Cuma, Aralık 3, 2021

Türk sermayesinin Afrika macerası

Gündemde iktidarın para politikası tercihleri ile birlikte her zaman işçi sınıfına karşı sermayenin, kendi “iç savaşına”[1]dair tartışmalar var. Aynı sıralarda kimi sermayedarlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 17-20 Ekim arasında Angola, Togo ve Nijerya’ya yaptığı gezilere eşlik ederek ve ardından İstanbul’da düzenlenen III. Türkiye-Afrika İş Forumu’na katılarak “iş” peşindeki ajandalarını gerçekleştirmeye devam ediyor. 

Erdoğan, 2004 yılında başbakanken, Mısır’a yaptığı ilk ziyaretinden bu yana, neredeyse her yıl olmak üzere, toplamda otuza varan Afrika ülkesini gezdi. Afrika’ya Açılım Planı, TİKA’nın faaliyetleri, kıtada Türkiye’nin askeri varlığı, medyada Afrika temsilleri, üniversitelerde açılan Afrika Çalışmaları enstitüleri ile Afrika ile ilişkilerin tarihsel arka planı ve gelişim seyri artık çokça tekrar edildi. Meseleye bir de ülke gündemi ile ilişkili bir şekilde sermayenin, ya da hangi sermaye fraksiyonunun Afrika’da ne yaptığı sorusu üzerinden bakmaya çalışalım.  

Bunun için öncelikle, altını çizmek istediğim bir nokta var; ilişkilerin anlaşılmasında tek taraflı bir analiz, yani Afrika’nın sabit, Türkiye’nin dış politikasının ve Türkiye kökenli sermayenin etkin ve değişken olduğu bir analiz yetersiz kalır. Meselenin sadece 2008 sonrası kriz ortamına giren erken kapitalistleşmiş ülkelerin karşısında “yükselen bölgesel güçlerin” alan kazanması ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. Afrika’nın küresel kapitalizme sömürü ve baskı aracılığıyla dâhil olması ve bunun neoliberal biçimi bölgesel ve ulusal Afrikalı kapitalist elitlerle birlikte gerçekleşti. 2000’in başlarında “umutsuz vaka” olarak anılan Afrika kıtası, 2010’lu yıllara gelindiğinde meta fiyatlarının artması ile edilen gelir ve hemen ardından 2008 krizi sonrası ABD Merkez Bankası önderliğinde gerçekleşen parasal genişleme ve krediye erişim ile birlikte yeni bir pazar fırsatı olarak “yükselen Afrika”ya dönüştü. “Kapitalizmin yeni sınırı olarak”, doğal kaynaklar açısından zengin, nüfusu genç, kentleşmenin hızlandığı, endüstriyel tarım potansiyeli yüksek Afrika’ya yatırım çağrılarının yapıldığı bu dönemde Afrika’ya açılan tek ülke Türkiye değildi. Hem bu çağrının kendisi hem de bu çağrının gerçekleşmesine zemin oluşturacak fiziki ve kurumsal altyapı inşası kıtada farklı ölçeklerde bir hareketlilik yarattı.  

Bu bağlamda Türkiye kökenli sermayenin Afrika’ya açılımına eşlik eden AKP iktidarı döneminde, 2008 yılında Afrika Kalkınma Bankası (AfDB) üyeliği ve 2013 yılında da AfDB Grup[2]üyeliği gerçekleştirilerek özellikle Türkiyeli inşaat firmalarının altyapı projelerine katılımı ve finansa erişimi sağlandı. 2008’de ilk Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi’nde, Türkiye-Afrika İş Forumu Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) Türkiye-Afrika İş Forumu’nu düzenlemişti. Gülen Cemaati’nin iş dünyası yapılanması olarak TUSKON kapatıldığında, DEİK’in de yeniden yapılandırılması yoluna gidildi.  2014’te zamanın Ekonomi Bakanlığına bağlanan ve ardından TUSİAD’ın tüm yönetimsel ve mali yükümlülüklerinden “çekildiği” DEİK’in 2017’de kurumsal dönüşümü tamamlandı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) ve Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) DEİK’in yönetiminde daha belirgin hale geldi. Afrika’da 40’ı Sahra-altı ülkesi olmak üzere 45 ülkenin temsil edildiği İş Konseyleri aracılığıyla DEİK, özellikle küçük-orta ölçekli firmaların Afrika’ya açılmasına eşlik ediyor. Özellikle 2016’dan beri Afrika ziyaretlerinde Erdoğan’a ikinci bir uçakla eşlik eden “iş adamları delegasyonu”[3] bu mekanizma ile ticaret ve yatırım olanakları ile buluşma peşindeler. Örneğin, son seyahatte yer alan Togo’nun Cumhurbaşkanı Faure Gnassingbé, oluşturdukları yeni organize sanayi bölgesine tarımsal ürünleri işlemek üzere yatırımcıları çağırdı. 

Gönenç Uysal’ın yakın zamanda Afrika ile ilişkileri “alt-emperyalizm” bağlamında aldığı makalesinde belirttiği gibi tüm bu süreç, TÜSİAD ile ilişkilendirilen büyük ölçekli sermayenin bu faaliyetlerden yararlanmadığı anlamına gelmiyor[4]. 2015’ten beri Nijerya’da olan ve 2017’de üretime başlayan fabrikalarından Gana’ya, Güney Afrika’ya vs. hijyen ürünü ihraç eden Hayat Holding, 2018’e dek Türkiye-Nijerya İş Konseyi’nin de başındaydı. Bugün Konseyin temsilciliğini üstlenen Armada Gemi Acenteliği ve Ticaret, 1990’ların ortalarından beri Nijerya ve Batı Afrika’da lojistik faaliyetlerinden, Nijerya’dan susam alıp Torbalı’da işlemeye ve yine Nijerya’da mısır ekip satmaya dek birçok iş yapıyor. Erdoğan’ın son seyahati öncesinde de Hakan Özel, Türkiyeli şirketleri Nijerya’nın 60 milyar dolarlık ithalatından pay almak için geç kalmamaya çağırıyor[5]. 2011 yılında, Koç Holding’in Franke’den satın aldığı Defy markasının Güney Afrika’daki tesisleri ise Türkiye’den Afrika’ya en büyük sanayi yatırımlarından. Mustafa Koç, bu yatırımın 2008 krizi sonrası pazar çeşitliliği sağlama ve Afrika pazarına genişleme bakımından akıllı bir yatırım olduğunu ve 3 yıl içinde ihracatı yüzde 60 artırdıklarını söylemişti.[6]

Altyapı yatırım/inşaat şirketleri; havalimanı, devlet binaları, otel ve kongre merkezleri inşaatı gibi en görünür projeleri gerçekleştirenler arasına. Limak ve Summa’nın Senegal’de havalimanı inşaatı; Summa’nın Kigali’de stadyum, Nijer’de havalimanı inşaatı ve işletme imtiyazı, Ekvator Gine’sinde kongre merkezi ve hükümet merkezi inşaatı gibi projelerden sonra Nijer’de altın madeni yatırımı; Enka Holding’in Libya’da elektrik santralleri inşaatı; Limak’ın Fildişi Sahili ve Mozambik’te çimento fabrikası; Rönesans Holding’in Nijerya’da otel ve alışveriş merkezleri, Ruanda’da otoyol projesi; Yapı Merkezi’nin Etiyopya ve Tanzanya’da demiryolu yatırımları verilebilecek örneklerden… Enerji sektörü, Türkiye kökenli sermayenin diğer önemli faaliyet alanını oluşturuyor: Ak-Ay elektrik Nijerya’da; Miller Enerji Batı Afrika’da; Karadeniz Holding’e ait Karpowership, elektrik gemileriyle Gambiya, Gana, Gine Bissau, Mozambik, Sierra Leone, Senegal gibi birçok Afrika ülkesinde enerji projesi yürütüyor. 

2011 yılındaki ziyareti, “insani yardım” ve Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük askeri üssü ile Erdoğan için özel bir yere sahip Somali’nin Mogadişu limanında 20 yıllık işletme imtiyazına ise Albayrak Grup sahip. Albayrak aynı zamanda, Gine’de Conakry limanının modernizasyonu için 500 milyon dolarlık tartışmalı bir yatırımla 25 yıllık işletmesini aldı. AKP iktidarının doğrudan ilişkisinin daha görünür olduğu başka bir ülke Sudan’da ise Türkiye’nin 99 yıllığına kiraladığı 100 bin hektarlık tarımsal alanda Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) pilot çiftlik projesi yürütürken, yeni bir 700 bin hektarlık alanı kapsayan arazi kiralama sözleşmesinde anlaşıldı[7]

Ekonomi ve iş forumları, ülke ziyaretleri, iş konseyleri ile yürütülen süreç, öte yandan AKP’nin askeri müdahale heveslerinden de etkileniyor. Libya’da beton fabrikası kuran Karanfil Grup CEO’su Fatih Sarı, Libya’nın yeniden inşasında görev alınırsa Türk inşaat sektörünün taleplerini karşılamaya hazır olduklarını belirtiyor[8], örneğin.  

Geldiğimiz noktada, Türkiye’nin Afrika ile ilişkilerinde AKP iktidarı DEİK, İş Konseyleri, İş ve Ekonomi Forumları, devletlerarası ilişkiler aracılığıyla sermaye fraksiyonları arasında belirli bir kesimi kollayıp, Afrika’ya açılımlarında ve uluslararasılaşmalarına veya pazarlarının genişlemesine eşlik ediyor. Öte yandan daha erken uluslararasılaşmış sermayenin ise bu açılımın etkilerini arkasına alarak ve aynı zamanda kapitalizmin küresel ölçekteki dönüşüm dinamikleri içinde kaynaklara erişim, sözleşmeler ve pazar payı için Afrika’da da rekabet ettiği söylenebilir. Bütün kurum ve kanatlarıyla Afrika macerasına çıkan sermaye sınıfı Türkiye’nin uluslararası emperyalist hiyerarşinin altlarında bulunan bir ülke olmadığını da pekâlâ gösteriyor, bu, memlekete dair analizlerimizde de gözden kaçırmamamız gereken bir nokta.


[1] https://sendika.org/2021/10/guncel-kriz-dinamikleri-ve-sosyalist-stratejiyi-tartismak-634684

[2] Afrika Kalkınma Bankası, Afrika Kalkınma Bankası Fonu ve Nijerya Güven Fonunu kapsayan AfDB Grup.

[3] Ezgi Güner, “The Scalar Politics of Turkey”. https://pomeps.org/the-scalar-politics-of-turkeys-pivot-to-africa

[4] Uysal, G. (2021). Turkey’s Sub-imperialism in Sub-Saharan Africa. Review of Radical Political Economics, 53(3), 442-461.

[5] https://www.aa.com.tr/en/economy/turkish-businesspeople-pin-high-hopes-on-president-erdogan-s-africa-tour/2394160    

[6] https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sefer-levent/gunes-afrika-dan-buzdolabi-koc-tan-27644593

[7] https://www.dailysabah.com/business/economy/turkey-sudan-vow-to-boost-relations-lift-trade-volume-to-2b

[8] Turkey’s Karanfil Group establishes Libya’s largest concrete factory, Şubat 2021.  https://www.dailysabah.com/business/economy/turkeys-karanfil-group-establishes-libyas-largest-concrete-factory

Son Eklenenler