Çarşamba, Temmuz 6, 2022

Çeviri| Başka Charlottesvillere hayır – Keeanga – Yamahtta Taylor (Jacobin)

​Bugün ABD’de en önemli mücadele, ırkçı sağcılığın büyümesine ket çekmektir.

Virgina, Charlottesville’deki beyaz ırkçı taşkınlık, Cumhuriyetçi Parti’nin ırkçı politikalarıyla Donald Trump’ın başkanlığa gelişinin tahmin edilebilir bir sonucuydu.

Sağcı ırkçı şiddetin zincirlerinden boşalması Trump’ın seçilmesiyle oldu. Beyaz ırkçılar sadece Başkan Trump’ın varlığıyla cesarete gelmekle kalmadılar, aynı zamanda Trump yönetiminin beyaz ırkçı örgütlerle beyaz ırkçı saldırıların çarpıcı artışı karşısında sessiz kalması sonucunda da büyük cesaret kazandılar.

Irkçılık karşıtı eylemcilerden Heather Heyer, Trump’ın seçilmesinden bu yana beyaz ırkçılar tarafından katledilen ve sayıları günden güne artan insanlardan sadece biri. Sadece birkaç ay önce, kendilerini ‘alt-Reich” olarak tanımlayan bir grup Afrikalı Amerikalı öğrenci Richard W. Collins III’ü öldürmüştü. Bu yılın başlarında Ricky John Best ile Taliesin Myrddin Namkai Meche vahşi şekilde katledildiler. Bu iki adam, içlerinden biri Müslüman olan ve başörtüsü giyen iki genç siyahi kadına sözlü tacizde bulunan beyaz bir ırkçıya müdahale ettikleri için öldürüldüler. 

Collins’in cinayeti Trump’ın başında olduğu Beyaz Saray’dan hiçbir tepki almazken, Best ve Meche’nin vahşice katledilmesi, Trump’ı nadir ve etkileyicilikten uzak bir yorumda bulunmaya zorladı. Trump’ın ırkçı terör eylemleriyle ilgili yumuşak yorumları, tabanını ırkçı bir öfkeyle galeyana getirirken kullandığı tumturaklı ve ağır sözlerle tamamen zıtlık içerisinde.

Charlottesville’deki ırkçı saldırının başlamasından saatler sonra Trump nihayet bir basın açıklamasında bulundu ancak sözleri kasıtlı bir şekilde muğlaktı: Şiddete ‘hangi taraftan olursa olsun’ karşı çıktığını iddia etmekteydi.

Trump’ın davranışı dehşet verici olsa da hiç de şaşırtıcı değildir. Kampanyası sırasında şiddet yanlısı ırkçılarla aleni bir yakınlık içinde olmuş, Ku Klux Klan, David Duke ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunan diğer adı çıkmış kişiler ona destek olmuşlardı. Baş stratejisyeni Steve Bannon, önceleri “alt-sağla” ilişkili olmakla övünen biridir. Trump’ın baş asistanı ve Macaristan’daki faşist örgütlerle bağları olan Sebastian Gorka ise, geçen hafta ‘beyaz ırkın üstünlüğünü savunanların’ ABD’de bir sorun teşkil etmediğini söylemişti.

Şayet Charlottesville, Trump yönetiminin muğlak ve sessiz bir şekilde eleştirdiği ırkçı şiddetin bir diğer perdesiyse, ABD’deki örgütlü ırkçı şiddetin tedirginlik verici tırmanışını da yansıtır niteliktedir. Trump’ın göreve gelmesinden bu yana gerçekleşmiş diğer ırkçı cinayetler, ırkçı şiddetin rastlantısal eylemleri olarak tarif edilebilir. Ancak Charlottesville’de yaşananlar en başından itibaren planlanmış şeylerdi.Birkaç aydır, beyaz ırkçıların yerel parklardan birindeki Robert E. Lee heykelinin kaldırılmasını protesto etmek için Charlottesville’e çullanacakları bilinmekteydi. 

Irkçı örgütlerden oluşan bu toplama ayaktakımı, birkaç aydır liberal kolej kasabasının civarlarında protestolar düzenlemekteydi. Bu protestolardan biri, Cuma akşamı tekrarlanan meşale yürüşünün erken bir versiyonuydu. Faşist örgütler ve beyazların üstünlüğünü savunan müttefikleri açık açık, Charlottesville’e silah getirmekten (tabanca da dahil) bahsediyorlardı. Nitekim getirdiler de. Miğferler, sopalar, biber gazları, tahta kalkanlar ve tüfeklerle geldiler. Cuma gecesi, sözüm ona protestoya geçmeden önce, çoğu genç beyazlardan oluşan yüzlerce kişi Virginia Üniversitesi’nin kampüsüne meşalelerle yürüdüler. Ayrıca aktarılanlara göre, ertesi gün yapılacak büyük karşı gösteri için hazırlanan bir siyahi kiliseye de yürüyüş yapmışlardı.

Bu açıkça ırkçı ve tehditkar bir eylemdi. Sadece özgürce konuşma haklarını kullanmak istediklerini iddia etseler de, beyaz ırkçılar Charlottesville’e ayaklanmak, topluca saldırıya geçmek ve önlerine çıkan herkesi öldürmek için gelmişlerdi. Southern Poverty Hukuk Merkezi, durumu ABD’de nefret gruplarının on yıllar sonra yaptığı en büyük toplanma şeklinde tarif etmişti.

Bu güruhun eylemleri birden fazla gerçeği ifşa etmiş oldu: Bunlar görece küçük ama orantısız ölçüde şiddet yanlısı kişilerdir. Dahası güvenlik güçleri tarafından ihtimal gösterilmektedirler. Cuma akşamı polis, bu meşaleli ırkçıların “beyazların yaşamı önemlidir” ve Nazilere ait “kan ve toprak” sloganlarıyla bir siyahi kilisesine üşüşmelerine izin verdi. Ertesi gün beyaz ırkçılar nizami bir şekilde dizilip, protestoculara saldırdıklarında ve insanları dövdüklerindeyse polis kenarda durup olanları sessizce izledi.

Polisin Siyahların Yaşamı Önemlidir sloganıyla protesto yapanlara yaklaşımıysa tam tersiydi. Polis fiziksel şiddet eğilimindeki ırkçı güruhun istediğini yapmasına izin verdi. Beyaz ırkçılar polisin zırhlı araçları, bibergazları, köpekleri, tazyikli gelmişlerdi. Southern Poverty Hukuk Merkezi, durumu ABD’de nefret gruplarının on yıllar sonra yaptığı en büyük toplanma şeklinde tarif etmişti.

Trump’ın adaylığına destek vermiş ve bugün başkanlığının arkasında yer alan beyaz ırkçıları açıkça kınamaktan kaçınması, Cumhuriyetçi Parti’yi utancından ırkçılıkla bağlantısını paylamaya itmiştir. Pazar günü beyaz ırkçıların şiddetini kınayan bir Cumhuriyetçiye rastlamak pek de zor değildi. Tabi tek bir istisnayla: ABD başkanı.

Florida senatörü Marco Rubio, Trump’tan beyaz ırkın üstünlüğüne karşı tutumunu açıkça belirtmesini istedi. Utah senatörü Orrin Hatch Trump’ı “kötü olanı açıkça kınamaya” zorladı. Meclis Sözcüsü Paul Ryan ise Charlottesville’deki saldırıları “alçak bir bağnazlığın” örneği olarak tanımladı.

Cumhuriyetçiler elbette timsah gözyaşları döküyorlar. Ne de olsa bu, Trump’ı aylar boyunca üzerinde dikildiği platformu sunmuş olan, modern Amerikan tarihinin en iğrenç ırkçılığıyla yatıp kalkan bir parti. Aylarca Cumhuriyetçiler, Trump’ın Beyaz Saray’daki ırkçı taşkınlıklarını coşkuyla alkışladılar. Kuşkusuz göreve gelişinden saatler sonra Trump’ın Müslümanların seyahat özgürlüğüne getirdiği yasağı desteklemişlerdi. Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza’yı silahlı baskınlarla göçmen topluluklarına terör salmak amacıyla kullanırken de suları ve dayaklarına hiç maruz kalmadılar. Irkçılık karşıtları “polis Klan el ele” sloganı attıklarında, gönderme yaptıkları şey işte aralarındaki bu sıcak ve eşitler arası ilişkidir.

Cumhuriyetçi Parti Trump’ın ırkçı nefret söylemlerine platform hazırlamakla kalmayıp, onun politik hamlelerine destek oldular. Nitekim bu hamleler ırkçı sağa, önlerine çıkanları terörize edebilecekleri, marjinalleştirebilecekleri, hatta öldürebileceklerine inandıran bir güven aşıladı. Bu kişilerin içinde siyah ve diğer etnik yapılardan insanların dışında, kendilerine karşı çıkan beyaz ırkçılık karşıtları da vardı. Hepimiz onların namlularının ucundayız.

Charlottesville’de ırkçılığa karşı verilen mücadele, kamu yetkililerini nihayet çıkıp artan beyaz ırkçılarla neo-Nazilere karşı çıkıp konuşmaya zorladı. Sağcı ırkçılığa karşı mücadelede birlik olmayı sürdürmek ve bir daha cinayet işlemeden onları durdurmak zorundayız.

Son Eklenenler