Perşembe, Mayıs 23, 2024

“Gerçeği ve adaleti istiyorum”

Gabon’dan Karabük’e üniversite okumaya gelen 17 yaşındaki Jeannah Danys Dinabongho Ibouanga’nın dosyasının üçüncü duruşması 29 Nisan’da görüldü. İlk duruşma 8 Kasım’da, 24 Ocak’ta ise dosyanın ikinci duruşması görülmüştü.

Dosyayı başından itibaren takip eden Dina için Feministler Dava Takip Grubu, kadınlarla birlikte Karabük’teydi. Diğer duruşmalarda olduğu gibi, içeriye büyükelçi, milletvekili, basın ve iki öğrenci haricinde kimseyi almadılar. 14 ay geçmesine rağmen hiçbir tanık hâlâ dinlenmemişti. Heyet, duruşmaya “tanıklar dinlenmediği için zaten duruşma ertelenecek” diyerek başladı. Yine Dina’nın avukatlarının dafaetle dile getirmesine, dosyanın esasına dair olmasına ve gerçeği ortaya çıkarmak için kritik olmasına rağmen olay yerlerine dair keşifler hâlâ yapılmamıştı. Ara ara hatırlamakta fayda var, Dina 26 Mart 2023’te öldürüldü.

Duruşmaya kızı için tekrar Gabon’dan gelen Dina’nın annesinin beyanı alınarak başlandı. “Adaletin gerçekleşeceğine inanıyoruz. Biz Gabon’dan Türkiye’ye adalet bulmak için geldik. Adaletin bir an önce gerçekleşmesini bekliyoruz. Her seferinde gelip sonuçsuz dönüyoruz. Adalet istiyoruz.”

Babası ise bir önceki duruşmaya göre daha öfkeli ve netti. “Kızım okumak için geldiği Karabük’te öldürüldü. Ben onun için, adaletin sağlanması için geldim ve bunu bekliyorum. Geliyoruz, gidiyoruz, bir gelişme sağlayamıyoruz. Dina cumartesiyi pazara bağlayan gece arkadaşlarıylaydı ve bodrum katına indi. Aşağı indiği zaman bodrum katında zorla kapatılmıştı. Dina o bodrum katından koşarak çıkıyor, zaten görüyoruz çıktığını. Bir araba geliyor ve Dina o arabadan yardım çağrısında bulunuyor. Dina hastaneye götürülmek için arabaya biniyor, yardım almak için. Araba hastaneyi geçiyor ve yoluna devam ediyor. Dina arabadan çıkıyor ve görüyoruz ki yolun karşısına koşarak gidiyor. Yardım eden kişi oraya tekrar dönüyor. İşemeye gittiğini söylediği yere geri gittiğini söylüyor, tam da Dina’nın ölü bulunduğu yer. İşemek için öldürüldüğü yere gitmek ne büyük tesadüf. Ben adalet istiyorum. Sanığın araba plakasından tutun, video kayıtlarından tutun olay yerinde olduğu çok açık, çok belli. Ben kızımı okumaya gönderdim ama tabut içinde geri aldım. Sonuç itibarıyla gerçeği ve adaleti istiyorum.”

Dina’nın avukatları yeniden Filyos Çayı’nda keşif talep etti. Sanığın mahalde geçirdiği 7-8 dakika, fiili olarak eylemi gerçekleştirmeye yeterli olduğu, Dina’nın ayağının kayamayacağını, olayın kazayla gerçeklemiş olamayacağının keşifle ortaya çıkacağı belirtildi. Sanığın çelişkili beyanları tekrar hatırlatıldı: Hastaneye götürmek için aldığını söylemesi fakat yol üstündeki hastaneyi geçip devam etmesi, “Dina telefonumu aldı ve aramalar yaptı” demesi ama HTS kayıtlarında hiçbir arama gözükmemesi, tali yola girdiğini inkar etmesi fakat görüntüler ortaya çıktıktan sonra ikrar etmek durumunda kalması, tuvalet için gittiğini belirtmesi fakat yol üstünde tuvalet ihtiyacını giderecek tonlarca yer olması gibi…

Filyos Çayı ve apartmanının bodrumunda yaşananlar arasında bağı kurmadan gerçeğe ulaşılamayacağı açıkça ortada. Filyos Çayı’ndan önceki sürece de değinmek, tutuklu tek sanığın diğer şüphelilerle arasında bir bağlantı olup olmadığının aydınlatılması kritik. O gün şüpheli olaya ilişkin (apartmanın bodrum katı) 112 Acil Servis aranmış, buna dair numaralar tespit edilip bir tanık dinlenmişti. Diğer bir arama kaydı için ise henüz tahkikat dahi yürütülmemişti. Mahkeme her ne kadar yalnızca Filyos Çayı ânına dair yargılama yapsa da kifayetsiz kalan bu kovuşturma dahi yetersiz kalmış, Dina’nın sanığın arabasına bindiğini gören tanık da hala dinlenmemişti.

Sanık müdafiler ise kaza şüphesine dair beyanda bulundular. Celse sonu kurulan ara kararlar ise Dina’nın avukatlarınca dosyada sanık olması gereken fakat “olmamış” şahısların tanık olarak dahi dinlenmesinin reddine, apartman bodrumundaki keşif talebinin reddine…

Mahkeme, diğer celselerde olduğu gibi, bu celsede Karabük’ü canı pahasına savunmadı, elbette bu bir yol alma değildi. Öyle “öylesine” bir celseydi ki heyet de buna gerek duymamıştı. Dina’yı kaybedeli neredeyse 14 ay oldu fakat biz hâlâ Dina’nın bodrum katında ne yaşadığını dahi bilmiyoruz. Babasının dediği gibi, öğrenci olarak gönderdiği yerden tabut içinde dönen Dina’nın dosyasının bugün neredeyse hiçbir yere varamamış yargılamasını eleştirirken bir yandan da Dina İçin Feministler tarafından dosya sahiplenilmemiş olsaydı bugün bunları dahi konuşmuyor olabileceğimizi de bilmeliyiz.

Duruşma öncesi siyaset bilimi öğrencisi olan Dina’nın arkadaşlarından biriyle konuşma fırsatımız oldu. “Afrikada’yken de notlarım iyiydi, Fransa’da ve Türkiye’de üniversiteye gitmeye hak kazandım fakat Türkiye Müslüman olduğu için buraya gelmek istedim” diyor. “Dönemlik 8-9 bin ödüyorum ama bu normal, yabancıyım.” Son dönemde Karabük’te yaşananlardan sonra herhangi bir sorun yaşadın mı diye sorduğumuzsa ise “öncekinden farklı değildi, alıştık” diyor. “Karabük Üniversitesi her anlamda bizimle kalkınıyor, kayda değer bir hale geliyor, her fakültenin en iyileri yabancılar” diye belirtiyor.

Bilindiği üzere, yakın zamanda Karabük Üniversitesi sosyal medyada gündem olmuştu. Karabük Üniversitesi İtiraf Sayfası adlı sayfadan siyahi göçmenler hedef alınmış, kısa zamanda büyük bir karşılık da bulmuştu. Her ilde, ilçede, mahallede bu konuya hakim birini bulacak kadar.

Dina’nın arkadaşının “alıştık” demesinin ırkçılardaki karşılığı ise “normalleştirmek.” Üzerine şakalar yapacak, nefreti komikleştirecek, çocuğunu kaybetmiş bir annenin fotoğrafının altına “ülkemde zenci istemiyorum” yazabilecek kadar normalleştirmek. Bir kimliğe yönelmiş bu nefretin normalleştirilerek yaygınlaştırılması daha tehlikeli boyutlara varabilecek bir potansiyeli içinde barındırıyor.

Biz, hukukun bizim olmadığını biliyoruz. Ama bu hesap sormaktan geri duracağımız anlamına gelmiyor. Yalnızca dava konusu cinayetin değil, Karabük’te ve başka yerlerde yaşanan, normalleştirilen, hayatın her yanına sirayet etmiş bu ırkçılığın hesabını soracağız.

Öfkemizi bileyledik, gerçeği ve adaleti istiyoruz.

Son Eklenenler