Pazar, Şubat 5, 2023

Bir işçi direnişi ve karşımızdaki yapı: Özyeğinler

Öncelikle bir yapı hayal etmenizi rica ediyorum. Bu yapı bünyesinde varlık şirketi de bulunduracak, ulusal ve uluslararası bankalar da, madencilik de bulunduracak, eğitim vakıfları da, enerji santralleri de bulunduracak, üniversite de…

Adım adım gidelim.

Varlık şirketleri çoğunlukla bankalar olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlardan yoksul yurttaşların borçlarını satın alır ve borçluların kişisel verilerini de edinerek onlara yoğun bir baskı, kuşatma ve saldırıyla bu borçları ödetme yoluyla kâr elde etmeye çalışır. Bir çeşit modern mafya yöntemleri kullanırlar. Hem bir varlık şirketi hem bankaları hem de üniversitesi olan bu yapı ne yapıyor peki? Borçları varlık şirketinde toplayıp şirketi de üniversite içerisinde faal hale getirip öğrencileri düşük saatlik ücretlerle, kıdem tazminatlarına dahi hak kazanamayacakları şekilde 11 aylık sözleşmelerle çalıştırıyor. Varlık şirketinin websitesinde yazan mottosu: “Misyonumuz, kişileri borçlarından kurtarıp yeniden finansal özgürlüklerine kavuşturmaktır.

Bir varlık şirketinde kolay kolay görmeyeceğiniz bu cilalama işi, bu yapının tamamına santim santim yayılmış durumda. Ve bunlara, bu manzaranın tamamına “sosyal girişimcilik” adı altında cilalama yapılıyor. Önceliğine kâr elde etmeyi değil de -yersen!- toplumsal sorunları ortadan kaldırmayı hedef alan girişimcilik faaliyetlerine sosyal girişimcilik diyorlar.  Girişimcilik gibi doğrudan bir yatırımcılık faaliyetini, doğası gereği kâr elde etme faaliyetini tam tersi pazarlamayı kamuoyuna yedirebileceklerinden ise son derece eminler. Mesela, bir madencilik faaliyeti olan Polyak Eynez Madencilik için bile bunu kullanmaktan zerre çekinmiyorlar: “Gittikçe şöyle düşünüyoruz, biz bu işi Fiba Grubu olarak örnek bir şekilde başlar ve yürütürsek bu belki de Türkiye’de yapabileceğimiz en büyük sosyal girişimcilik projesi olacak.

Peki, bu güvenleri nereden geliyor? Özyeğin Üniversitesi eliyle hem eğitim müfredatı ve etkinlikleriyle, anlaşmalarıyla hem de araştırma görevlileri, akademisyenler eliyle de çeşitli araştırmalar, makaleler, tezler eliyle “sürdürülebilirlik”, “sosyal girişimcilik” gibi yeni döneme dair bir ideolojik hegemonyanın inşasının yeniden üretimini sağlıyorlar. Büyük patron Hüsnü Özyeğin’in oğlu, Fiba Grup Yönetim Kurulu Başkanı Murat Özyeğin böylece Başkan Yardımcısı olduğu Tüsiad’ın think tankı olarak Özyeğin Üniversitesi’ni buna uygun olarak dizayn etmeye devam ediyor. Migros depo işçilerinin Tüsiad önünde ateşe verdiği “Geleceği İnşa Raporu” da işte yine bu zemin ve ilişkiler içinde hazırlanmıştı. Mesela üniversite içerisinde çevre, kadın, lgbtiq+ mücadelesi gibi alanlarda bu ideolojik zemin temelinde etkinlikler yaptırılıyor, yapılmasına izin veriliyor. Örneğin, Emek ve Çalışma Topluluğu 23 Aralık 2022 Cuma günü Özyeğin Üniversitesi’nde 1974-1983 arasında İstanbul’daki devrimcileri konu alan “İstanbul, City of the Fearless” etkinliği düzenlerken üniversite de bir yandan ABD Büyükelçiliği’nden fon alarak Panagia Paramythia Kilisesi’ni bir kültür merkezine dönüştürmek üzere restorasyona başlayacağını duyuruyor.

Bir yandan devrimciler üzerine Emek ve Çalışma Topluluğu’na etkinlik düzenlettirip diğer yandan ABD Büyükelçiliği’nden fon alarak bir kiliseye kültür merkezi niteliği kazandırmak bu yapı içerisinde hiç de çelişik durmuyor. Tıpkı Balıkesir Balya Esan Eczacıbaşı’da çalışan madencilerin Eczacıbaşı için söylediği “Balya’da kölelik, İstanbul’da modernlik!” ifadesi gibi…

Eczacıbaşı sanat, kültür ve spor camiasını fonlarken Özyeğin de akademi camiasını fonluyor ve kültür camiasına da el uzatıyor. Bu yolla Özyeğin Üniversitesi Mimarlık Fakültesi inşaatında işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmadan çalıştırdıkları ve katlettikleri işçi Hasan Demirtaş’ın cinayetini ve onun ismini bile saklayabileceklerini düşünüyorlardı. Çünkü sessizlik ve onay satın almaya amansız bir şekilde devam ediyorlar.

Gerek Geleceği İnşa Raporu’nda gerek de Fiba Grup’a ait websitelerinde “sendikal haklara” riayet edilmesi gerektiği, edileceği çokça vurgulanıyor. Yine aynı şekilde iş kazalarının sıfıra indirilmesi hedefleri de ısrarla vurgulanıyor. Yine bunlara ek olarak kız çocuklarının eğitim haklarından toplumsal cinsiyet eşitliğine, çevre sorunlarından engelli haklarına kadar uzanan toplumsal sorunları sahiplenme ve bunları ortadan kaldırmaya dönük niyet beyanı ve daha fazlası Fiba Grup ve ilişkili şirketlerinin websitelerinde de yazıyor.

İzmir Kınık’ta üç bini aşkın madenciyi açlık koşullarında çalıştırıp, sendikal baskılar uygulayıp bir yandan çıkan madenin daha yüksek kâr yaratması adına bölgede halkın tüm itirazlarına rağmen termik santral kurma peşindeler. 19 Aralık 2021’de, tam bir yıl önce 51 işçinin yaralanmasına neden olan ve korkunç bir işçi katliamına sebep olabilecek bir patlamaya ilişkin ise tek kelime etmiyorlar. Özyeğin Üniversitesi, Tüsiad üyelerine sürdürülebilirlik karnesi çıkarırken de elbette bunlarda da problem görmüyor. Çünkü kölece çalıştırmak da, işçi katletmek de, doğayı metalaştırmak da sürdürülebirliğe dahil.

Peki, Fiba Grup ya da daha açık ifadeyle Özyeğin Grup, İzmir Kınık’ta bulunan, Soma maden havzası bölgesinde faaliyet gösteren Polyak Eynez Madencilik’te neler yapıyor? İşçilerin sarı Hak İş’e bağlı sarı Öz Maden İş Sendikası’ndan ayrılarak madencilerin kurdukları, yönettikleri Bağımsız Maden İş Sendikası’na yönelmesine yoğun bir sendikal baskı ve mobbingle karşılık veriyor. Bu süreçte madencilere dönük beli silahlı, sivil giyimli güvenlik görevlilerinin tehditlerinden, işten atma tehditlerine ve çeşitli mobbinglere varan yoğun bir saldırı ve kuşatma dalgası da gerçekleştiren bu şirket, bugün gelinen noktada ise Bağımsız Maden İş Sendikası temsilcisi olan bir işçiyi keyfi bir şekilde işten çıkardı. Direniş ise yaklaşık bir aydır kesintisiz şekilde sürüyor.

İstanbul’da bulunan Fiba (Özyeğin) Grup Plazası, Özyeğin Üniversitesi ve Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) önünde de Bağımsız Maden İş Sendikası tarafından basın açıklamaları gerçekleştirildi. Soma’dan, Kınık’tan İstanbul’a bu üç kapıya da gelen madenciler asla muhatap olarak kabul edilmedi. Elbette böyle devasa bir yapının tahtında oturanlar, Forbes verilerine göre en zengin birkaç Türk’ten biri olan bu şahıslar madencileri muhatap olarak görmezler…

Hem alacakları ücretin insani yaşam koşullarını sağlaması hem de madencilik gibi iş kazası, iş cinayeti riskinin son derece yüksek olduğu bir işkolunda can güvenliklerini sağlamak adına sendikal örgütlenme yoluna giden madencileri -daha sadece 1 yıl önce 51 işçinin yaralandığı bir madende- işten atarak açlıkla terbiye etmenin bedelini Özyeğinler elbette ödeyecek.

Bize düşen Polyak Eynez Madencilik’te hali hazırda iş kazası, iş cinayeti riskleri altında ve meslek hastalıklarıyla boğuşarak çalışan madencilere, işten çıkarılan madenci Erdoğan Çapaklı’nın direnişiyle ve Bağımsız Maden İş Sendikası’yla dayanışmaktır. Yine bu amaçla bize düşen Özyeğinlerin İstanbul’da sessizlik satın alarak İzmir Kınık’ta yürüttüğü barbarlığı her yerde her şekilde teşhir etmektir. Bunu yaygın biçimde yapabilirsek Eczacıbaşı Esan maden işçilerinin zaferi gibi bir zafer de neden Polyak Eynez Madencilik’te olmasın?

Son Eklenenler