Çarşamba, Aralık 7, 2022

Tunus halkı devrimini arıyor

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said 25 Temmuz’da Başbakan Hişam el Meşişi’yi görevden aldı ve başkanlığını En Nahda lideri Raşid Gannuşi’nin yaptığı Halk Meclisi’nin çalışmalarını 30 günlüğüne durdurdu. Herhangi bir partiye bağlı olmayan Meşişi 1 yıl önce Said tarafından Başbakan olarak atanmış, liberal görüşlü “Tunusun Kalbi” ve Müslüman Kardeşler ideolojisine dayanan “En Nahda” partilerinin desteğiyle güvenoyu almıştı.  Bu çerçevede Said ülkenin en güçlü siyasi partisi En Nahda’ya, değişik İslamcı gruplara ve yolsuzluklarla ilişkili gördüğü liberal siyasi oluşumlara karşı bir mücadele başlatmış oldu. Ordu, Cumhurbaşkanının bu girişimini destekledi. Uzun süredir kötüleşen yaşam koşullarını protesto eden halk kitleleri ve genellikle Arap milliyetçisi, Nasırcı, Tunus’un eski devlet düzenine yakın laik siyasi partiler de Said’in yanında yer aldılar. Gannuşi önceleri halkı darbeyi protesto için sokağa çıkmaya çağırdıysa da, buna uyan olmadığı gibi tersine, Said’i destekleyen kitlelerin En Nahda bürolarına saldırması üzerine çağrısını geri aldı. 

Olay ilk saatlerden beri Türkiye’den de dikkatle izleniyor. Yapılan yorumların Tunus’ta yaşananları açıklamaktan çok “laik-İslamcı” çatışması çerçevesinde Türkiye’deki iktidar-muhalefet çekişmesini yansıttığı görülüyor. İktidar yanlısı yorumlar olayı kesin bir dille “darbe”, muhalefet tarafı ise biraz dağınık biçimde “siyasal İslâmın sonu” olarak değerlendiriyor. Uluslararası plandaki yorumlarda da benzer ayrışmalar var. Ancak emperyalizmin ABD, AB, Rusya gibi büyük güçleri Tunus’ta karşı karşıya olan taraflardan birine daha yakın dursalar bile şimdilik bunu açıkça ifade etmiyor ve ortalama bir dille “demokrasi, hukuka bağlılık” çağrıları yapmakla yetiniyorlar. Elbette böyle davranmalarının önemli nedeni, gelişmelerin nereye evrileceğinin henüz belirsiz oluşu ve herhangi bir tarafla açık çatışma yaşamamalarıdır. Buna karşılık Tunus’a ancak işbirliği yaptıkları egemen çevreler üzerinden etkide bulunabilen bölgedeki küçük güçler ve komşu ülkeler ise, gelişmeleri açık taraf tutarak değerlendiriyorlar. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Mısır ve Cezayir Said’i desteklerken, Türkiye ve-biraz daha ılımlı bir tutumla-Katar tersini yapıyor. Biz ise bu gelişmeleri Tunus’taki sınıf mücadelesinin yeni bir evreye girişi olarak görüyoruz. Bu yazıda konuyu toplumsal çelişkiler ve yakın tarih çerçevesinde, Tunus ve ülkemiz ezilenlerinin mücadeleleri açısından ele almaya çalışacağız.

En acil çözüm bekleyen sorun

Cumhurbaşkanı Said’in Başbakan Meşişi’yi görevden aldığı 25 Temmuz aynı zamanda 1957’de Cumhuriyetin ilan edildiği ve bayram olarak kutlanan bir gün. Başbakan Meşişi’nin haberi bazı bakanlarla birlikte 5 yıldızlı bir otelde tatildeyken aldığı söyleniyor. Dolayısıyla bu senaryoya göre bir taraf devlete sahip çıkarken, diğerinin toplumun dertlerinden uzak ve gününü gün ettiği görüntüsü ortaya çıkıyor. Ama çözülememesinde her iki tarafın da sorumluluğu bulunan acil bir sorun herkesin gözü önünde duruyor: Aynı gün Tunus’ta covid 19 nedeniyle ölüm sayısı en üst noktaya çıkarak, 317’ye ulaştı.[1] O güne dek 18 bin 300 kişinin öldüğü açıklansa da gerçek sayının bunun birkaç katı olduğuna inanılıyor. 11 milyon 600 bin nüfuslu bir ülke için bu sayılar çok yüksek. Şu an Tunus, salgını Afrika’da Namibya’dan sonra en ağır yaşayan ülke konumunda. Kıtada nüfusa oranla eğitimli insan sayısının en yüksek olduğu bir ülke açısından bu kabul edilebilir bir durum değil ve devletin beceriksizliğinin açık göstergesi. Son bir buçuk yılda 5 sağlık bakanı değiştirildiği halde sorun aşılamamış.[2] Acilen aşı temin edilmesi için Cumhurbaşkanı Said BAE ve Suudilerden yardım isterken, Gannuşi Türkiye ve Katar’a başvurmuş. Anlaşılacağı üzere böyle bir sorun karşısında bile devletin önde gelenleri bir masa etrafında toplanıp çözüm geliştirememişler.

Ekonominin durumu

Salgının kontrol altına alınamayışı, önemli gelir kaynağı olan turizmi olumsuz etkiliyor ve ekonomiyi çökme noktasına getiriyor. 2018’de 5 milyon turistin geldiği ülkeye bugünlerde uğrayan yok.[3] Ülke ekonomisinin geçen yıl yüzde 8.8 daraldığı belirtiliyor. Resmi verilere göre işsizlik oranının yüzde 17 olduğu söylense de gerçek sayı bunun çok üstünde. Üstelik ülkede geleneksel olarak eğitime önem verilmesi nedeniyle işsizlerin büyük çoğunluğunu eğitimli gençler oluşturuyor. (Nitekim 4 Ocak 2011’de kendini yakarak isyanın başlamasına yol açan Muhammed Buazizi de üniversite mezunu bir seyyar satıcıydı.) Tunus bu yıl 5.5 milyar dolar borç ödeyecek. Ayrıca bütçe yükümlülüklerinin yerine getirilebilmesi için 7 milyar dolara ihtiyaç var. Ülkenin toplam dış borcu 37 milyar dolar dolayında.[4]

Mayıs Ayında bir heyet ABD’ye borç aramaya gitti ve 1 milyar dolar talebine karşılık 500 milyon dolar alabildi. Yönetenler 2011’den bu yana dördüncü kez IMF ile  görüşme masasına oturuyorlar. IMF ile anlaşmanın kamu harcamalarının kısılması, ücretlerin düşürülmesi ve halkın daha da yoksullaştırılması anlamına geldiğini herkes biliyor. Nitekim önceki anlaşmaların olumsuz etkileri nedeniyle bu yılın başından beri halk sokaklardaydı. Said’in bu eylemleri gerekçe göstererek Başbakanı görevden alması sermaye kuruluşlarını tedirgin etti. Uluslararası kredi değerlendirme kuruluşu Fithc bir açıklamayla, müdahaleyi örtülü biçimde eleştirdi ve siyasi çalkantının riskleri arttırdığını, IMF’den alınabilecek borçları geciktireceğini belirtti. [5]

Said bir yandan küresel sermaye çevrelerini yatıştırmaya çalışırken, diğer yandan ülkenin ekonomik kayıplarını karşılama amacıyla yolsuzlukların üstüne gideceğini ifade ediyor. Bilindiği üzere milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırdı, yurtdışına çıkışlarını yasakladı ve Başsavcı görevi üstlendiğini açıklayarak eski Ulusal Güvenlik Danışmanını İçişleri Bakanlığına atadı. Uzun süreden beri, adları yolsuzluklarla anılan işadamı ve kamu görevlilerinden oluşan 460 kişiye atıfta bulunarak 4.8 milyar dolar çaldıklarını duyuruyor ve bunları geri alarak ekonomiyi canlandıracağı izlenimi yaratıyordu. Ancak henüz banka faizlerinin düşürülmesini istemekten öte geçemedi.[6] İşsizliğe karşı şimdilik tek somut önerisi, uzun süredir işletilmeyen fosfat yataklarını yeniden işletmeye açacağını söylemesi. 

Yakın geçmiş ve çatışan güçler

Tunus 1881’de Fransa tarafından işgal edilerek sömürgeleştirilmişti. Emperyalizm döneminin başlangıcı kabul edilen 1900’lere gelindiğinde, yeryüzünün yaklaşık 2/3’ü bir avuç emperyalist gücün sömürgesi durumundaydı. Bir yandan ulusal kurtuluş savaşları, diğer yandan küresel kapitalist rekabet sonucu, II. Paylaşım savaşının ardından hemen tüm sömürgelerde siyaseten bağımsız ama ekonomik bakımdan emperyalizme bağımlı toplumsal yapılar oluştu. Böylece dünyada yeni sömürgeci döneme girilirken, eski sömürgelerde de devletçi, kalkınmacı, despot yönetimler kuruldu. Bu çerçevede Tunus’ta da bağımsızlık savaşı önderlerinden Habib Burgiba’nın yönetimi altında “sosyalist” sıfatlı ve aynı zamanda Fransız Devrimi ilkelerine dayandığı iddiasıyla, tek partili bir siyasi düzene geçildi. Emperyalizm sermaye ihracı yoluyla yeni sömürgelerin bağımlılığını arttırıyor, sosyalist ülkeleri kuşatıyor ve kapitalizmin küresel ölçekte gelişmesini hızlandırıyordu. Ancak bu hızlı büyüme 1970 başlarında bir bunalımla durakladı. Dağıtılan krediler geri dönmüyor ve elde edilen kârlar yatırım giderlerini karşılamıyordu. Bunun dünyadaki işsizlik ve enflasyon gibi olumsuz sonuçları Tunus’ta da görüldü. Burgiba bir yandan duruma isyan eden halkı baskı altına alırken, diğer yandan politikalarını emperyalizmin yeni gereksinimlerini karşılayacak biçimde değiştirmeye başladı. Nihayet iktidarını garantiye almak amacıyla, 1975’te zaten kendi denetimi altında olan parlamento tarafından “ömür boyu başkan” ilan edildi. Ama ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın önüne geçemedi. Bu gidiş, uzun yıllar devletin güvenlik sorunlarını yöneten Zeynel Abidin’in 1987’de düzenlediği kansız bir darbeyle sona erdi.. Zeynel Abidin, 14 Ocak 2011’de kaçarak Suudi Arabistan’a sığınana kadar ülkeyi despotça yönetti.

Tunus diğer Arap toplumlarından farklı olarak köklü sendikal mücadele ve kadın hareketi geleneğinin olduğu bir ülkedir. Siyasal iktidarın katı laiklik uygulamaları nedeniyle muhalefetin kendini din üzerinden ifade etme eğilimi olsa da,  ülkedeki yolsuzluk, işsizlik ve baskılara karşı işçi eylemleri ve halk hareketleri hiç eksik olmadı. 1 milyona yakın üyeye sahip Tunus Genel İşçi Sendikaları, bağımsızlığın kazanılmasından bu yana ülkede önemli bir yere sahip. Nitekim Cumhurbaşkanının son müdahalesinin ardından bu tür uygulamaların kalıcı hale gelmemesi ve bir an önce demokrasiye dönülmesi çağrısı da bunu gösteriyor. 1978’de toplumun genel desteğini alan işçi direnişleri, 1984’te zamlara karşı başlatılan “Ekmek Direnişi”, fosfat yataklarının bulunduğu Gafse maden havzasında 2008’de yapılan direnişler, Tunuslu yoksulların mücadele tarihinde önemli yere sahip. Özellikle Gafse direnişinin, Zeynel Abidin’in yaydığı korkuyu aşarak sonunun getirilmesinde önemli bir rolü var.[7] İşçiler, bu direnişi şiddetle bastıran ordunun kimin hizmetinde olduğunu gayet iyi biliyor ve bugün Said’in arkasında durmasının ne anlama geldiğinin de farkındalar.

Yönetenler yönetemiyor ama yönetilenler de seçenek yaratamıyor

Tunus’taki isyanla başlayan Arap ayaklanmalarını “emperyalizmin oyunu” gibi görmek yaygın bir kanaat.  Oysa bunlar, birçok ülkede neredeyse tek bir aile ve birkaç yardakçısına kadar daralmış, baskıcı ve sömürücü yönetimlere karşı toplumların meşru isyanlarıydılar. Görüldükleri hemen bütün ülkeler genellikle bağımsızlığın kazanıldığı dönemlerden bu yana ulusalcı, laik ve bazen kendilerini “sosyalist” olarak ifade eden iktidarların egemenliği altındaydı. Sosyalizmin dünyada büyük bir gerileme içinde olduğu koşullarda isyancı halkları toparlayacak ölçüde örgütlü, İslamcı yapılar dışında adres yoktu. Din ideolojisi yalnızca ezilenleri iktidara karşı birleştirmekte kullanılmadı, aynı zamanda egemenler arası rekabette de bir rol üstlenerek, “laik” burjuvaziye karşı “dindar” burjuvaziyi bir araya getirmek için de kullanıldı. Böylece uzun yıllar boyu devlet çevresinde öbeklenen, genellikle rüşvet ve yolsuzluklarla beslenen burjuva kesimine karşı; tarım, ticaret ve kısmen sanayiye dayanan, küresel çevrelerle daha sıkı ilişkiler içinde olan burjuva kesimleri din etrafında toplandılar. Mısırlı Müslüman Kardeşler gibi Tunus’ta da En Nahda böyle bir rol oynadı ve partinin lideri Gannuşi uzun yıllar sürgün yaşadığı İngiltere’den kahraman gibi dönerek, parlamenter cumhuriyet kurulması amacıyla çalışmaya başladı.

En Nahda sınıfsal çıkarları doğrultusunda devletin dışında örgütlenen ama yine aynı çıkarlar gereği devlete karşı olamayıp onu ele geçirmeye çalışan bir siyasi harekettir. Bu ikircikli tutumu tıpkı Mısır, Cezayir, Libya’da olduğu gibi Tunus’ta da devletin çekirdek gücü olan orduyla karşı karşıya gelmesinin başlıca nedenidir. Bu yüzden Zeynel Abidin giderken sessiz kalan ordu, En Nahda’nın güçlenmesinden rahatsızdır. Gannuşi’nin buna karşı taktiği ise parlamento ve seçimleri siyasetinin merkezine almak ama iktidardan mümkün olduğunca uzak durmaktır. Bu çerçevede ezilenlerin oylarını kazanmak için sürekli onlara dönük söylem geliştiriyor, demokrasi, özgürlük, eşitlikten bahsediyor. 2011’de olduğu gibi toplumda bu yöndeki taleplerin yükseldiği dönemlerde En Nahda’nın oyları da yükseliyor. Ama ekonomik sorunlar arttığı ve somut siyasi çözümler geliştirilmesi gerektiği dönemlerde En Nahda’nın oyları düşüyor. Çünkü ordunun tepkisini çekmemek için iktidardan uzak durma konumunu, genellikle dışarıdan desteklediği hükümetleri eleştirmek için kullanıyor. Ülkenin hem önemli bir siyasi gücü olup hem sorumluluk almaması ise toplumun tepkisini çekiyor. İşte son aylarda toplumsal protestoların En Nahda’ya yönelmesinin bir nedeni de budur.

Cumhurbaşkanı Said 2019’da seçimin ikinci turunda oyların yaklaşık yüzde 73’ünü alarak kazanan bağımsız biri. 2011’den bu yana Tunus 7 başbakan gördü. 2014’te nispeten demokratik bir anayasa yapıldı ama yetkiler cumhurbaşkanı, başbakan ve meclis arasında dağıtıldığı için istikrarsız bir yapı ortaya çıktı. Ayrıca anayasanın kabulünden bu yana hala bir Anayasa Mahkemesi oluşturulamadı. Dolayısıyla Said’in Anayasa’nın 80. Maddesine göre Başbakanı görevden aldığını söylemesi hukukî olmaktan çok siyasi bir karar, yani darbe. Sendikalar ve sol partiler, 2013’te ülkenin iki önemli solcu lideri Şükrü Belayid ve Muhammed Brahimi’nin selefiler tarafından öldürülmesini ve o sırada iktidarda olan En Nahda’nın olayın üzerine yeterli ölçüde gitmemesini unutmuş değiller. Öte yandan Cumhurbaşkanı Said’in otoriter tutumunu da onaylamıyorlar. En Nahda’nın cihatçı Selefi akımlarla doğrudan bir bağı olmasa bile, siyasetindeki tutarsızlıklar sonucu etkilediği gençler hayal kırıklığına uğruyor ve en azından bir bölümü daha radikal yollara yöneliyor. Bu çerçevede IŞİD’a katılanlar arasında Tunuslular ön sıralarda yer alıyor.

Türkiye’de iktidar partisinin Tunus’a ve En Nahda’ya ilgisi inanç kardeşliğinden çok ekonomik ve siyasi çıkarlara dayanıyor. Tunus, Libya’ya geçiş kapısı ve Akdeniz’i kontrol etmekte stratejik öneme sahip bir ülke. İki ülke arası ticaret hacmi 1 milyar doların üstünde. Tunus bu kapsamda Türkiye’den çeşitli silahlar da alıyor.[8]  

Salgın ve işsizlik Tunus’un ekonomik sorunlarının katlanarak artmasına neden oluyor. Yönetenler, ülkeyi yönetmekte büyük güçlük çekiyor ve kararsızlık yaşıyorlar. Ordu ve eğitiminde kısmen Türkiye’nin de rol aldığı polis şimdilik duruma hâkim görünüyor. Ülkenin en örgütlü ve disiplinli partisi En Nahda’nın oyları sürekli azalıyor. Sendikalar ve kadın örgütleri toplumsal yaşamda etkinliklerini koruyorlar. Tunusun emekçileri ve ezilenleri, bölgedeki diğer halklara göre ileri bir siyasi deneyime sahipler. Ama bu, toplumun içine düştüğü kaostan çıkmasına öncülük etmelerine yetecek mi? Yazıyı bugün Libya, Tunus, Cezayir toprakları içinde kalan Kartaca’nın ünlü komutanı Hannibal’in sözüyle bitirelim: “Ya bir yol bulacağız, ya bir yol yapacağız.” Tunus halkının bu yolu açması dileğiyle.


[1] https://www.middleeastmonitor.com/20210725-tunisia-reports-highest-daily-deaths-from-covid-19-317-deaths/

[2] https://turkish.aawsat.com/home/article/3100596/abdurrahman-%C5%9Falkam/tunus-z%C4%B1rhl%C4%B1-bir-sistem-noktas%C4%B1

[3] https://ticaret.gov.tr/blog/ulkelerden-ticari-haberler/tunus/tunus-turizm-bakanligi-20-agustos-2018-tarihi-itibariyle-tunus-a-gelen-turist-sayisinin-5-milyonu-astigini-aciklamistir

[4] https://turkish.aawsat.com/home/article/2982691/tunus-cumhurba%C5%9Fkan%C4%B1-%C3%BClke-h%C4%B1rs%C4%B1zl%C4%B1k-ve-yolsuzlu%C4%9Fun-kurban%C4%B1-oldu

[5] https://www.bloomberght.com/fitch-tunus-taki-siyasi-calkanti-imf-fonlamasi-uzerindeki-riskleri-artiriyor-2284637

[6] https://www.reuters.com/world/africa/tunisian-president-calls-banks-reduce-interest-rates-2021-07-31/

[7] https://ozgurlukdunyasi.org/arsiv/13-sayi-203/117-gafsa-maden-havzasnda-halk-syan-lk-deerlendirme

[8] https://www.timeturk.com/ekonomi/bmc-den-tunus-a-yeni-kirpi-ihracati/haber-1690840

Son Eklenenler