Pazartesi, Mayıs 23, 2022

Makinalı tüfek ve seçim sandığı*

Kuzey İrlanda yerel idare seçimleri dünyada haber oldu, Türkiye’de de bir miktar ilgi gördü; Sinn Fein’in tarihi bir başarı kazandığı söyleniyor. Bir yandan da ülkemizde genel olarak gerçek bir bağlamı olmadan seçimler somut siyasi mücadelelerle ne şekilde ilişkilidir meselesi üzerine olumlu olumsuz fikir beyan ediliyor. İlkine dair bir değerlendirme yaparak ikinci tartışmaya bir katkım olur diye umuyorum. Bu yazının amacı budur.

Seçim sonuçları özetle şöyle: Sinn Fein’in aldığı sonuç bir önceki seçimden, hatta son birkaç seçimden, farklı değil, aynı ilk tercih oy oranıyla aynı sayıda temsilci çıkardı. Birlikçi partilerin ise oyları, dolayısıyla çıkardıkları temsilci sayısı azaldı. Bu seçimin esas sürprizi ise bir süredir yükselişini sürdüren liberal ve Avrupacı Alliance (İttifak) Partisi, anlaşıldığı kadarıyla Birlikçilerin kaybını onlar kazanca çevirdi. Tabi bunu Sinn Fein yapamazdı zira Birlikçi bir seçmenin onlara oy vermesi tahayyül edilebilir bir şey değil. Tabi burada bunun nedenini anlatmak için İrlanda siyasetine yabancı okura bazı terimleri açıklamak gerekiyor.

Kuzey İrlanda’da Birlikçilik ve Cumhuriyetçilik

Birlikçiler Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallığa bağlı kalmasını savunan kesim, Sinn Fein ise İrlanda Cumhuriyetçisi[i] bir parti bu terim İrlanda’da Fransız Devrimi ile yakın bağlantı içinde ve o dönemde ortaya çıkan bir siyasi hedefi yani tüm İrlanda Adasında birleşik bağımsız bir cumhuriyetin kurulması politik mücadelesini ifade ediyor. Dolayısıyla bu iki grubun arasında herhangi bir geçişkenlik mümkün değil. Üstelik herhalde okuyucunun bildiği gibi bu ayrım ilk ortaya çıkışından bir süre sonra mezhepsel bir görünüm de kazanıyor. Birlikçiler Protestan, Cumhuriyetçiler Katolik. Bugünkü Kuzey İrlanda büyük ölçüde İrlanda Adasının tarihsel olarak Ulster diye bilinen seyrek nüfuslu bir bölgesi. İngilizler Adaya hükmedince, bu bölgeyi Osmanlı deyimiyle şenlendirmek için İskoçya’dan buraya on yedinci yüzyıldan itibaren yerleşimciler getiriyorlar ve böylece bölgede Protestan bir çoğunluk oluşuyor. İrlanda Cumhuriyetçiliği bütün adayı etkilemeye başlayınca da bu insanlar hem bölgelerindeki Katolikleri ağır baskı altında tutuyorlar hem de İngiliz ordusunun yerel gücü olarak isyan bastırma konularında adanın diğer taraflarında da kullanılıyorlar. O yüzden her ne kadar üç renkli Cumhuriyetçi İrlanda Bayrağında yeşil Katolikleri, Turuncu Protestanları Beyaz ise aradaki barışı simgeler dense de 19. Asır boyunca İngiliz işgalci iki kesim arasında barışın zeminini ortadan kaldıracak şekilde Protestan azınlığı kullanıyor ve mezhepçi bir şovenizmle bölünmeyi kışkırtıyor. Azınlığı kullanmak Hindistan’dan Kıbrıs’a zaten İngiltere’nin kendi sömürgelerinde uyguladığı standart bir reçete.

Cumhuriyetçiler ifadesini kullanıyorum bu terim tabi sadece Sinn Fein’i ifade etmez ana bir siyasi amaç olarak bütün adayı kapsayan bağımsız İrlanda Cumhuriyetinin kurulmasını savunan tüm siyasetleri ifade eder. Ama Sinn Fein 1922-23 İrlanda iç savaşından beri bu amaç noktasında tavizsizliği ve siyasal şiddeti bu mücadelede kullanmaktan çekinmemeyi simgeler. Dolayısıyla bu ifade esas olarak Sinn Fein’i akla getirir. Genelde Sinn Fein siyasi kanat, IRA askeri kanat diye bir ayrım yapılır ama 1919 1921 arası süren İrlanda bağımsızlık savaşında oluşan siyaset kontrolündeki ordu ve askeri siyasi liderliğin birlikteliği fikri hareket içinde hep canlıdır. Okuyucu dikkat ettiyse ısrarla Sinn Fein’deki sürekliliği vurguluyorum ama kuşkusuz bu konuda esas akla gelen atmışların sonunda başlayan ve Hayırlı Cuma Antlaşmasına kadar yoğunluğu düşerek süren üç bin beş yüzden fazla cana malolan Kuzey İrlanda’daki düşük yoğunluklu savaş dönemidir. Bu dönemde siyasi alana askeri alandaki faaliyetlerinden dolayı hapse girip çıkan takip altındaki kadrolar kaydırılmıştır. Dolayısıyla askeri kanat siyasi kanat ayrımları bu dönemde de çok açıklayıcı değildir. Ortada kadrolarını ihtiyaç doğrultusunda farklı biçimlerde istihdam eden, gerektiğinde kaydıran bütüncül bir siyasal hareket vardır.

Birlikçiler bugün üç parti tarafından temsil ediliyorlar, üstelik kimi yerellerden var olan liderliklerden hoşnut olmayan isimler bağımsız olarak da seçiliyor. Son seçimde böyle iki isim seçildi, bu sayının daha çok olduğu seçimler de vardı. Birlikçilik tıpkı Cumhuriyetçilik gibi ikiye bölünmüştü sonra üçe bölündü. Her ne kadar bu bölünmüşlük yeni olmasa da Protestan kökenli gençlerin bir kısmının bu mezhepçi ideolojiyi benimsemeyip artan oranda anlaşıldığı kadarıyla Alliance saflarına geçmesi nispeten yeni ve Birlikçiliği esas bu durum zayıflatıyor. Bu partinin oy oranlarına bakılırsa bir kısım Katolik kökenli oyu aldığı da ortadadır. Üstelik unutmamak lazım küçük miktar radikal sol seçmen de var, nitekim son seçimde Kar Değil İnsan kampanyasından bir kişi yerel meclise seçildi ama İrlanda’da bu türden sol gruplar birleşme referandumu yapılması gerektiğini savunurlar, hatta bilebildiğim kadarıyla bunların arasında birleşik İrlanda yanlısı olmayan yoktur. Alliance ise bu konuda açık tutuma sahip değil.

Hayırlı Cuma Antlaşması

Madem bu seçimde söz konusu olan Sinn Fein’in başarısı değil Birlikçiliğin genel gerilemesi (demografik olarak da, söz konusu demografi içinde seçmen desteği olarak da) niye insanlar bu konudan bu kadar bahsediyor? Kanımca bunun iki yanıtı var ikisini de anlatmak için önce Hayırlı Cuma anlaşmasını hatırlamalıyız. Hayırlı Cuma antlaşması ABD’nin gözetiminde İrlanda’da o sırada etkin olan siyasal gruplar, İrlanda Cumhuriyeti ve Birleşik Krallık arasında Nisan 1998 yılında imzalanıp 1999 yılında İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda’da yapılan iki ayrı referandumda kabul edilip yürürlüğe giren barışı sağlamaya dönük düzenlemenin genel adı. Kuzey İrlanda referandumunda sadece şu an en büyük Birlikçi grup olan Parti anlaşmaya karşıydı (o sayede bir süre sonra ikinci Birlikçi güç olmaktan birinci sıraya terfi ettiler) onun dışında diğer Kuzey İrlandalı güçler ve Britanyalı ve İrlanda Cumhuriyetindeki tüm siyasetler bu anlaşmalara olumlu yaklaşmıştı. Anlaşmanın temeli paramiliter grupların silahlarının BM gözetiminde tasfiye edilmesi, bu başarılınca Kuzey İrlanda’da oydaşmacı yani hiçbir grubu dışlamayan bir yerel idare tesis edilmesi (bu seçimler de onunla ilgili). Kilit hüküm ise Kuzey İrlanda’nın meşru olarak Birleşik Krallığın bir parçası olduğu kabul edilirken Kuzey İrlanda halkının bir referandumda bu yönde karar vermesi ve İrlanda Cumhuriyeti halkının da bir başka referandumda bunu kabul etmesi halinde tüm İrlanda Adasında birleşik bir cumhuriyet kurulmasına Londra’nın karşı çıkmayacağını taahhüt etmesidir. Demografik dönüşümün kendi lehlerine olduğunu gören Cumhuriyetçiler bu hükümleri kabul edip hem her iki ülkenin o zaman AB üyesi olması sayesinde fiilen birleşmiş bir İrlanda’nın çok müreffeh olmasalar da barış içinde keyfini sürdüler ve yapılacağı mukadder olan referandumdaki zaferlerini beklemeye koyuldular. Majestelerinin hükümeti ise değil referandumu kaybetmek yapılmasının göze dahi alınamayacağına emindi, hiç değilse başbakan Tony Blair bu kanaatteydi. Nüfus olarak homojen ve Sinn Fein’in o zamanlar çok az siyasi desteğe sahip olduğu İrlanda Cumhuriyetinde yapılacak referandumda, İrlandalıların ülkelerine iç savaş deneyimi olan ve pekâlâ silahlanabilecek Protestan bir azınlığı istemeyeceklerini varsaymış olmalı.

Fakat gelin görün ki Sinn Fein’in Kuzey İrlanda’daki lideri Michelle O’Neill bu seçim sonucundan sonra beş yıl içinde referandumu yapabiliriz dedi. Etrafı ayağa kaldıran budur. Niye? Çünkü Blair’in öngörüsünün aksine Kuzey İrlanda’daki referandumu Cumhuriyetçiler teorik olarak kazanabilecek duruma geldi. Son nüfus sayımına göre kendini Protestan olarak tanımlayanların oranı ilk defa yüzde ellinin altına düşmüştür. Bugün Kuzey İrlanda’da Birlikçi ve Cumhuriyetçi oy yüzde kırk civarında birbirine eşit hatta yüzde iki civarı radikal sol oy da eklenirse Cumhuriyetçilik öne geçer. Geriye büyük ölçüde Avrupacı Alliance oyu kalıyor ve İrlanda ile birleşme AB’ye yeniden üye olma anlamına geliyor. Brexit referandumunda Kuzey İrlanda yüzde 56 AB yanlısı oy kullanmıştı yani Alliance seçmeninin önemli bir kesiminin böyle bir referandumda AB yanlısı dolayısıyla İrlanda ile birleşme yönünde oy kullanması mümkündür. Zaten bu yüzden Birlikçi partiler seçimlerden sonra oydaşmacı hükümete isim vermeme eğilimlerini belli ettiler. Yerel idarenin oluşup çalışmaya başlamasını istemiyorlar, zira bu referanduma doğru bir geri sayımın başlaması anlamına gelebilir. Birlikçiler ne pahasına olursa olsun böyle bir referandumu engellemek istemesi bile kaybetme korkularını yansıtıyor.

Kuzey İrlanda’yı Bırak İrlanda Cumhuriyetine Bak

Peki, İrlanda Cumhuriyeti seçmeni bu birleşmeyi onaylar mı? Bu soru da bizim son seçimlerde Sinn Fein’in parlak bir başarı gösterdiği İrlanda Cumhuriyeti genel seçimlerinden bahsetmemize yol açar ama bundan bahsetmek için de Sinn Fein’in tarihsel seçim taktiklerine bakmalıyız. Sinn Fein 1905’te kurulduğunda İrlanda özerkliğini savunan bir partiydi ama 1916 Paskalya ayaklanmasına, Dublin’de üç renkli bayrağın dalgalandığı Nisan ayındaki o efsanevi haftaya, giden süreçte ve ayaklanmanın önderlerinin infazından[ii] sonra Cumhuriyetçi davanın siyasal sözcüsü olmuş, 1921’e kadar süren bağımsızlık savaşı sırasında da parti ilk İrlanda meclisini tek başına oluşturmuş ve IRA’yı yönetmiştir. Savaşın ardından imzalanan, Kuzey İrlanda’yı dışarıda bırakan ve İrlanda’yı da devlet başkanı İngiliz hükümdarı olan bir devlet olarak tanıyan anlaşmayı parti liderliği onaylamamış ama çoğunluğun anlaşma lehine tutum almasıyla parti İrlanda iç savaşının tarafı haline gelmiş ve iç savaşta yenilince yeni kurulan İrlanda devletinin siyasal kurumlarını tanımayan bir tutum benimsemiştir. İç savaşa giden süreçte karşılıklı işlenen cinayetler gerçek bir kardeş kavgasına dönüşmüş ve savaşı kaybeden Sinn Fein İrlanda Cumhuriyetini meşru olmayan bir siyasi yapı olarak görmüştür. Böylelikle seçimlere aday olma ama kazanılsa bile koltuğa oturmama yani kamu görevi yapmama tutumu Sinn Fein’in tüm seçimlerde resmi pozisyonu haline gelecektir[iii].

Sinn Fein iç savaşı kaybettikten sonra İrlanda adasının her yerindeki hükümetlerin gözünde yasadışı bir oluşum haline gelir. Sembolik İngiliz dominyonu ve Protestan çoğunluklu Kuzeyi dışarıda bırakmasından dolayı yeni kurulan devleti gayrimeşru sayan tutumu partiye olan desteği İrlandalılar arasında da iyice azaltır. Fakat atmışların sonundan itibaren özellikle Britanya idaresindeki Kuzey İrlandalı Katolikler arasında Marksizm’den de ilham alan genç bir kuşak parti liderliğine gelecektir. Bugün Sinn Fein denince esas akla gelen de bu dönemdir. Bunlar bir başka bölünmenin ardından Sinn Fein’i Hayırlı Cuma Antlaşması ve sonrasına taşıyacak siyasi liderlik kuşağı haline gelerek askeri ve politik süreci yönetmeye başlar. Yetmişler ve seksenler bunların komutasında ve kanlı geçecektir. Sinn Fein ve IRA’nın oluşturduğu Cumhuriyetçi Hareket hem İngiliz hükümetine, hem Birlikçi paramiliterlere, hem de silah kaçakçılığı ve arananların saklanması gibi konular gündeme geldiğinde (1949’dan beri tam bağımsız olup Britanya ile hiçbir egemenlik bağı kalmayan) İrlanda hükümetine karşı savaş halindedir. Şiddet daha ziyade Kuzey İrlanda’da olmak üzere bu dört tarafta da can kaybına yol açar.

Savaş sürerken söz konusu liderlik özellikle Boby Sands ile özdeşleşen ölüm orucu sürecindeki seçim başarılarını değerlendirip tarihsel seçim tavrında kısmi bir değişiklik yapmak istedi ve göreve başlamak için İngiliz hükümdarına bağlılık yemini yapılmayan koltuklara seçilindiğinde bu görevlerin kabul edilebileceğine karar verdi. 1986 yılında bu karar zaten o tarihte Birleşik Krallıktan çoktan tam bağımsız olan İrlanda Cumhuriyetinin meşruiyetini tanıyacak şekilde genişletildi ve İrlanda’da seçilenlerin İrlanda siyasal organlarında görev yapması kararlaştırıldı. Bu stratejiye o zaman basın başlıktaki ismi vermişti: Armalite ve Seçim Sandığı. Buna rağmen yetmişli yılların sonunda İrlanda’da silah sevkiyatı yaparken yakalanıp hapis yatan, İngiliz istihbaratına göre ise bundan önce Kanlı Pazar[iv] sırasında daha yirmi yaşında doğduğu şehir Derry’de IRA’nın ikinci adamı olan, daha sonra yedi kişilik askeri komite içinde Kuzey İrlanda operasyonlarından sorumlu Kuzey Komutanlığı görevine yükselen Martin McGuinness hapisten sonra memleketi Derry’de 1985’te belediye meclisine seçilip, basın kendisine İrlanda özgürlüğü böyle mi gelecek diye sorduğunda şöyle diyecekti. Nihayetinde, İrlanda’nı özgürlüğünü IRA’nın keskin kenarı[v] sağlar. Bu dönemde seçim sonuçlarına bakılırsa Sinn Fein Kuzey İrlandalı Katoliklerin desteklediği ikinci siyasi güçtü, birinci sırada reformist Sosyal Demokrat Emek Partisi vardı. İrlanda Cumhuriyetindeyse parti neredeyse yok hükmündeydi. Hayırlı Cuma Antlaşması imzalanır imzalanmaz Kuzey’de Sinn Fein Katolik seçmenlerin ilk tercihi oldu, temsil etmek istediği kitleye savaşabildiği kadar barışabildiğini de gösterince Cumhuriyetçiliğin her anlamda önderi olduklarını ispat ettiler.

McGuinness bu liderlik kuşağının ağır suçlardan hüküm giymemiş dolayısıyla nispeten az hapis yatmış en önemli iki isminden biriydi. İngiliz istihbaratının iddialarının yanı sıra Cumhuriyetçi hareket içinde başka görevler de yaptı. Hayırlı Cuma Antlaşmasının müzakereleri sırasında Sinn Fein’in baş müzakerecisiydi. Antlaşmadan hemen sonra Sinn Fein en büyük Cumhuriyetçi güç olunca oydaşmacı[vi] esas üzerine kurulan yerel hükümette Sinn Fein’i temsilen birinci vekil bakan oldu. Birlikçi Birinci Bakan Ian Paisley ile ki onun partisi anlaşmayı reddedip Protestan oyu toplamış ve öyle en büyük parti olmuştu, o kadar uyumlu çalıştılar ki “Chuckle Brothers” (kıkırdayan biraderler) diye anılmaya başladılar. McGuinness fiilen kendi cenaze konuşması olan son kamusal konuşmasında (doktorlar büyük ihtimalle ayın sonunu göremeyeceğini ifade etmişti) sağlık sebepleriyle birinci vekil bakanlıktan çekildiğini ama insanların iki ay sonraki seçimlerde muhakkak Sinn Fein’e oy vermesi gerektiğini söyleyecekti. Sağlığı elvermediği için kendisi aday olmayacaktı. Sözlerini şöyle bitirdi “emekli falan olmuyorum Bogsidelı Cumhuriyetçiler (kavgadan) emekli olmaz”.

Bütün bir mücadele bağlamı içinde düşününce IRA’nın keskin kenarı deyiminin basitçe makineli tüfeği[vii] kastetmediği, belli bir politik hedef doğrultusunda güncel koşullara uyumlu olan taktiği kullanarak mücadele etme disiplin, azim ve iradesine işaret ettiği anlaşılır. McGuinness’in hayatı ve bütün o siyasi dönüşümler boyunca takındığı tavır bunun ispatıdır. Bu eski liderliğin diğer öne çıkan ismi İngiliz istihbaratının yetmişlerin sonunda bir süre IRA Genelkurmay Başkanı görevini yaptığını iddia ettiği Gerry Adams bugün geri planda. Bir bombalamadan dolayı tutuklanıp delil yetersizliğinden serbest kaldığı son tutuklanmasından sonra 1983’te Sinn Fein genel başkanı olmuştu, 2018’de bu görevi bıraktı. Bugün sosyal medyada yaş grubundan beklenmeyecek şekilde bazen insanları trollemekten de çekinmeyen o yüzden çok takipçili bir varlığı mevcut. Ama anı yazmıyor, zaten sorulduğunda IRA liderliğinde olduğuna dair hiçbir iddiayı da asla kabul etmiyor. Sadece muhbir olduğundan şüphelenilen bir kadının infazında rol oynadığına dair olan gibi olumsuz konularda değil[viii], cumhuriyetçi liderliğin açık parlamenter süreçler dışındaki hiçbir karar alma sürecine dair herhangi bir dahli olduğunu asla kabul etmiyor. Bu liderlik siyasi bir disiplin içinde savaş sürerken seçimleri ve müzakereyi başarıyla birlikte yürüttü ve zamanı gelince görevlerini kadın ağırlıklı yeni bir kuşağa kolektif karar doğrultusunda devrettiler.

O yüzden Mary Lou McDonald, Michelle O’Neill liderliğinin 2020 İrlanda genel seçimlerinde 1922’den beri (o seçim iç savaş başlamadan hemen önce yapılmıştı) en iyi sonucu alması sadece son yıllarda olup bitene bağlanamaz. Bu başarı Derry’de halkı İngiliz paraşütçülerinin ateşinden korumaktan, Sands’in tektip kıyafeti reddetmesinden ama aynı zamanda Tony Blair’le oturup silah bırakma müzakeresi yapmaktan ve Birlikçi bağnazlarla ortak hükümet etmekten de geçen ve sonuçta muhakkak bağımsız birleşik İrlanda hedefine bağlanan çizgide bir yere oturur. Sinn Fein o zaman son Kuzey İrlanda seçiminde olduğu gibi en çok birinci tercih oyunu aldı ve en çok milletvekili çıkaran iki partiden biri oldu. Böylelikle ulusalcı Fianna Fail ve muhafazakâr Fine Gael arasında İrlanda’da nicedir oluşan iki partili tahterevalliyi de parçalamış oldular. Bu iki geleneksel parti yanlarına yeşilleri de alarak hükümet kurdular amaç Sinn Fein’i dışarıda tutmaktır. Olası bir birleşme referandumu bu koalisyonu da zorlayacaktır. Yani Michelle O’Neill Belfast’ta beş yıl içinde referandum olabilir dediğinde sadece Londra değil, Dublin’de sarsılmıştır.

Sonuç Yerine

Velhasıl aslında Sinn Fein son yıllarda büyük bir seçim başarısı kazandıysa bu 2020 İrlanda genel seçimleridir ama konumuz bu değil. Sinn Fein iç savaşı kaybettikten bir asır sonra hala ayakta, güçlü ve hala aynı politik hedef için büyük bir disiplinle kavga ediyor. Üstelik siyasi amacına, Birleşik İrlanda Cumhuriyetine, hiç olmadığı kadar yakınlaşmış gözüküyor. Bugün adanın her iki tarafında yapılan son seçimlerde en çok birinci tercih oyu alan parti. Bunu sağlayan kuşaktan hayatta kalanlar bugün atmışını aştı ve liderliği kadın ağırlıklı yeni bir kuşağa bir süredir bıraktılar. Sosyal adaletçi bir programı, tavizsiz bir biçimde uyguluyorlar. Katolik kimliğin ağır bastığı bir toplulukta ayrılanları umursamayıp kürtaj hakkı ile ilgili düzenlemeleri destekleyebildiler. Avrupa Parlamentosunda Komünist Partilerle oturuyorlar. Bir güç gösterisi olarak Britanya parlamentosu seçimlerine giriyorlar ama seçildiklerinde o koltukları hala boş bırakıyorlar. Kısacası sandık bahsine gelirsek, Sinn Fein deneyimi bence bize şunu anlatır: seçimler ancak ve ancak genel politik hedefinize varmak için çizdiğiniz siyasi stratejide anlamlı bir yere oturuyorsa mühim ve kritiktir ama zaten genel politik hedefiniz sandıksa ve üstelik devrimci hedeflerden de bahsediyorsanız, geçmiş olsun.


*Aslında Armalite ve Seçim Sandığı olmalı ama Amerikan silah üreticilerinin reklamını yapmamak için başlığı böyle tercih ettim. Bu marka silahlar Amerikalı İrlandalılar tarafından serbestçe satın alınıp çoğunluğu Katolik New Englandlı balıkçıların yardımıyla İrlanda’ya yetmişlerin özellikle başında bolca sokulmuştu. Armalite markası başka coğrafyalarda Kalaşnikofun taşıdığına benzer bir anlamı İrlandalı Cumhuriyetçiler için taşır.

[i] Özellikle İngiliz kaynaklar ama başkaları da ısrarlı bir biçimde Cumhuriyetçi yerine milliyetçi ifadesini kullanıyor bu ideolojik bir kullanımdır. Bu insanlar kendilerine Cumhuriyetçi der, tıpkı diğerlerinin kendilerine Birlikçi dediği gibi.

[ii] İspanyol bir babadan ABD’de doğmuş Eamon de Valera ve kadın olduğu için cezası ömür boyu hapse çevrilen Constance Markievicz hariç tüm geçici hükümet üyeleri ve birlik komutanı düzeyindeki liderler idam edildi. Buna ağır yaralı olduğu için bir iskemleye bağlanarak idam mangasının karşısına oturtulan Marksist işçi önderi ve bağımsızlık bildirisinin yedi imzacısından biri olan James Connoly de dahildir.

[iii] Otuzlarda partinin bizzat önderi olan de Valera bu tutumu saçma bulup partiden ayrılacak ve otuzların ortasında kurduğu yeni parti (Fianna Fail) İrlanda’da iktidar olacaktır. O da İkinci Dünya Savaşından faydalanıp İrlanda Cumhuriyetinin bağımsızlığını ilan eder. Sinn Fein ile ilişkileri ise düzelmez.

[iv] Bogside katliamı diye de bilinir, 30 Ocak 1972’de barışçıl bir protesto yürüyüşü sırasında Britanya Ordusu Hava İndirme Alayı 1. Bölüğüne bağlı askerler göstericilere ateş açarak 26 kişiyi öldürdü.

[v] Kullandığı İngilizce sözcük “cutting edge of IRA” görüntü Youtube’da birden çok yerde mevcut.

[vi] Yerel Hükümetin kurulması için mecliste temsil edilen en büyük iki gücün ittifakı zorunludur.

[vii] Burada ışıklar içinde yatsın İbrahim Çeşmecioğlu’nu anmak isterim. Yeri geldiğinde, Necdet Erdoğan Bozkurt olduğunu sonradan anladığı bir eğitimcinin kendilerine uzun namlulu silah bulmak diye bir soruna kafa yormamaları gerektiğini, öyle şeylerin zamanı geldiğinde bulunabileceğini esas olanın mücadelenin kendisi olduğunu öğrettiğini hep hatırlatırdı.

[viii] 2014 yılında bu konuyla alakalı dört gün gözaltında kaldı.

Son Eklenenler