Perşembe, Mayıs 23, 2024

Amerikan İmparatorluğu savunmada: Gazze’de soykırım, ABD’de öğrenci ayaklanması

Amerikan İmparatorluğu, Amerika Birleşik Devletleri’nin içinde ve dışında kendini savunuyor. Resmi rakamlara göre 7 Ekim 2023’ten beri İsrail ordusu, Gazze ve Batı Şeria’da en az 34.622 Filistinliyi katletti ve en az 77.867 Filistinliyi yaraladı ve/veya sakatladı. ABD ise Ortadoğu’daki en büyük yatırımı olan İsrail’i fonlamaya ve soykırım için her türlü kaynağı aktarmaya devam ederken içeride de ABD’nin soykırımdaki işbirlikçiliğine tepki olarak alevlenen Öğrenci Ayaklanması’na [Student Intifada] karşı topyekûn bir savunmaya geçti.

Çoğu üniversitede öğrencilerin soykırım başlamadan kısa veya uzun süre önce kurduğu Students for Justice in Palestine (SJP) [Filistin’de Adalet İçin Öğrenciler] grupları eylemlerini ve çabalarını sürdürüyorlardı. 26 Mart 2024’te ilk kez Vanderbilt Üniversitesi’nde başlayan oturma eyleminden birkaç hafta sonra 17 Nisan’da New York’taki Columbia Üniversitesi kampüsünün çimlerinde ilk “Gazze Dayanışması Kampı” kuruldu.[1] 36 saat sonra Rektör Minouche Shafik, New York Polis Departmanı’nı (NYPD) kampüse çağırdı ve 108 öğrenci-eylemci gözaltına alındı.[2]

Columbia’daki kamp hem üniversitenin siyasi ve entelektüel tarihi[3], hem New York’ta oluşu, hem de ABD’nin en elit üniversiteleri olarak kabul edilen Ivy League [Sarmaşık Ligi] okullarından biri olması sebebiyle büyük ses getirdi. Gazze ile dayanışma kampları, farklı eyaletlerdeki üniversitelere hızla yayılmaya başladı. İlk hafta bitmeden, daha önce resmi olarak tanınan bir öğrenci grubu olan SJP’yi geçici olarak kapatan ilk kurum da Columbia oldu. 1 Mayıs itibarıyla, ezici çoğunluğu ABD içinde olmak üzere 120’yi aşkın üniversitede öğrenci-eylemciler kampüslerinde kamp kurmuş durumdaydı. Takip eden günlerde Öğrenci Ayaklanması yayılmaya ederken eyalet yönetimleri ve belediye kurumları (ülkedeki pek çok polis teşkilatı belediyelere bağlı[4]) ile üniversite şirketlerinin yönetim kurulları ve akademisyen-idarecileri de tek yürek haline gelerek şiddetli bir savunmaya geçti.

Öğrenci Ayaklanması’nı hedef alan kararlı siyasi baskıya ve polis operasyonlarına, devam eden soykırımı aklımızdan çıkarmadan bakınca neye şahit olduğumuz netleşiyor: Amerikan emperyalizmi (2020’de George Floyd’un bir polis memuru tarafından katledilişin ardından patlayan ve kitleselleşen “Black Lives Matter” eylemlerinden beri ilk defa) federal devlet sınırları içinde kendini saldıran değil savunan konumda buldu. Sürecin sonunda ne olacak bilinmez ama en azından ABD’nin egemenlerinin (kendi planları dahilinde yaratmadığı) kritik bir süreçten geçtiği kesin.

Pulitzer ödüllü, Vietnam kökenli Amerikan bir yazar olan Viet Thanh Nguyen’in 1 Mayıs 2024’te hazırlayıp Instagram hesabından paylaştığı liste. Aynı gün gönderinin altında yapılan yorumlara eklenen okullar: Lewis & Clark College, University of Toronto, Western University, McGill University, University of California Santa Cruz, University of San Francisco.

Öğrencilerin talepleri ve taleplerin siyasi-ekonomik arka planı

Öğrencilerin talepleri net: Şeffaflık, Yatırım Fonlarının Tasfiyesi ve Boykot [Disclosure, Divestment, Boycott]. Peki, bunlar ne anlama geliyor?

ABD’deki üniversitelerin çoğu özel kurumlar, yani şirket statüsü taşıyorlar. Üniversite-şirketlerinin vakıfları (ana mal varlığı miktarları [endowment][5]) şirket yönetim kurulları tarafından çeşitli yerli ve yabancı şirketlere yapılan yatırımlarla değerini koruyor ve artırıyor. Yatırım yapılan şirketlerin ve fonların bazıları bilinse de çoğu üniversite-şirketi, net rakamları ve oranları açıklamıyor. Dolayısıyla öğrenci-eylemcilerin ilk talebi şeffaflık.

Harvard’ın 50,9 milyar dolarlık mal varlığıyla başı çektiği çoğu üniversitenin İsrail’de veya İsrail’e hizmet sağlayan şirketlerde yatırım fonlarının bulunduğu kamu tarafından biliniyor.[6] Bu yüzden Öğrenci Ayaklanması’nın ikinci ve en kritik talebi İsrail’e destek sağlayan tüm yatırım fonlarının tasfiyesi.

Özel üniversitelerde lisans ve yüksek lisans öğrenimi gören öğrencilerin çoğu, kısmen veya tamamen ücretli olarak okuyor. Ülkedeki üniversite ücretleri yaşam giderleriyle birlikte yıllık 95 bin dolara kadar çıkıyor. Bazı öğrencilerin okul ve yaşam masraflarını ebeveynleri karşılarken (2024’te tüm lisans öğrencilerinin yüzde 55-57’si[7]) çok ciddi bir öğrenci kitlesi “üniversite öğrenim kredisi” alarak, yani onyıllarca çalışarak ödeyecekleri büyük borçların altına girerek öğrenim görüyor. Eylemcilerin bu süreçte bunu ifade ettiğini duymadım ama durum şu: ABD’deki çoğu üniversite öğrencisi adayı, gelecekte işverenlerine satacakları emeği bankalara ipotek ederek üniversiteye gidebiliyor. Haliyle ödedikleri paranın İsrail’e yatırım ve destek sağlayıp sağlamadığına dair şeffaflık talebi, siyasi ve ekonomik olarak güçlü bir talep.

Akademide daha uzun süredir gündeme getirilen, ses getiren ve sınırlı bir çevrede kabul gören boykot talebi ise İsrail’deki üniversitelerle ve bilgi üreten diğer kuruluşlarla tüm kurumsal ve entelektüel ilişkilerin kesilmesini içeriyor.

Üniversitelerin toplam gelirinin bir kısmı öğrencilerin ve velilerin ödediği okul ücretlerine ve vakıf yatırımlarının getirisine dayanıyor. Ancak bu gelirin önemli bir kısmı da özel ve kurumsal bağışçılardan gelen sıcak paraya bağlı. Bu bağışçılar arasında İsrail’i var eden siyonist projeye sıkı sıkıya bağlı ve İsrail’de pek çok yatırımı olan çok sayıda kişi ve kurum var. Dolayısıyla üniversite şirketleri güçlü siyonist bağışçılarını üzmek istemiyor. Ne var ki, tüm kamplar ilk günden bastırılamadığı ve ayaklanma güçlenerek devam ettiği için bunları memnun etmek konusunda çoktan başarısız oldular. 

Bu noktada bir parantez açarak siyonist projenin, Yahudi düşmanı kişi ve grupların zaman zaman iddia ettiği gibi, bir Yahudilik projesi olmadığını net bir şekilde vurgulamak gerekiyor. 1940’larda küresel bir etkinlik alanına ulaşan siyonizmin kökeninde, Batı emperyalizminin bekası için mobilize edilmiş ve sağcı bir Hristiyanlık anlayışı var.[8] Başka bir ifadeyle, hem antisemitizmin hem siyonizmin kökenleri Avrupa ve Batı emperyalizmi tarihinde yatıyor. Bunu en iyi anlatanlar da—siyonizmin, Yahudilerin düzen karşıtı ve devrimci tarihini nasıl silmeye çalıştığını her fırsatta vurgulayan—Barnaby Raine gibi siyonizm karşıtı Yahudi Marksistler.[9])

Fotoğraf: Alex Kent, The New York Times.

Öğrenci Ayaklanmasına yönelik saldırılar ve giderek büyüyen direniş

17 Nisan’dan beri olup biten her şeyi özetlemek imkansız ama bazı dönüm noktalarına değinmek mümkün. Vietnam Savaşı sırasında, 30 Nisan 1968’de Columbia öğrencilerinin yaptığı gibi, 30 Nisan 2024 günü Columbia’daki öğrenci-eylemciler kampüsteki Hamilton Hall adlı binayı işgal etti. Binanın adını, Gazze’de İsrail ordusu tarafından ailesiyle birlikte katledilen 6 yaşındaki Hind Rajab’ı onurlandırmak için Hind’s Hall olarak değiştirdiler.[10]

İşgalden kısa bir süre sonra Columbia Rektörü Minouche Shafik, New York Polis Departmanı’nı ikinci kez ve öğrencilere herhangi bir uyarıda bulunmadan kampüse çağırdı. Bu baskın esnasında polis, öğrencilerin barikatlarla korumaya aldığı Hind’s Hall’a yangın merdiveniyle ve pencereleri kırarak girdi. Operasyon esnasında bir polis memur bina içinde “yanlışlıkla” ateş etti.[11] Columbia’nın Students for Justice in Palestine (SJP) [Filistin’de Adalet İçin Öğrenciler] grubu bu haberi “Columbia yönetimi bizi ölü istiyor” notuyla paylaştı. Özellikle elit üniversitelerde yönetimin kampüse polis çağırması 1960’ların sonundan, yani Vietnam Savaşı’na karşı ülkeyi kasıp kavuran öğrenci ve gençlik eylemlerinden beri görülmemiş bir olay.

30 Nisan gecesi Columbia ve City College’daki polis baskınlarından ve tutuklamalardan sonra New York şehri son yılların en büyük 1 Mayıs eylemlerine şahit oldu.[12] Akabinde üniversite yönetimleri, valiler, senatörler ve polis kuvvetleri, ayaklanmaları bastırmak için her yolu kullanmaya devam etti. Farklı eyaletlerdeki ve üniversitelerdeki eylemciler, bölgesel polis kuvvetlerinin tarihini de içeren siyasi sebeplerle, farklı şiddet biçimleri ve düzeyleriyle karşılaşıyor. Artan gözaltı sayısına, İstanbul’daki son 1 Mayıs’ı aratmayan polis şiddetine ve tehditlere rağmen eylemler büyümeye ve güçlenmeye devam ediyor. Öğrencilerin arzu ettiği ve beklediği kadar olmasa da fakülte üyeleri ve çalışanlar, eylemlere giderek daha çok destek olmaya başladı. University of Texas Austin’de fakülte üyelerinin kısa süreli grevinden bir süre sonra, 8 Mayıs Çarşamba günü New York’taki The New School’da, fakülte üyelerinin “Rifat el-Arir Dayanışma Kampı” adını verdiği ilk fakülte kampı kuruldu. Polisin yönetim tarafından kampüse davet edilmediği Harvard Üniversitesi gibi az sayıda kurumda ise hem öğrencilere hem fakülte üyelerine ve çalışanlara karşı disiplin soruşturmaları başlatıldı.

New York, Texas ve California gibi pek çok eyalette üniversite rektörlerinin kampüse çağırdığı polis, öğrenci-eylemcilere, üniversite çalışanlarına ve fakülte üyelerine karşı aşırı güç kullandı. Hemen her kampüste eylemcilerin bazıları gözaltına alındı ve gözaltı esnasında geçici veya kalıcı etkileri olan fiziksel işkence yöntemlerine maruz kaldılar.

Los Angeles şehrindeki UCLA’de [University of California Los Angeles] Gazze ile Dayanışma Kampı kurulduktan sonra siyonist bir grup öğrenci-eylemcilere örgütlü görünen bir şekilde saldırdı. Kimyasal bir madde enjekte edip saldırgan hale getirdikleri fareleri kamp alanına saldılar ve çadırları hedef alarak havai fişek patlattılar.[13] Kampüsün her yanını çoktan sarmış olan polisler de bu saldırıyı uzaktan izledi. Hemen ardından 1 Mayıs gecesi yapılan polis baskınında plastik mermi kullanıldı, çok sayıda öğrenci ciddi biçimde yaralanarak hastanelik oldu.

New York’ta ise gözaltına alınan Columbia öğrencileri yalnızca “izinsiz mülke girme” suçuyla itham edilirken işçi sınıfı ve düşük gelirli ailelerden gelen ve çoğu beyaz olmayan (City University of New York’a bağlı) Harlem mahallesindeki City College öğrencileri hırsızlıkla suçlanıyor. Bazı yorumcular, bunu polisin Columbia öğrencileri çoktan binanın içine yerleşmişken kampüse girmesine (yani binaya ne şartlarda ve nasıl girdiklerini görmemiş olmalarına), City College öğrencilerini ise binaya izinsiz girerken (mülke izinsiz giriş esnasında) yakalamış olmasına bağlıyor. Ancak bazı öğrenciler, fakülte üyeleri ve diğer akademik çalışanlar ırksal ve sınıfsal bir ceza farkı uygulandığını düşünüyor.

Bir yandan da anti-semitizmin ve siyonizmin kökenlerine uygun bir şekilde, ırkçı, beyaz üstünlükçü ve sağcı öğrenciler (siyonistlerden bağımsız bir şekilde) küçük çapta karşı eylemler düzenliyor veya Filistin yanlısı eylemcilere saldırıyor. Chicago Üniversitesi’nde de böyle bir saldırı gerçekleşti; ama Ole Miss’te [Mississippi Üniversitesi] Filistin için küçük bir grubun yaptığı eyleme katılan Afrikalı-Amerikan bir kadının maruz kaldığı ve yerel gazeteci Ashton Pittman’ın kayda aldığı tiksindirici ırkçılık,[14] bazı demokrat beyaz Amerikalılar için önemli bir hatırlatma oldu. Amerikan emperyalizminin temelindeki öncül birikim, yerlilerin katliamı, yerli topraklarının ve kaynaklarının gaspı ve Afrika kıtasından kaçırılarak Kuzey Amerika’da ve Karayip Adaları’nda köleleştirilen siyahilerin emeğine dayanıyor. ABD’nin sınırları dışında, emperyal sömürüyü sürdürmek üzere müdahil olduğu her savaş, çatışma ve işgal, bu öncül birikim tarihinin devam eden etkileriyle kesişiyor, içeride beyaz üstünlükçü sağcıları güçlendiriyor. Soykırım başladığından beri şiddetlenen Arap düşmanlığından ve 14 Ekim 2023’te Chicago’da, beyaz bir Amerikalı tarafından 26 kez bıçaklanarak öldürülen 6 yaşındaki Wadea Al-Fayoume ve annesi Hanaan Shanin’in katledilişinden[15] bugüne, Filistin’deki soykırımın ABD’de ırkçılığı yükselten etkisi büyümeye devam ediyor.

Özetle, ayaklanmaları bastırmak ve hareketin büyümesini engellemek için (federal yapısı gereği, merkezi federal kurumların tek elinde olmayan ve dolayısıyla eyalet ve belediye düzeylerinde de kontrolsüz kullanılabilen) her tür baskı, şiddet ve sansür aracı kullanılıyor; siyonist ve/veya beyaz üstünlükçü grupların eylemcilere yönelik saldırılarına ve tacizlerine açıkça izin veriliyor. Ayaklanmanın kitlesel ruhunu sarsma çabasını açık eden biçimde, farklı ırklardan, sınıflardan ve eyaletlerden öğrenci gruplarına farklı muamele ediliyor. Bu esnada egemenler, topyekûn savunmanın bir parçası olarak federal hukuku da kullanıyor. 1 Mayıs günü ABD Temsilciler Meclisi [House of Representatives], İsrail devletini ‘Yahudilerin kolektif birliği’ kabul eden, dolayısıyla İsrail’i eleştirmeyi Yahudi düşmanlığı sayan ve suç haline getiren bir yasa tasarısı hazırladı.[16] Bu tasarı önümüzdeki haftalarda Senato’da değerlendirilecek, kabul edilirse yasa haline gelecek.

İsrail devletinin meşruiyetinin sorgulanmaması hem ABD’nin emperyal çıkarları hem de kendi sınırları içindeki ulus-devlet varoluşu için hayati önem taşıyor. Ne de olsa, İsrail gibi, ABD de yerleşimci-sömürgeci bir devlet, bugün ABD olarak tanınan ülke (nüfusu en büyük yerli topluluğu olan Navajo’lardan nüfusu en az kalmış olan Cahuilla’ların Augustine boyuna kadar) 574’ten fazla yerli topluluğa ait olan topraklar bütünü üzerinde, işgalci bir devlet olarak varlığını sürdürüyor. Dolayısıyla Öğrenci Ayaklanması, Amerikan emperyalizmini sadece dış ilişkiler bağlamında değil içeride de sorgulayan bir harekete dönüşme potansiyeli taşıyor. 7 Ekim 2023’te soykırım başladığından beri farklı eyaletlerde yaşayan yerli toplumlar Filistin yanlısı eylemlerde aktif olarak yer alıyor, ABD tarihi ile İsrail tarihi arasında kurdukları güçlü bağlarla ön plana çıkıyorlar; Öğrenci Ayaklanması başladığından beri de hem ABD’de hem Kanada’da, Gazze ile dayanışma kamplarını ziyaret ediyor, örgütlü destek sunuyorlar.

Fotoğraf: Alex Kent, The New York Times.

Vietnam Savaşı’ndan Filistin Soykırımı’na, Nisan 1968’den Nisan 2024’e

Columbia Üniversitesi’nde Hamilton Hall’un işgal edilip Hind’s Hall’a dönüştürülmesi ve rektörün iki kez polis çağırarak öğrencileri tutuklatması, Vietnam Savaşı döneminde yaşananları canlı bir şekilde gündeme taşıdı. Savaş devam ederken savaşa ve Amerikan emperyalizmine hayır diyen ve büyük kitleleri etkileyen Dr. Martin Luther King Jr. bir suikastla katledilmişti. Suikasttan birkaç hafta sonra başlayan öğrenci ayaklanmalarında da Columbia öğrencileri başı çekmişti.[17]

Yüzlerce öğrenciyi ve fakülte üyesini tutukladıktan sonra, New York Polis Departmanı temsilcileri 5 Mayıs günü açıklama yaptı. Operasyonlardan Sorumlu Komiser Yardımcısı Kaz Daughtry şöyle dedi: “Bu hareketin arkasında birileri var. Bu hareketin arkasında bir örgüt var. Bu iki kampta gördüğümüz örgütlülük seviyesi… [New York Üniversitesi (NYU) ve Columbia] Nasıl eyleme geçileceğine dair broşürler, nasıl sivil itaatsizlik örgütleneceğine dair broşürler, tutuklanınca ne yapmaları gerektiğine dair broşürler, polisin sorularına nasıl cevap verileceğine dair broşürler… Bunu fonlayan birileri var, öğrencilerimizi radikalleştiren birileri var. Terörle Mücadele Birimi bu aktörleri bulacak ve bulduğumuzda gereken soruları soracağız.” 

Oysa öğrenciler 1968’de de benzer bir örgütlülük ve muhteşem bir planlama becerisi göstermişlerdi. Mahir Çayan’ın dediği gibi, emperyalizmin aynı zamanda içsel bir olgu olduğunun farkındalardı. Vietnam Savaşı devam ederken hem Columbia’nın dahil olduğu askeri araştırma projelerine ve savaş endüstrisindeki yatırımlarına hem de üniversitenin zaten bir kısmını işgal ettiği Afrikalı-Amerikan mahallesi Harlem’de inşa etmeyi planladığı spor salonuna karşı çıkıyorlardı. Farklı görevleri olan çok sayıda komite oluşturmuş, hızlı ve etkin işleyen bir örgütlülük ile karar alarak hareket ediyorlardı. 30 Nisan 1968 günü rektörlük binası dahil olmak üzere beş binayı işgal etmiş, binaların içinde barikat kurarak günlerce işgali sürdürmüşlerdi. Bugün olduğu gibi o zaman da Columbia’da kıvılcımlanan öğrenci ayaklanması tüm ülkeye yayılmıştı. Bugünkü öğrenci-eylemcilerin arkasında gerçekten birileri var: 1968’de Vietnam Savaşı’na karşı ABD çapında ayaklanan öğrenciler ve gençler, daha sonra Nisan 1985’te Columbia’nın Güney Afrika’daki yerleşimci sömürgeci apartheid rejimindeki yatırımlarını çekmesi için yine Hamilton Hall’u işgal eden, adını Mandela Hall yapan (ve sonuçta zafere ulaşan) öğrenciler[18] ve ülke çapında onlara katılan niceleri.

1968 ayaklanmalarını takip eden süreçte, Amerikan emperyalizmini ve kapitalizmi sürdürülebilir kılmak için yeni bir sayfa açılmıştı: Entelektüel ve siyasi tasarımı Chicago Üniversitesi’nde başlayan neoliberal kapitalizm, Şili’den Türkiye’ye Tunus’tan Japonya’ya kadar askeri ve yasal darbelerle dalga dalga yayıldı. Yani 1968 sonrası egemen aktörler çok hızlı biçimde çözüm geliştirmiş, önce kendi toplumlarının beyaz, üst ve orta sınıf gruplarını Batı’da liberal demokrasinin bekasının yalnızca neoliberal kapitalizmin küreselleşmesiyle mümkün olduğuna inandırmıştı. Çeperlerde sınıfsal imtiyazlar sunarak içerdikleri beyaz olmayan grupları da sürdürülebilir emperyalizmin idarecileri olarak atadılar. Neoliberal kapitalizm seri biçimde, yapısal, ideolojik ve pedagojik olarak (arzuların şekillendirilmesi, yönetilmesi ve ön görülmesi yoluyla) küreselleşti.

ABD’yi aşıp İngiltere’den Japonya’ya, Almanya’dan Türkiye’ye kadar her yerde büyüyen öğrenci ve gençlik ayaklanmalarının nereye varacağına dair kehanette bulunmak için çok erken. ABD’nin COVID-19 sonrası girdiği siyasi ve ekonomik dönem, işçilerin ve sendikaların da kitle grevleri ile hareketlendiği bir süreç olarak devam ediyor.[19] Yakın zamanda Amazon’dan[20] Starbucks’a[21] kadar irili ufaklı pek çok zafer elde edildi. 19 Nisan 2024’te ise Tennessee gibi sağcı bir Güney eyaletindeki Volkswagen fabrika işçileri, (bürokratik ve ‘her şeye rağmen Bidencı’ bir sendika olan) Birleşik Otomobil İşçileri Sendikası [United Automobile Workers (UAW)] ile ilk kez sendikalaştı.[22] UAW aynı zamanda, Columbia dahil olmak üzere pek çok üniversitede öğrenci-asistanların, doktora sonrası araştırmacıların ve diğer çalışanların sendikası. Öğrenci Ayaklanmaları ve özellikle fakültenin dahiliyeti, üniversitedeki sendikalaşma durumundan elbette olumlu yönde etkileniyor. Ancak işçilerin artan örgütlenme ve sendikalaşma düzeyi ile Filistin yanlısı, anti-siyonist ve soykırıma dur diyen Öğrenci Ayaklanması arasında uzun vadeli bir etkileşim olup olmayacağını zaman gösterecek.

Her halükarda bir şeyden emin olabiliriz: Emperyalizmin egemen güçleri şu an, bu krizi ve özsavunma dönemini atlatmak için yeni dönemin ideolojik ufkunu tasarlamakla meşgul. Columbia Üniversitesi’nde antropolog olan Prof. Elizabeth A. Povinelli, cephelerin ve ufukların içinde yaşadığımız işgalci ve zehirli düzenin işleyişinde merkezi olduğunu, bir gün ufuk sayılan bölgenin veya hedefin bir anda cepheye dönüşebileceğini söylüyor.[23] Daha somut ifade etmek gerekirse, Elon Musk ve Jeff Bezos uzaya akıncı seferleri düzenler ve yeni bir ufku şekillendirmeye katkı sunarken, 1948’de Ortadoğu’da bağımsız ve güçlü bir Yahudi devletini ufuk çizgisine koyan Batı emperyalizmi varıyla yoğuyla İsrail’i ve İsrail’in Filistinlileri katletme hakkını savunuyor. 

New York’taki öğrenci-eylemcilerin, Filistin mücadelesine adanmış ve anti-siyonist Within Our Lifetime [Bizim Yaşam Süremizde] adlı platformda yayımladığı yazıdaki uyarılar çok önemli.[24] “Onlara göre hepimiz dışarıdan gelen provokatörleriz” derken mecaz yapmıyorlar. Amerikan emperyalizmden payını istemek yerine geleceklerini, özgürlüklerini ve bazı eyaletlerde canlarını tehlikeye atarak direnen öğrenciler, emperyalist ideolojinin dışında kalmış veya dışına çıkmak isteyen ve diğerlerini de kışkırtan provokatörler. Öğrenci-eylemciler, hareketi desteklemek yerine sakinleştirmek isteyen, öğrencileri muhatap almaktan aciz üniversite yönetimleri ile diyalog çağrısında bulunan, önce Hamas’ı kınamadan İsrail devletinin Filistin topraklarında 75 yıldır sürdürdüğü gaspa, işgale ve soykırıma dair hiçbir söz söyleyemeyen Demokrat Partili solcu politikacılara, küçük ünlü entelektüellere ve STK’lara rest çekiyorlar. En önemlisi, Öğrenci Ayaklanması’nın bu aktörler tarafından kullanılmaması ve içerilmemesi için birbirlerini uyarıyorlar.

New York’taki öğrenci-eylemciler haklı: ABD’deki Öğrenci Ayaklanması ile birlikte büyük ivme kazanan anti-siyonist, soykırım ve emperyalizm karşıtı mücadelenin düzen siyaseti tarafından içerilmemesi için uyanık olmamız gerekiyor. Popülerlik kaygısıyla veya güncel maddi koşulları ve örgütlenme biçimlerini anlamaya çalışmak yerine yalnızca geçmiş deneyimler ve formüller üzerinden düşünen, vaktinden erken yapılan ham siyasi analizlere karşı dikkatli olmalıyız. Hareketi tırmandırmak yerine, mücadelenin uzun vadeli ufkunu belirleme kaygısına düşen sol girişimler de düzen tarafından içerilmeye, emperyalizmin yeni cephelerine dönüştürülmeye mahkûm.

6 Mayıs Pazartesi günü, İsrail Refah’ı işgal edeceğini açıkladı ve Filistinlilere Refah’ı boşaltma çağrısı yaptı. Fakat Mısır sınırı kapalı ve Refah’taki Filistinlilerin hiçbir yere gitmesi mümkün değil.[25] Refah’ta olabilecekleri tahmin etmek zor değil ama devam eden soykırımın boyutunu idrak etmek çok zor. Yerimizde, yerelin koşullarını zorlayarak ve küresel düzeyde kurduğumuz ağlarla mücadeleyi büyütürken İsrail devletinin işgali altındaki Filistin topraklarından, her gün yaşam ve özgürlük mücadelesi verirken binlercesi katledilen Filistinlilerden gözümüzü bir an bile ayırmamalıyız.


[1] https://www.columbiaspectator.com/news/2024/04/28/encampments-inspired-by-gaza-solidarity-encampment-spring-up-across-the-world/#:~:text=While%20Columbia%27s%20encampment%20was%20not,added%20fuel%20to%20the%20fire.

[2] https://www.democracynow.org/2024/4/30/hind_hall_columbia.

[3] Edward Said’in akademisyen olarak çalıştığı ve Oryantalizm (1978) adlı eserini yazdığı Columbia Üniversitesi, post-kolonyal düşüncenin Batı’daki merkezlerinden biri olarak görülüyor.

[4] https://www.discoverpolicing.org/explore-the-field/types-of-law-enforcement-agencies/.

[5] 2021 yılında en büyük mal varlığına sahip olan 20 okulun listesi için bakınız: https://nces.ed.gov/fastfacts/display.asp?id=73.

[6] https://www.thecrimson.com/article/2020/3/19/harvard-israel-palestine-investments/.

[7] https://www.forbes.com/advisor/student-loans/average-student-loan-debt-statistics/.

[8] https://ash.harvard.edu/articles/christian-zionism-the-religious-right-and-donald-trump-historys-role-in-contemporary-politics/.

[9]https://open.spotify.com/episode/3BksCEL1noo2pXEdTgzJ7l?si=4vHf5mnYTfmxdfkC_LSaZQ&nd=1&dlsi=ac7159559ccd427a.

[10] https://www.democracynow.org/2024/4/30/columbia_1968?autostart=true.

[11] https://www.nytimes.com/2024/05/03/nyregion/nypd-columbia-shooting-hamilton.html.

[12] 1 Mayıs’ın tarihi, 1886’da ABD’nin Chicago şehrinde yaklaşık 350 bin işçinin 8 saatlik iş günü için yaptığı greve dayanıyor; ancak ülkede 1 Mayıs resmi olarak tanınmıyor. Daha fazla bilgi için bakınız (linkteki video İngilizce dilindedir): https://www.zinnedproject.org/news/tdih/international-workers/.

[13] https://www.lrb.co.uk/blog/2024/may/under-the-jumbotron.

[14] https://twitter.com/ashtonpittman/status/1786223536446525567

[15] https://www.chicagotribune.com/2023/10/16/what-to-know-about-the-stabbings-in-plainfield-that-left-a-palestinian-american-boy-dead-and-his-mother-seriously-wounded/.

[16] https://www.aljazeera.com/news/2024/5/1/us-house-passes-controversial-bill-that-expands-definition-of-anti-semitism.

[17] https://www.democracynow.org/2024/4/30/columbia_1968?autostart=true.

[18] https://www.zinnedproject.org/news/tdih/students-blockade-columbia-university-to-protest-apartheid/#:~:text=From%20April%204%20through%20April,divestiture%20campaign%20at%20the%20university

[19] https://umutsen.org/index.php/2022/12/kitle-grevlerinin-geri-donusu-david-mcnally/.

[20] https://umutsen.org/index.php/kategori/ceviri/amazon/.

[21] https://www.youtube.com/watch?v=l-60l8-icEk

[22] https://uaw.org/join/.

[23] Povinelli, Elizabeth A. Routes/Worlds [e-flux journal yazılarının koleksiyonu]. Londra, Birleşik Krallık: Sternberg Yayınevi, sf. 70-71.

[24] https://wolpalestine.com/encampments/ .

[25] https://www.aljazeera.com/news/liveblog/2024/5/3/israels-war-on-gaza-live-unprecedented-levels-of-death-and-destruction.

Son Eklenenler