Salı, Aralık 6, 2022

İran’da kadınlar yeni bir yol açıyor

İranlı genç kadın Mahsa Jina Amini’nin saçı görünecek biçimde giyindiği gerekçesiyle ahlak polisi tarafından dövülerek gözaltına alındıktan sonra ölümü üzerine, kadınların öncülüğünde başlayan protesto gösterileri 16 Eylül’den beri sürüyor. İktidarın gösterileri bastırmak için uyguladığı zorbalık sonucu onlarca kişinin yaralandığı, en az 76 kişinin yaşamını yitirdiği belirtiliyor.  Amini’nin polisler tarafından öldüresiye dövüldüğüne dair görüntüler olması bir yana, isterse yönetimin ileri sürdüğü gibi kalp krizinden ölmüş olsun; bir devlet tüm yurttaşlarının canından sorumludur ve bunu yerine getiremiyorsa, yönetenler suçludur. İran’ı yönetenlerin Amini’nin ölümünün sorumlularını ortaya çıkartıp yargılanmasını sağlayacakları yerde olayı örtbas etmeye ve bu duruma isyan edenleri zorla susturmaya çalışması, toplumsal dayanaklarının ne kadar zayıf olduğunun bir göstergesidir. Bir yandan dünya halklarının baş düşmanı ABD ve işbirlikçisi İsrail’le boğuşurken diğer yandan halkını zulüm uygulayarak yönetmek, İran İslam Cumhuriyeti’ni içinden kemiren bir çelişkidir. Bu koşullarda başta kadınlar, İran’ın ezilenlerinin somut çıkarları doğrultusundaki isyanının yanında yer alıyoruz.

İsyanı ne Cumhurbaşkanı Reisi gibi “dış düşmanların oyunu” olarak görüyoruz, ne de İran halkına uzaktan yol gösterircesine akıl yürüten romantik sol çevreler gibi bir devrimin ilk kıvılcımları niyetiyle ele alıyoruz. Olay; bitmeyen ekonomik sorunlar, karaborsa, yolsuzluklar, siyasal iktidarın seçimlere müdahalesi ve can güvenliğinden yoksun yaşamaktan bıkmış kesimlerin, kadınların başını çektiği bir kendiliğinden isyanıdır. Amini’nin Kürt kimliği ve İran içinde Kürtler kadar örgütlü ve etkin muhalif güç olmayışı nedeniyle, gösterilerde Kürtlerin ön saflarda olduğu görülüyor. Ancak eylemlere iş, aş, eşit yurttaşlık benzeri somut talepler dile getiren değişik toplum kesimleri de katıldığı için isyan yaygınlaşıyor. Emeğiyle geçinmeye çalışanların başkalarını ezmeye kalkışmadan, somut çıkarları doğrultusunda mücadele etmeleri her zaman meşrudur, ertelenemez, devredilemez ve her türlü siyasal iktidar tarafından karşılanmak zorundadır.

İran, yarım kalmış bir devrim ülkesidir. 1979’da Şah yönetiminin yıkılmasıyla gerçekleşen siyasal devrim, Mollalar dışındaki çevrelerin etkin bir siyasi güç oluşturamayışı nedeniyle dinsel bir ideolojik temele oturmuş ve bugünkü toplumsal düzen ortaya çıkmıştır. Bunda, Humeyni’nin Mehdi’nin gelmesini bekleyen geleneksel Şii inancına “velayeti fakih” teziyle yeni bir yorum getirerek, politikada aktif rol oynamasını sağlamasının belirleyici önemi vardır. Şah’ın devrilmesinde etkili olan sol örgütler ve Halkın Mücahitleri, kitleleri örgütlemekte Humeyniciler kadar başarılı olamadıkları için iktidar mollalarda kalmıştır. 1980’de başlayıp 8 yıl süren ve 1 milyon kişinin yaşamını yitirdiği tahmin edilen İran-Irak savaşı, İslam Cumhuriyeti’nin muhaliflerini ezmesi ve kendine kitle tabanı yaratarak güçlenmesi için fırsat olmuştur. Kadınların toplumdaki yerini tayin ekseninde günlük yaşama müdahale, egemen dinsel ideolojiyi yeniden üretmenin aracı olarak baştan beri kullanılmış ve kadınlar bu müdahalelere her zaman itiraz etmişlerdir.

Şah döneminde uygulanan başörtüsü yasağına karşı protesto için başlarını örten İranlı kadınlar, bugün başörtüsü zorunluluğuna karşı tersini yapıyor. Bu nedenle kadınlar isyanların vazgeçilmez bir parçasını oluşturuyor. Sorun elbette örtü ya da kimlik sorunu değil; Suudi Arabistan gibi ülkelerden farklı olarak, İranlı kadınlar başları örtülü de olsa resmî ortamlarda daha görünür durumdalar. Ancak nasıl olursa olsun görünürlüklerinin artmasının, hala devrim yıllarından kalma bir kuşağın yönettiği ve erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü İran’da kurulu düzenin fiilen sorgulanmasına yol açtığı düşünülmelidir. Bugün çeşitli kurullarda görev alabilen ve dini vecibeleri yerine getiren bir kadının, şu ana kadar yalnızca erkeklerin yükselebildiği makamlara gelmesine engel nedir? Mollaları asıl korkutan, kılık kıyafet baskısına karşı direnen kadınlar değil, onlar sayesinde önü açılacak özgürlüklerin kaçınılmaz biçimde denetim altında tuttukları kadınları da etkileyecek olması ve iktidarlarının sarsılması olasılığıdır. Bu çerçevede kadınların etkin olduğu isyanlar, düzeni kendini sorgulamaya zorluyor. Düzen kendi olanaklarıyla bu sorunu çözemezse, uzun bir zaman içinde çözülür. Çünkü İran halkı defalarca, ölümü göze alarak sokağa çıkmaktan çekinmediğini göstermiştir. Unutmayalım, İran yarım kalmış bir devrim ülkesidir…

Son Eklenenler