Çarşamba, Temmuz 6, 2022

Baraj kalktı sorunlar duruyor

Vakıf adı altında özel üniversite açan işletmecilerin verimlilikleri ve kârları düşüyor ve iktidar için üniversitelere dair en ağır sorun budur. Üniversiteye dair yaptıkları tüm sözde yeniliklerde bu durumla alakalıdır. YÖK’ün YKS barajını kaldırmasının da yegâne nedeni budur. Özel üniversitelerin boş kalan kontenjanları doldurulmak istenmektedir.

Türkiye’de öğrencilerin üniversiteye giriş sorununun AKP iktidarı döneminde iyice ağırlaştığı içinden çıkılmaz hale geldiği aşikâr. Üstelik hesapsızca açılan vakıf üniversiteleri ve her şehre üniversite hedefiyle kurulan yeni kamu üniversiteleri boş kalıyor son yıllarda. Böylece bir yanda köklü bir üniversiteye girmek isteyen ama buna imkân bulamayan gençler diğer yandan da sertifika ve diploma satma misyonu dışında kamusal bir faydası kalamayan yaygın bir üniversiteler kurumlar çöplüğü kalıyor. Konuyla ilgili düzenlemeler de giderek atıl kapasiteye işlev bulmak amacıyla hazırlanıyor. Hatırlanacağı üzerine 2021 yılı “ek yerleştirme” işlemlerinde YÖK baraj puanının düşürülmesi kararı almıştı. Temel Yetenek Testi (TYT) puan türünde 150 olan baraj puanı 140, Alan Yeterlilik Testi (AYT) puanı 180’den 170 puana indirilmişti. Bu indirim de vakıfların boş kalan kontenjanlarını doldurmayı amaçlıyordu. Bu puan indirimi bile işe yaramamış (ya da belki tersten çok işe yaramış) olacak ki, YÖK yeni bir düzenleme yaparak baraj puanlarını tamamen ortadan kaldırdı.

YÖK yaptığı açıklamayla Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda “SAY, SÖZ, EA ve DİL puan türlerinde sınav puanı hesaplanması için uygulanmakta olan TYT puan türünde 150 puan almış olma şartı ile yerleştirme puanlarının hesaplanmasında TYT puan türü için 150, SAY, SÖZ, EA ve DİL puan türleri için 180 olan sınav puanı barajı uygulaması kaldırılmıştır.” diyerek yeni bir dönem başlattı.

Temel bilimler dâhil olmak üzere birçok bölümde oluşan boş kontenjanlar, kapatılan bölümler, eğitimdeki nitelik kaybı ve artan genç işsizliğin ardındaki sorunlara çözüm üretmek yerine YÖK, gençlere diploma pazarlamaya çalışmaktadır. Çünkü YÖK, izlediği politikalarla yükseköğretim sisteminde niteliği değil rakamsal verileri önemsemekte, dolayısıyla da gençlerin sadece diploma sahibi olmasıyla yetinmesini tercih etmektedir. Geçen yıl TYT sınavına giren 2 milyon 430 bin öğrencinin yüzde 32’si baraj altı kalmış ve herhangi bir lisans programına kayıt yaptıramamıştır.   

Yani bu yıl sınava giren öğrencilerin, üniversite tercihi yapabilmek için belli bir baraj puanını geçmesi gerekmeyecek.

Siyasal iktidar YÖK eliyle her konuda olduğu gibi eğitim alanındaki başarısızlığını bu tür hamlelerle örtmek istemektedir. Yükseköğretime geçiş sınavında milyonlarca öğrencinin baraj altı kalması ilk ve orta öğretimde niteliğin giderek düşürülmüş olmasının yol açtığı bir başarısızlığın üstünün örtülmesinden başka bir şey değildir. Ayrıca bu hamle ile birkaç meseleyi birlikte düşünmekte fayda var.

  • YKS’de barajın kaldırılması her ile bir üniversite açma politikasıyla boş kalan ve tercih edilmeyen devlet üniversitelerinde ki sandalyeleri doldurmayı,
  • Vakıf üniversitelerine “müşteri” olarak milyonlarca gencin yerleştirilmesiyle kaynak aktarımını ve diploma pazarlamasını sağlıyor,
  • Milyonlarca öğrenci sayesinde işsizlik oranlarını düşük gösterilerek işsizliğin 5 yıl süreyle gizlenmesini sağlıyor,
  • Ve günün sonunda milyonlarca niteliksiz iş gücü ve diplomalı işsizlik üretmeyi sağlayacak,
  • Sorunu çözmek yerine algıyı yönetmeyi tercih ediyor. Yani barajı kaldırdık artık herkes üniversiteye gidecek diyerek gençlere ve ailelerine “umut” vererek seçim yatırımı yapıyor.

YKS’de barajı kaldırmak var olan sorunları çözmez, derinleştirir. AKP iktidarı 20 yıldır çözemediği ve kronikleştirdiği eğitim ve yükseköğretim sorununu barajı kaldırarak çözemez. Bu kısır döngüden çıkış için hükümet bugüne kadar izlediği eğitim ve yükseköğretim politikalarından tamamen vazgeçmelidir. Eğitimde fırsat eşitliği ve kamusal eğitim anlayışı doğrultusunda bütün özel okul ve vakıf üniversitelerini kamulaştırmalıdır. Eğitimin bir hak ve devletin görevi olduğu gerçeğinden hareketle okul öncesinden yükseköğretime nicelik değil niteliği hedefleyen bir yaklaşımı öne çıkarmalı, kamusal, bilimsel, demokratik ve özgür bir eğitim modelini benimseyerek uygulamalıdır.

Son Eklenenler