Cuma, Ekim 7, 2022

Devletin Alevisi olmayacağız

30 Temmuz günü, Muharrem orucunun ilk gününde Ankara’nın Mamak, Çankaya ve Yenimahalle ilçelerinde bulunan cemevleri ve Alevi derneklerine organize bir saldırı gerçekleşmiş, bu alçakça saldırı sonucunda bir canımız bıçakla yaralanmıştı. Demokratik kitle örgütlerinin çağrısıyla memleketin dört bir tarafında saldırıyı lanetlemek ve Alevilerle dayanışmak için eylemler gerçekleştirildi. Failin arkasındaki güçleri tanıyor, saldırının önünü kimlerin açtığını çok iyi biliyoruz.

Alevi halkı için önemli bir yerde duran ve temelini oluşturan önemli aylardan biri olan Muharrem ayındayız,  yani Yas-ı Matem’deyiz. Kerbela zalime karşı mazlumun, haksızlığa karşı haklının tarih boyunca devam eden destansı örneklerinden biridir. Yezit iktidarı eline almış bir diktatör, Hüseyin ise zalime boyun eğmeyen bir devrimcidir. 70 kişilik bir aile 30 bin kişilik bir orduya direnmiştir. Bu tarihi direnişle tüm ailesini kaybetmeyi dahi göze alarak, zalimin zulmüne teslim olmamıştır.

Aleviler referans aldığı bu tarihle, yıllardır mazlum halklarla, ezilen, sömürülen yok sayılan, inancından, kültüründen, koparılmaya çalışılan, öteki olarak görülen tüm kesimlerle dayanışma içinde olmuştur.

Biz Alevi halkı tarihi boyunca çok zulüm yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. Tarihin her döneminde egemenler bize büyük acılar yaşatarak ağır bedeller ödettiler. Coğrafyamızın her karış toprağı kanla yıkandı, ölümler, katliamlar, sürgünler, zindanlar eksik olmadı. Hal böyleyken bu zulme karşı direnen hak ve hakikat mücadelesi verenler de eksik olmadı. Bu nedenle tarih sadece zalimleri değil, mücadele edenleri de ölümsüz kahramanları da yazdı.

Bizler, Muaviye ve Yezit’in zulmüne karşı boyun eğmeyen, biat etmeyen Hüseyin’in ve yoldaşlarının mücadelesinden feyz alıyoruz. Zeynep Ana’nın gösterdiği boyun eğmez tutumunun başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınların kurtuluş ve özgürlük mücadelesine ışık tutacağına inanıyoruz. Hallac-ı Mansur ve Nesimi’nin yanında taraf, Hızır Paşa’ya kafa tutmuş ve yoksul Anadolu köylüsünün önderliğine soyunmuş, zulme karşı isyan bayrağını çekmiş olan Pir Sultan Abdal’ın yolunu yol biliriz ve yârin yanağından gayrı her şeyi paylaşacağımız bir düzen için kavga veren Bedrettin’in davasını güderiz.

Bilimden gidilmeyen yolun karanlığa götüreceğini söyleyen Hünkâra niyaz ederiz. Rızalık şehrini inşa etme mücadelesinin içinde yer alırız. Biz, Pir Sultan Abdal’ın yoldaşları olarak Seyit Rıza’nın kavgasını kavgamız biliriz, Fatma ve Zeynep anamızın mücadelelerinden feyz alırız. Bu kadar güçlü tarihimizin ve mücadele geleneğimizin içinde elbette sistemden beslenen, devletin belirlediği, çizdiği, değerlerimizden uzaklaştırarak tarif ettiği, Aleviliği yok sayan, düzene entegre olmuş Alevi örgütleri de var. Yakın zamanda bunun örneklerinden birine tanık olduk.  

Bu ülkeyi ayrımcı ve nefret diliyle yöneten siyasi iktidar, daha dün cemevlerine “cümbüş evi”, ucube diyenler, İslam’da tek ibadethane var o da camilerimiz diye yüksek perdede nutuk atanlar, cemevine ibadethane statüsü verilmemesi için direnenler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Aleviler lehine verdiği kararları uygulamayanlar, Yas-ı Matem ayında cemevlerinde oruç açım lokmalarına katılıp bizim için değerli olan, analarımızın ve dedelerimizin postuna oturuyor.

Madımak’ta 33 canımızı yakarak katledenlerin en ağır cezalarla cezalandırılması yerine katliam davasının düşürülmesiyle ilgili “Milletimiz, ülkemiz için hayırlı olsun” diyen Erdoğan saldırılar sonrasında cemevine giderek devlet yanınızda mesajı vermek istedi ancak Aleviler bunun zayıflayan iktidarın seçim odaklı bir hamlesi olduğunu çok iyi biliyor. Bizler devletin Alevisi olmayacağız.

Bu ülkede 25 milyon Alevi halkı yaşıyor. Yıllardır talepleri ve vermiş oldukları mücadele bellidir: Bu ülkede kendi inancı, kendi kültürü ile katliama uğramadan asimilasyon politikalarıyla kendi felsefesinden kültüründen uzaklaştırılmadan tüm inanç ve kültürlerle bir arada yaşamak. İbadethanemiz olan cemevlerine yasal statü verilmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması, kamuda kimliğinden ve inancından dolayı ötekileştirilmemesi, ülkede yaşayan tüm insanlarla eşit haklara sahip olmasıdır. Aslında bu bir insan hakları talebidir. Bu talepleri görmeyen, tanımayan bir yerde duran iktidar, seçimler yaklaştıkça Alevilerin varlığını hatırlamaya başlıyor. Önce nefret söylemleriyle ötekileştirdiği, hedef gösterdiği, defalarca cemevleri ve dergâhlarımıza yönelik gerçekleşmiş saldırıları kınayıp, sorumluları ve suçluları ortaya çıkarmalı. Bütün bu sorunlar yanı başımızda iken bu yaklaşım bizim için bir şey ifade etmiyor, hatta samimiyetsizlik, riyakârlık olarak görüyoruz. Ve bir kez daha belirtelim ki Alevi halkı, demokrasiden, barıştan, hak ve özgürlüklerden, ezilenler ve emekçilerden yana taraf olur, onun için düzen güçlerinin ve egemenlerin baskı ve zulmüne boyun eğmeyeceğiz.  

Buradan bir kez daha Alevi halkına hünkârın sözüyle çağrıda bulunmak istiyorum:

“Gelin Canlar Bir Olalım,

İri Olalım,

Diri Olalım.”

Tüm canları Hüseyini duruşla selamlıyorum. Aşk ile…

Son Eklenenler