Salı, Aralık 6, 2022

“Daha önceki Dünya Kupalarını boykot ettiniz mi?”

Bu sözler Katar Çalışma Bakanı Ali Bin Semih Al Marri’ye ait. Doğru ismiyle 2022 FIFA Erkekler Dünya Kupası yaklaşırken dünyanın her yerinde yükselen boykot çağrılarına karşı cevap olarak Katarlı bakan başlıktaki soruyu yöneltti. Ben de isterdim ki taktik beklentilerimi, tarihteki efsane oyuncuları, Messi ve Ronaldo’nun kariyer hedeflerini anlatacağım bir Dünya Kupası yazısı yazayım. Fakat öncelikle ana hatlarıyla mevcut durumu saptamamız gerektiğini düşünüyorum zira düzenlenecek olan tarihin en tartışmalı Dünya Kupası ve bunun da bazı haklı gerekçeleri var.

Kolay taraftan başlayacak olursak Katar’ın kadınlar ve LGBT+ bireyler konusundaki ayrımcı ve insanlıkla bağdaşmayan kanuni düzenlemeleri hepimizin malumu. Ülkenin, kadın ve LGBT+ taraftarlar için güvenli olmayacağı kaygısı tüm dünyada yüksek sesle dile getiriliyor. Her ne kadar organizasyon yetkilileri ‘misafirperverlik ve ülkenin adetlerine saygı gösterilmesi’ vurguları yaparak tüm taraftarlar için ülkelerinin güvenli olduğunu dile getirse de Katar’ın insan hakları karnesi göz önünde bulundurulduğunda bu sözler endişeleri gidermeye yetmiyor. Fikirlerini özgürce ifade etmeyi veya hak talepli örgütlenme denemelerini bir kenara bıraktım, Katar, günlük hayatınızda bile belirlenen İslami usullerin dışına çıkmanın kanunen yasak olduğu bir ülke. Örneğin alkollü içeceklere yalnızca yabancılar, lisanslı otel restoranlarında ulaşabiliyor. Halka açık yerlerde alkol tüketmek altı ay hapis cezası ile cezalandırılıyor. Turnuva boyunca stadyumlarda ve çevresinde de içki satışı olmayacak.

Bir diğer yandan Katar dünyanın en korkunç çalışma rejimlerine sahip ülkelerinden biri. İngilizlerin bölgede egemenliklerini sürdürdükleri dönemden miras kalan ‘kafala’ sistemi ile ülkeye kabul edilen ve mevcut nüfusun yaklaşık %90’ınını oluşturan göçmen işçiler burada inanılması zor koşullarda çalışıyor. Katar başta Hindistan ve Pakistan olmak üzere Asya ve Afrika’nın yoksul ülkelerinden göçmen işçi kabul ediyor. Buradaki çalışma rejimi işçilerin patronun izni olmadan iş değiştirmesine ve ülkeden ayrılmasına bile izin vermediği için rahatlıkla bir kölelik düzeni olarak adlandırılabilir. Basına ve işçi örgütlerinin raporlarına yansıdığı kadarıyla Dünya Kupası hazırlıklarının başladığı 2010’dan bu yana 6 bin 500’den fazla göçmen işçi zorla çalıştırma ve kötü iş koşulları nedeniyle iş cinayetlerine kurban gitti. Katar yönetimi ise resmi rakamları trajikomik şekilde 37 kişi olarak açıklıyor. Adaylık ve hazırlık süreçlerinde bu konularda reformlar yapacağının sözünü veren Katar yönetimi ufak tefek iyileştirmeler haricinde sözünde durmadı. Bu bağlamda dünyanın her yerinde taraftarlar FIFA’ya katılımcı ülkelere dağıtılması planlanan turnuva ödüllerinin özellikte bu inşaatlarda hayatını kaybeden kişilerin aileleri yararına bir fona dönüştürmesi için baskı yapıyor ama henüz atılmış resmi bir adım yok.

Turnuvanın dünya barışı, kültürler arası etkileşim ve dayanışma konularında Ortadoğu’da düzenlenen ilk Dünya Kupası olması sebebiyle büyük bir atılım olacağına ilişkin iyimser yorumların aksine, konunun Katar yönetimi açısından Türkçeye ‘sporla aklama’ olarak çevrilen sportswashing kavramı ile birlikte değerlendirilmesi çok daha doğru olacaktır. Tarihte ilk örneklerini ‘34 Dünya Kupası (İtalya) ’36 Berlin Olimpiyatları ile faşist yönetimlerde görebileceğimiz bu kavram, kirlenmiş itibarlarını spor organizasyonları düzenlemek ya da sponsor olmak vasıtasıyla kurtarmaya çalışan kişi, şirket ya da hükümetlerin uygulamalarını anlatmak için kullanılıyor. Katar yönetimi sadece futbolda değil, başta tenis ve golf olmak üzere farklı spor dallarında da bu yöntemi yıllardır, çeşitli biçimlerde kullanıyor. Bu amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla dünya kupası için kurulan medya ajanslarına milyarlarca dolar akıtmaları yetmezmiş gibi,  yanına bir de “Aspire Akademi” ismini verdikleri bir vakıf eklediler. Bu vakıf özellikle dünyanın yoksul bölgelerinde sosyal sorumluluk projeleri üstleniyormuş görüntüsü yaratarak, genç ve yetenekli sporcuların saptanması ve sonrasında bu sporcuların milli müsabakalara Katar adına katılması için çalışmalar yürütüyor. Etkinliklerine ünlü sporcuların da katılması için hiçbir masraftan kaçınmıyorlar. Pele hatta Maradona bile son yıllarda bu etkinliklere konuk oldular.

Öte yandan, çevre örgütleri turnuva sonrası kullanılmayacak olan bu devasa tesislerin yol açtığı çevre kirliliğine dikkat çekiyor ve yöneticileri kamuoyunu yanıltıcı bilgi vermekle suçluyor olsa da, turnuvanın organizatörleri karbon emisyonunu düşürmek için inşaatlarda geri dönüştürülmüş malzemelerin kullanımı başta olmak üzere pek çok önlem aldıklarını ileri sürüyorlar. Bu doğrultuda, maçların oynanacağı statların bir bölümünün prefabrik yöntemle inşa edildiğini ve turnuva sonrası sökülerek FIFA’nın destek programları çerçevesinde Afrika’nın yoksul ülkelerinde yeniden kullanılacağını iddia ediliyorlar. Ama FIFA söz konusu olduğunda futbol severlerin aklına bu tür vaatlerden çok yolsuzluk skandalları geliyor.

Turnuva organizasyonunun Katar’a verilmesi de çok tartışılan konulardan biri. Daha önceden alışık olmadığımız şekilde FIFA’nın 2022 turnuvası ev sahipliğini tam 12 sene önceden belirlemesi de kamuoyunun tepkisini çekti. Örneğin 2026 yılında turnuvanın ABD’de oynanacağı şu anda belli ama 8 sene sonra yani 2030 da turnuvanın hangi ülkede yapılacağı belli değil. Elbette bu durum FIFA seçici kurulunun rüşvet ve yolsuzluklarla oylarını etki altında kullandığı iddialarını körüklemekten başka bir işe yaramıyor. Oylama sürecinde en fazla konuşulan konulardan biri Fransa adına oy kullanan ve dönemin UEFA başkanı Platini’nin oy verirken Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin telkin ve baskıları altında olduğuydu.

Takip eden yıllarda başlayan ‘Arap Baharı’, Katar’ın Müslüman Kardeşler örgütü ile olan siyasi yakınlığı, Körfez ülkeleri arası güç savaşları ile organizasyon bir anlamda propaganda yarışına da dönüştü.  Katar’ın zaman zaman gerilimler yaşadığı Suudi Arabistan da turnuvayı iyi bir “halkla ilişkiler” çalışması olarak düzenlemeye talip olmuştu ama bu hakkı Katar elde etti. Sonrasında organizasyonun bölünmesi ve iki ülkenin birlikte düzenlemesine ilişkin baskılar da sonuç vermedi. Turnuva 220 milyar doları aştığı hesaplanan maliyetiyle tarihin açık ara en pahalı Dünya Kupası organizasyonu olacak. Ancak para Katar yönetimi için sorun değil. Zira bu organizasyonu dünya nezdinde itibarlarını yükseltmek ve rejimin tüm hak ihlallerine rağmen kabul görmesi için benzersiz bir fırsat olarak görüyorlar. Yani senelerdir yaptıkları yatırımların bir şekilde geri ödemesi kupa organizasyonu sayesinde düzelttikleri itibarları olacak.

Daha önce de bahsini açtığımız ‘sporla aklama’ faaliyetleri kapsamında Katar yıllardır futbola bir sektör olarak yaklaşıp yatırımlar yapıyor. Büyük sponsorluk anlaşmaları İspanya, Portekiz, Belçika, Fransa ve Japonya 1. Liglerinde satın aldıkları takımlar ve beIN sports şirketi üzerinden Avrupa’da giderek yükselen bedellerle aldıkları yayın ihaleleri bunlardan bazıları. Elbette adeta finansal fair play kuralları ile dalga geçercesine piyasaya akıttıkları milyonlara rağmen takımlarının herhangi bir yaptırımla karşılaşmaması FIFA ile ilişkileri gibi UEFA ile kurdukları ilişkileri de tartışma konusu yapıyor. İşte yaklaşan Dünya Kupası tüm bu tartışmalı yatırımlarının Katar’a sağladığı bir ayrıcalık olarak adlandırılabilir.

Temmuz, Ağustos aylarında ülkede hava sıcaklığının 40 dereceyi aşması nedeniyle turnuva bu sene tarihinde ilk defa Kasım-Aralık döneminde oynanacak. Kışın ortasında Dünya Kupası düzenlenmesi şimdiye kadar görülmüş bir şey değil. Bu bile futbolun bir metaya dönüştürülerek oyun üzerinde kurulan egemenliğin bir örneği. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız akıl dışı paraları yatırmayan hiçbir ülkeye iklim mazereti kabul edilerek böyle bir ayrıcalık sağlanmazdı. Öte yandan tüm dünyada futbol takviminin Katar’ın koşullarına göre değiştirilmesi, futbolcu sağlığı açısından da kabul edilebilir değil. Bu, futbolcuları sermaye sahiplerinin dilediği gibi işe koşacağı köleler olarak gören bir anlayıştır. Ne bu oyun ne de oyuncular bir avuç üçkağıtçı yöneticinin ve arkalarındaki sermaye gücünün oyuncağı değil.

Turnuva başlamadan gelen haberler, değinmemiz gereken bir başka ironiyi daha ortaya çıkardı. Neoliberaller 40 yıldan fazladır aynı doğrultuda çalışıyorlar. Futbolu ‘seçkinleştirme’ projeleri ile Heysel’den beri dünyanın her tarafında adım adım tribünlerden uzaklaştırılan yoksul kesimler şimdi kiralık taraftar olarak Katar’da tribünlere geri dönmüş durumda. Beklenen turist akını yakalanamamış olacak ki stadyumlarda gerçekçi bir atmosfer yaratılması amacıyla Katar yönetimi günlük 10 dolar ve 3 öğün yemek karşılığında Pakistan’dan göçmen işçileri her takım için ayrı ayrı taraftar grupları oluşturacak şekilde işe almış. Bu grupların çektikleri ve sosyal medyada paylaştıkları videolar tüm dünyada alay konusu olmuş vaziyette. Umarım işlerini fazla ciddiye alıp holigan işçi taraftarlar arasında kavga çıktığına dair haberler de okumayız. 20 Kasım Pazar günü turnuvanın açılış maçında ev sahibi Katar-Ekvador ile karşılaşacak. Maç başlamadan şike teklifi söylentileri başladı bile. Konu dönüp dolaşıp yine Tunus’un Club Africain takımı taraftarlarının açtığı o ünlü pankartta kitleniyor: “Futbol: yoksullar tarafından yaratıldı, zenginler tarafından çalındı!”

Kapitalizmin, dünya halklarının ortaklaşa büyüttüğü biricik oyunumuzu ne hale düşürdüğünü özetledik özetlemesine ama Dünya Kupası’ndan uzak kalmak bizler gibi futbol severler için elbette kolay değil. Diğer yandan yazının başında bahsettiğimiz Katarlı bakanın sözleri de tümüyle haksız sayılmaz. 4 sene önce Rusya’da veya sezon içerisinde kulüpler arasında düzenlenen turnuvaların da pirüpak olmadığının farkındayız. Kimileri eski bir alışkanlıktan kopamadan takip edecek, kimileri bu sene kupaya mesafeli durup tribünlerde yükselen boykot çağrılarına karşılık verecek ama hiç kimsenin bu turnuvadan tam anlamıyla keyif alamayacağı da aşikâr. Bu tablo bizleri bir umutsuzluğa sevk edip oyundan uzaklaştırmak yerine mevcut futbol alanlarımızı temizlemek ya da imkanlarımızı zorlayarak radikal girişimlerle alternatif alanlar yaratarak oyunumuza sahip çıkmak üzerine daha fazla düşünmeye itmeli.

Son Eklenenler