Perşembe, Ağustos 18, 2022

PTT taşeron işçileri yürüdükçe yol açıyor

PTT taşeron işçileri güvencesiz olarak, ağır koşullarda, meslek hastalıkları ile boğuşarak, mobbing ve sendikal baskılar altında, yasadan/haktan mahrum bırakılmış şekilde çalışmaya zorlanan, Türkiye genelinde 15 bini geçkin sayıları ile taşeron düzenin en vahşi görünümlerinden birini sergilemektedir. Bu koşullar içerisinde, PTT işçilerinin öncülüğü ile PTT-SEN ile kurumun tarihinde iz bırakacak bir sendikal örgütlenmeye başlanmıştır.

Posta Telefon ve Telekomünikasyon İşçileri Sendikası, verdiği 4 yıllık mücadele süresinde hem fiili/meşru direniş anlamında hem de hukuk mücadelesi anlamında bağımsız sendikal faaliyete dair ders de çıkarılacak emsal de alınacak birçok olay içerisinde bulundu.

PTT’nin de birçok kamu kurumu gibi Varlık Fonu adı altında özelleştirilmesi/şirketleştirilmesi ile bu kötü çalışma koşulları daha da vahim bir duruma geldi. Bu değişiklik ile PTT de diğer kurumlar gibi, Sayıştay ve sair kurumların denetiminden çıkartılıp, mevcut iktidarın çıkarları doğrultusunda talan edilmeye müsait bir hale gelmiş oldu. Kurumdaki bu değişikliğin işçiler nezdinde ilk etkisi, artık neredeyse PTT işinin en ağır kısmını oluşturan kargo-posta işinin yürütücüsü olan taşeron firmaların patronlarının idareden bağımsız hükümranlığının ve bundan aldıkları güç ile en yoğun sendikal baskıların görülmeye başlaması olmuştur.

PTT taşeron işçilerinin örgütlenmesinde önüne çekilen ilk set sendikal faaliyeti başlamadan kesme pratiklerinden birisi olan “aynı işin farklı işyerlerinde farklı iş kollarında gösterilmesi” uygulaması olmuştur. Bu uygulama yüzünden işçilerin işkolları kimi yerde taşımacılık kimi yerde ise iletişim işkolundaydı. Bu engeli aşmak için atılan adım ile iletişim iş kolunda PTT-SEN, taşımacılık işkolunda ise PTT-KARGO SEN adı altında iki kardeş sendika kurulmuştur. Bu şekilde PTT taşeron işçisi hangi işkolunda gösterilirse o iş kolunun sendikasına üye olma imkânı olmuştur. 

Yapılan birçok itiraz ve tepki sonucu Marmara bölgesinde taşeron firmanın da değişmesi üzerine taşımacılık olan işkolu iletişim olarak değiştirilmiştir ve tek sendika bünyesinde faaliyet gösterme imkanı doğmuştur.

Toplam 15 bini geçik sayısı ile PTT taşeron işçileri yüzlerce müdürlük altında tüm ülkeye yayılmış halde, kimi müdürlüklerde 2-3 taşeron işçiye inen sayılarla ve işin niteliği gereği sabit olmayıp sokak sokak dağıtım yapan bir halde çalışmaktadır. 190 bin çalışanın bulunduğu iletişim işkolunda, PTT-SEN hızlı bir örgütlenme pratiği sergileyerek kısa zamanda önce Ege Bölgesi’nde, daha sonra da iş kolunun değişmesi ile Marmara Bölgesinde hem %1’lik Türkiye iş kolu barajını aşarak hem de işyeri barajını aşarak yetkiye başvuracak sayıya ulaşmıştır. Bunun akabinde taşeron firmaların daha aktif ve daha da kural tanımaz bir saldırısı başlamıştır.

31.07.2020 tarihinde PTT A.Ş.’nin Ege bölgesindeki Metroyol şirketi olan taşeronun değişmesi üzerine yeni gelen Parkkonak şirketi daha resmi olarak faaliyete başlamadan önce firma temsilcileri aracılığı ile yeni patron Yavuz Çakır’ın sendikaya müsaade etmeyeceğini duyurmuştu. Bu patron ilerleyen süreçte sendikal baskıya karşı çıkan işçilere şahsen telefon ile arayarak tehditler, hakaretler savuran, belki de bir burjuva olarak sınıf kini ile (bir burjuvanın da proletere karşı da sınıf kini duyması mümkündür elbette) saldıran yüzünü aleni bir şekilde gösterdi.

Bunların üzerine Parkkonak şirketi hukuka aykırı olarak PTT-SEN genel başkanının ve yöneticilerinin sözleşmesini yenilemediğini söyleyerek fiilen yöneticileri işten çıkardı. (PTT-KARGO SEN yöneticileri çok kısa zaman sonra PTT-SEN yöneticilerine benzer şekilde PTT A.Ş.’nin Marmara bölgesi taşeronu Saf ve Avrasya Adi Ortaklığı tarafından iş akitleri sonlandırıldı ve koordineli olarak PTT önlerinde direnişe geçildi.) Sendikaya ve sendikal faaliyetlere karşı açıkça yapılmış olan bu harekete karşı PTT-SEN fiili ve meşru mücadelesinin yanında hukuki olarak mücadeleye de başladı.

Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’ndaki düzenlemeye göre; işyerinde çalışmaya devam eden sendika yöneticisinin iş akdi sendikal faaliyetleri sebebi ile işveren tarafından feshi durumunda, yönetici tarafından yasal yollara başvurulması üzerine fesih geçersiz sayılarak temsilcilik süresini aşmamak kaydıyla, fesih tarihi ile kararın kesinleşme tarihi arasındaki ücret ve diğer hakları ödenir. Yani bu demek oluyor ki işveren sendikal sebepler ile sendika yöneticisinin sözleşmesini feshederse akabinde yönetici dava açarsa, işverenin sözleşmeyi feshettiği tarihten itibaren ilgili davanın kesinleştiği süreye kadarki tüm maaşlarını, kıdem tazminatını, ihbar tazminatını, yıllık izin alacakları vs. gibi diğer işçilik alacaklarının hepsini alacağı anlamına gelmektedir.

PTT-SEN yöneticileri 31.07.2020 tarihinde sözleşmelerinin işveren tarafından sendikal sebeplerle ile yenilenmemesi sonucunda sendika yöneticilerine ve temsilcilerine tanınmış bu davayı açmıştır. 20.05.2022 tarihinde de bu dava kabul edilmiş ve patronlar karşısında önemli bir kazanım elde edilmiştir.

Düzenin işverenlere sağladığı birçok imkân içerisinde, işverenlerin hala alenen sendikal baskılarına devam ettiği, davacıları, tanıkları yıldırmaya çalıştığı bir süreç içerisinde bu hukuki kazanımın anlamı da çok değerlidir. Bu anlam, hem Türkiye’de yürütülen direngen sendikal faaliyet için hem de PTT işçileri için bir güç toplamayı da mücadeleye devam etmeyi de içerisinde barındırır.

İşverenler ve yandaşları tarafından kurulduğu tarihten itibaren her türlü baskıyı gören, tehditlere, hakaretlere, işten çıkarmalara, sürgünlere maruz kalan PTT-SEN yöneticilerinin verdikleri bu hukuki mücadele ile işverenlerin sendikal baskı uygulamasının hukuki sonuçları olacağını bir kere daha hatırlatmış oldu.

Bununla da kalmayıp işbu yöneticilerin sözleşmesinin feshi sonrası TCK 118’de düzenlenmiş sendikal hakların engellenmesi suçundan yapılan suç duyurusu akabinde PTT-SEN Genel Başkanı Halit Büyük’ün müşteki olarak, Parkkonak şirketi yönetim kurulu başkanı Yavuz Çakır’ın ve iki Parkkonak yöneticisinin daha sanık olarak dosyada bulunduğu ceza davası da devam etmekte. Bu ceza davası sendikacıların, direnişçi işçilerin eylemlerinden, basın açıklamalarından, yürüyüşlerinden sistematik şekilde yargılandığı bir dönemde enderliğini ve değerini korumaktadır. Bunun yanında yapılan başvurular sonucu bakanlık tarafından sendikal hakların ihlalinden Parkkonak’a idari para cezası kesilmesi, PTT A.Ş.’nin sendikaya isim hakkı üzerinden dava açıp bu davayı kaybetmesi ve İstanbul’da açılan davalarda işyeri temsilcililerini kazandığı hakları ve hala derdest olan birçok sendikal tazminat davası belki de saymak ile bitmez haldedir.

PTT SEN faaliyeti bize, çalışanları örgütlemek için atılacak adımın fazlasıyla karşılık bulacağını gösteriyor. Sol, birçok durumda işçilerin, emekçilerin, toplumun ezilen kesimlerinin sağcıları, gericileri desteklediğinden şikâyet ediyor. Nedeni ne emekçilerin bilinçsizliği ile ve ne de sağ kesimin parası, pulu, iktidar desteği olmasıyla açıklanabilir; ezilenlerin sola uzak durmasının başlıca nedeni, solun onlardan uzak durmasıdır. PTT SEN, önyargı taşımadan ve kibir göstermeden işçilerin örgütlenmesine yardımcı olduğumuzda, buna fazlasıyla karşılık verdiklerini ve dirençli biçimde bu karşılığı sürdürdüklerini gösteren somut bir örnektir.

PTT taşeron işçilerinin vermiş olduğu bu her alandaki mücadelede sınıf savaşımı tarihinde kendine yer edindiğine dair şüphe yoktur. Bu mücadele sonucunda elde edilmiş kazanımlar da yenilgiler de PTT taşeron işçileri, tüm taşeronlar ve tüm işçiler için bir ders niteliğinde olduğu kesindir. Sözlerimiz her ne kadar genelde geçmiş deneyimlerden bahsetse de amacımız bu deneyimlerden çıkarılabilecek dersleri almaktır. PTT-SEN ve PTT taşeron işçilerinin mücadelesi sanılmasın ki bir aşamaya ulaşmıştır. PTT taşeron işçilerinin verdiği bu mücadele her an kendisini öteye taşımaya, iradesini korumaya devam etmektedir. Şu vakte kadarki mücadelesi de şüphesiz PTT taşeron işçisinde geri döndürülmeyecek bir iz bırakmıştır.

Bu mücadeleyi Anadolu’daki küresel fabrikada kazanarak-kaybederek, düşerek-kalkarak var etmek ve büyütmek ise proletarya mücadelesinin günümüzdeki hamlesidir.

Bu meşhur sözleri tekrarlamanın anlamını bir daha hissetmemek tabii ki de elde değil;

“Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız, ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak.”

Son Eklenenler