Cuma, Aralık 3, 2021

BAE-Türkiye ilişkileri: Ülke menfaatlerini koruyan bir diplomasi mi, ekonomik sorunlar nedeniyle dışa bağımlılık mı?

24 Kasım Çarşamba Ankara’ya gelen ve Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme gerçekleştiren BAE veliahtı Muhammed Bin Zayed Al-Nahyan’ın görüşme içeriğinin Türkiye’deki BAE yatırımlarını artırarak ikili ilişkilerin ilerletilmesi ve hatta bu yatırımlara bağlı olarak mevcut olan siyasi gerilimlerin azaltılması olduğu belirtiliyor. Görüşme içeriğine dair resmi açıklama yapılmadığı ve ülke basınında bu konuda fazla haber yer almadığı için konuya ilişkin bilgiler daha çok Ortadoğu basınına dayanıyor.

Monarşi ve yedi Emirlik’ten oluşan federal bir yönetime sahip BAE ile Türkiye arasındaki bölgesel rekabet özellikle 2011 Libya iç savaşı ile belirgin bir biçimde ortaya çıkmış ve her iki ülke nüfuzunu arttırma çabasıyla siyaseten çatışan bölgesel rakipler haline gelmişti. Libya’da yaşananları kısaca hatırlatalım:

Dünyanın önde gelen petrol üreticisi ülkelerinden olan Libya’da Kaddafi yönetimine karşı emperyalizmin desteğiyle başlayan iç savaş kısa sürede büyüyerek ülkenin istikrarsızlığa sürüklenmesine yol açtı. ABD’nin “Şafak Yolculuğu Operasyonu” adını verdiği; İngiltere, Fransa, Kanada, İtalya gibi ülkelerin de katıldığı çatışmalar kısa sürede katliama dönüştü. Kaddafi öldürüldü ve devlet düzeni ortadan kaldırılarak ülke silahlı grupların egemen olduğu yönetim bölgelerine bölündü. Bir tarafta Bingazi’yi içine alan bir bölgenin yönetimini elinde tutan Halife Belkasım Hafter, bir tarafta Trablus’u içine alan bir bölgenin yönetimini elinde tutan Fayez Al-Sarraj ve daha çok ülkenin güneyine hâkim olan milis grupları birbirleriyle çatışmaya başladılar. Bunun sonucu Hafter ve Saraj’ın yönetimleri altında ülke ikiye bölündü.  Türkiye Saraj yönetimine, BAE ise Hafter’e verdikleri destekle savaşın bugüne dek sürmesinin başlıca nedeni oldular. Ve BAE bu süreçte Türk şirketlerine karşı ambargo uygulamaya başladı.

O dönemde Suudi Arabistan’la ortak hareket eden BAE, Türkiye’nin yüksek ciroya sahip şirketlerine ait kargonun kendi gümrüklerinden Suudi Arabistan’a geçişini önleyerek geri çevirdi. Türkiye’de üretilen malların kullanılmaması için kampanyalar başlattı. Yine bu çerçevede BAE,  764 milyon Euro yıllık cirosu ile dünyanın en önemli havalimanı müteahhit ve işletmecilerinden olan TAV ile ADAC (Abu Dabi Airport Company)’a yapılacak olan bir terminal inşaatı için kazandığı ihaleyi feshetmişti. TAV’ın kazandığı ihalenin toplam tutarı yaklaşık 3 milyar dolardı. BAE ticari yaptırımlarla Türkiye üzerinde baskı kurmaya devam etti.

Bölgede Tunus, Suriye, Libya yönetimlerinden Körfez ülkeleri ve Somali’ye kadar uzanan nüfuz elde etme savaşımında karşı karşıya gelen iki ülke arasındaki ilişkilerin yumuşaması teklifi, görüldüğü kadarıyla BAE’den geldi. Türkiye ekonomisinin dövize bağımlı olması nedeniyle girdiği içine düştüğü zor durum ve kaynak arayışına girmesi, BAE’nin hem enerji, savunma sanayi, turizm gibi çoklu ekonomik yatırımlarla Türkiye üzerindeki nüfuzunu artırması ve hem de politik gerilimi düşürmesi için bir fırsat oluşturdu. Bu gelişmede, son zamanlarda BAE’nin Suudi Arabistan’la yaşadığı uyuşmazlıkların ve bölgede yeni müttefikler aramasının etkisi olduğu da düşünülmelidir.

Son Eklenenler