Pazartesi, Mayıs 23, 2022

301’i nasıl unutturmayız?

13 Mayıs 2014 tarihinde Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ait Eynez ocağında iş cinayeti sonucu 301 maden işçisi hayatını kaybetti. Türkiye’de ve dünyada büyük kara günü işaret eden bir katliam yaşandı. Soma’da, Kınık’ta, Savaştepe’de ve bu bölgeyi kapsayan madenci kentlerinde madencilerin büyük tepkileri ortaya çıktı. Devlet kaza dedi, durumu normalleştirme kampanyası yürüttü. Yıllarca mahkemeler, davalar sürdü. Yargıtay mahkemesi üyeleri değiştirildi. Patronların yargılaması tutuksuz devam etti. Siyaset böyle olacak dedi yargı kararı açıkladı. Alçak patronlar ‘aklandı.’ Madenci ailelerin avukatları tutuklandı. Bize ailelerin çığlıkları kaldı. Hukukun bağımsızlığı diye cümleler kuranların yalanlarını aileler gördü, madenciler gördü, dünya gördü. Bu bağımsızlık büyük bir yalandır. Özel mülkiyet düzeninin her kademesinde bulunan savunucular bu cinayetin katilidirler, ortağıdırlar.

Sosyal medyaya, internete “maden”, “işçi” gibi anahtar kelimeler yazdığımızda her gün karşımıza çıkan yerel medya haberlerinde özellikle mermer ocaklarında çalışan madenci arkadaşlarımızın mermer bloğunun üzerine düşmesi, mermer taşlarının kesiminde kullanılan elmas telin kopması veya arızalı mikanaların işlevini yitirip parçalarının işçiler üzerine düşmesi ayrıca “kaçak kömür ocaklarında iş kazası” şeklinde başlıklar ile oluşturulan haberlere tanık oluruz. Başlıkların bölgesi genellikle Zonguldak Kilimli, Bartın, Aydın, Konya, Karaman, Denizli olarak çıkar karşımıza. Katilleri serinkanlıdır. Defalarca sebebi bilindiği halde cinayetler işlenmeye devam etmektedir. Patronundan amirine kadar bu böyledir. Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır’ın söylemine göre “madenciler asla yer altında kaza geçirip ölmezler. Dışarıda oldu derler. İki şahit ayarlarlar. İşçinin ailesine aramızda halledelim derler ve olayın üstünü kapatırlar.” Uyar madencilikte kaza geçiren bir maden işçisinin eşi anlatıyor: “Mehmet’in amiriyle çavuşu arasında geçen muhabbete tanık oldum. Mehmet’in kazasının hiç iyi olmadığını madende baret takma zorunluluğun geleceğini, uyarı levhalarının asılacağı yönüde konuşmalarına tanıklık ettim. Kafasında o baret olsaydı kafatası çatlamazdı… Bu işçilerin hiç mi değeri yok kimsenin gözünde?“

Bugün 301 madenciyi, Ermenek’te su altında kalan madencileri, iş cinayetlerinde kaybettiğimiz arkadaşlarımızı mücadele ile anmaktan başka bir yolumuz yok. Yılda bir gün elimize pankartımızı alarak, sloganlarımızı atarak veya yalnızca hukuk mücadelesinden medet umarak iyi niyet gösterisi yapmak, anmak için anmaktan başka bir şey değildir. Ermenek madencilerinin geçen yıl göstermiş olduğu mücadelenin büyük bir anlamı şuydu: Ey patronlar, ey işçiler, hakkını ararken, arkadaşlarını anarken onları duyabilmek için yalnızca pencerelerini açıp şaşkınlıkla dinleyen işlevsiz makamlar biz varız burada biz… Madencileriz biz… Rahat olmayın… Korkun… Bu katliamın bir tekrarını asla yaşatmayacağız size, haklarımıza çökenlerle hesabımız büyük… naraları Güneyyurt’u inletmişti. 2018 yılından bu yana olan Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın mücadelesi patronlara korku işçilere güven duvarı inşa etmiştir. Süreklilik içerisinde devam eden mücadele pratiği ve deneyimi Soma’da bulunan büyük maden patronlarına, yıllarca süren bu sömürü ve cinayet halkasının önemli yapıtaşı olan sarı Türkiye Maden-İş Sendikası’na tehdit olmaktadır ve bu yapıtaşları sallanmaktadır. Bağımsız Maden-İş’in bu etkisi bölgedeki sanayi havzalarına da iz bırakmakta aynı zamanda yakın zamanda harekete geçen her gün iş kazası olma olasılığı yüksek olan ağır çalışma ortamı olan Aliağa Gemi Söküm tesislerinde çalışan işçilerin hafızasına da derin izler bırakmaktadır. Mücadele, ağ sistemi gibi işçileri birbirine bağlayabilmektedir. Buna odaklanmak şarttır.

Son olarak, işçiler üzerindeki cenderenin dağıtılması yönünde her çabayı güçlendirmeye adım atmak, işçilerin mecbur kılındıkları düzen içi siyasal tutumları üzerinden üstten, elit değerlendirmeye tabi tutanlarla hesaplaşmak şarttır. Emek ile sermaye karşıtlığı üzerinden bir hattı ve devletin bu karşıtlıktaki rolünü gün yüzüne çıkarma mücadelesine odaklanmak, işçi sağlığı ve güvenliği yasalarının, sendikalar kanununun, yasaların işverenler lehine düzenlenmesinin karşısında, rekabetle çalışmanın dayatılması, teşvik edilmesinin karşısında, insanın insan üzerindeki, çevre üzerindeki sömürü ilişkisinin karşısında, patron uzantısı sarı sendikaların net bir şekilde karşısında durmaktan başka bir yol yok. Bağımsız Maden-İş bu yolda ortaya koyduğu mücadele pratiği ile direnmenin mümkün ve zorunlu olduğunu tüm topluma gösteriyor. Soma madencileri 301 canın dinmeyen acısını ve öfkesini yaşarken sermaye ve onun devletinden hesap sormak için örgütlenmek ve hak aramaktan vazgeçmiyor. Madencilerin bin bir emekle açtığı bu yolda yürüyelim. Soma Katliamında hayatını kaybeden 301 madencinin anısına saygıyla, bu dik duruşla onları unutturmayacağız.

Son Eklenenler