesiyle, kapitalizm küresel ölçekte kabuk değiştiriyor. Bu koşullarda Yemen açıklarında birkaç adayı elde tutmanın, hatta Yemen’i elde tutmanın; strateji belirlemekteki önemi zayıflıyor. Bu tür küçük adımlarla uğraşan güçler devasa bir küresel değişim içinde de etkin olabilmek için bu adımların yetmediğini görüyor ve daha geniş işbirlikleri arıyorlar. Bu yüzden ezenlerin cephesinde dün düşman olanlar hızla dostluğa geçmeye çalışırken, dünün dostları belirsiz rekabetlere doğru ilerliyorlar. Sonucu, ezilenlerin bütün bu gelişmelere karşı başkaldırısının belirlemesi gerekiyor. Tabi yeni koşulları anlamak kaydıyla…


[1] https://tr.mehrnews.com/tag/Yahya+Seri

[2] https://www.gazeteduvar.com.tr/husiler-bae-bandirali-gemiye-el-koydu-haber-1547786

[3] https://www.dw.com/tr/abdden-suudi-arabistana-f%C3%BCze-sat%C4%B1%C5%9F%C4%B1na-onay/a-59728312

[4] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/turk-firmasi-silahlar-kurusiki-sevkiyat-yasal-cercevede-17370269

[5] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yine-kacak-turk-silahi-399904

Son Eklenenler