Çarşamba, Aralık 7, 2022

“Yolumuz uzun, direncimiz yüksek, emeğimiz var”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi(İBB)’nden güvenlik soruşturması bahanesiyle işten çıkarılan işçiler 28 Temmuz’da Saraçhane’de oturma eylemi başlatarak, hem işe iadeleri hem de Şubat ayından beri devam eden haksız işten çıkarmaların durdurulması için mücadeleye koyuldu. Farklı müdürlüklerden aynı bahaneyle işten çıkarılan 50 işçi arasında Ali İsmail Korkmaz anmasına, Halepçe Katliamı protestosuna katıldığı, Barış Bildirisi imzacısı olduğu için çıkarılanlar da var. Patronlara şartsız haklı fesih yapma hakkı tanıyan, böylelikle patronların en etkili silahı İş Kanunun 25/2. maddesinden (kod-42) çıkarılan işçiler hem kıdem, ihbar tazminatları ödenmeden hem de yeni bir işe girmelerini imkânsız kılacak yüz kızartıcı suçla damgalanarak çıkarılmış oldu. Esasen İBB bu suçlamalarla sadece işçileri açlıkla sınamak ya da cezalandırmakla kalmayıp burjuva düzeninde CHP’nin ezenlerin safında durduğunu açıkça gösteriyor.

Soylu’nun geçtiğimiz yıl Aralık ayında bütçe görüşmeleri sırasında meclis kürsüsünden 557 İBB çalışanını terör örgütü üyeliği iddiasıyla hedef alan konuşması akabinde iktidar medyası çalışanların fotoğraflarını ve bilgilerini “İBB’nin dağ kadrosu” şeklinde yayımlamıştı. İmamoğlu buna karşı İBB’de terörist varsa gelsinler tutuklasınlar diyerek İçişleri Bakanlığını göreve davet etmiş, kamuoyu nezdinde çalışanlara yönelik oluşturulan şaibeye ortak olmuş, dik bir tutum almamıştı. Bunun üzerine İBB adını ‘aklama’ gayretiyle kendi içinde başlatmış olduğu soruşturmada, Valilik’in bile hakkında “temiz” dediği kişileri iltisaklı kabul edip işine son verdi. Buna rağmen İmamoğlu çıktığı bir televizyon kanalında insanları aptal yerine koyarak söylediği “Ben çıkartmıyorum kanun çıkartıyor” yalanını söylemekten hiç utanmadı. Onun yalanına karşılık gerçekleri İBB’de işçiler atılıyor, Ekrem İmamoğlu ne yapıyor?” başlıklı yazıyla teşhir ettik.

Bugün neredeyse en küçük bir hak arama çabası içerisine giren herkesin hakkında açılan bir dava varken söz konusu güvenlik soruşturmaları gerekçesiyle insanları işlerinden etmek tek adam yönetiminin mikro ölçekli bir yansımasıdır. Bugünkü yaşananlar; özellikle kitlelere arzuladıkları demokrasi, eşitlik ve insan haklarını verme vaadiyle gelecek dönemin güçlü iktidar adayı CHP liderliğindeki Millet İttifakı’nın iktidara geldiğinde olası somut pratikleri hakkında bize ipuçları veriyor. Bunu yalnızca İBB’deki haksız, hukuksuz işten çıkarmalara bakarak değil aynı zamanda halen içeride devam eden baskılara, diğer CHP belediyelerindeki haksız uygulamalara ve emek sömürülerine dayanarak söylüyoruz.

İBB içerisinde -işçilerin tabiriyle-cadı avı sürüyor. Kamuoyunun tepkisini çekmemek için peyderpey yapılan çıkarmalar sonlanmadı, önümüzdeki seçim sürecinde CHP ve İmamoğlu’nun çalışmalarına halel getireceğini düşündükleri kişileri çıkarmaya devam edecekler. İşçilerin sözünü ettiği çıkarılacakların listesi çalışanlar üzerinde her an işten atılma tedirginliği yaratarak büyük bir korku salıyor. Ekonominin diplerde olduğu, herkesin alım gücünün düştüğü içinden geçtiğimiz kriz günlerinde işsiz kalmaktansa haksızlığa ses etmemek ‘cazip’ gelebilir. Ancak çalışanlar hep birlikte hareket edip, kapı önündeki direnişe omuz verdikleri takdirde bir güç haline gelebilecekleri ve bu saldırıları mücadele ile geri püskürtebileceklerini unutmamalı.

Diğer taraftan, ödenmeyen mesai ücretleri, maaşların hep geç yatması, çok düşük olması, 657 kadrolu memurlarla aynı işi yapan kadrolu taşeron işçiler arasındaki uçurum ücret farkı, sendikal örgütsüzlük, kadrolaşma, mobbing, sosyalist ve yurtseverlerin fişlenmesi, istifaya zorlanması gibi uzayıp giden sorunlar İBB işçilerinin çok sık karşılaştığı diğer sorunlardır. Belediye çalışanlarının çoğunu kapsayan 20 no’lu genel hizmetler işkolunda mücadeleci ve gerçek bir işçi sendikası olmaması da işçileri bu sorunlar karşısında tek başına bırakmıştır. CHP belediyelerinde yetkili sendika DİSK/Genel İş bürokratik kast olarak, AKP-MHP belediyelerinde yetkili sarı sendika Hak-İş/Hizmet İş ve Türk-İş/Belediye-İş ise ihanet şebekesi olarak işçilerden aldıkları aidatlarla kasalarını doldururken işçilerin hak aramasının önündeki en büyük engellerden birini teşkil ediyor. Ne var ki işçiler bu çıkışsızlıktan bir arayış yoluna giderek öz güçlerine dayalı birliklerini kurmak için adım attı ve TABİB(Taşeron Belediye İşçileri Birliği)’i inşa etmeye çalışıyor. Bizler de destek ve dayanışma için her zaman işçilerin yanında olacağımızın bilinmesini isteriz.

CHP’nin yönetimde olduğu belediyelerdeki işçi düşmanı tutumunu, İzmir Büyükşehir Belediyesi(İZBB)’nde 5 yıldır taşeron olarak çalışırken bir WhatsApp mesajıyla nedensiz işten atılan 31 evde sağlık ve bakım işçisinin yaşadığı süreçte de görüyoruz. “Çürük elmalar” 24 Temmuz’dan beri İZBB önünde direnerek haklarını istiyor. Keza sendika üyesi olduğu için CHP’li Şişli Belediyesi’nden atılan ve ne sendikası Genel İş ne de sol sosyalist çevreler tarafından sahip çıkılan Kent Yol işçileri 3 yıla yakın süredir direniyor. Bunca zamandır direnişçilerin taleplerine kulak tıkayan CHP genel merkezi çözüm üretmek yerine işçileri gözaltına aldırarak yıldırmaya çalışıyor, tam da özüne uygun bir tavırla.

“Adalet” diyerek yolları arşınlayanlara soruyoruz; direnen İBB işçileri, İZBB işçileri, Şişli işçileri için adalet nerede? Barış akademisyenlerini ilk iş göreve iade edeceğiz diyenler İBB’de kod-42 ile barış akademisyenleri kapı önüne koyuyor bir tepki verecek misiniz? Tabi ki vermeyeceksiniz hukuk mücadeleyle kazanılır. CHP’li, AKP’li bütün patron temsilcileri çalışana karşı hukuksuzlukta ortaktır. İşçiler, emekçiler için adalet de hukuk da siyasi markasına bakmadan egemen sınıfın tüm temsilcilerine karşı direnerek kazanılacak. Bizim adalet umudumuz Millet İttifakı iktidarınızda değil, işçilerin, ezilenlerin, birleşik, örgütlü gücündedir. Ve direnen işçiler mutlaka kazanacak!

Son Eklenenler