Pazartesi, Mayıs 23, 2022

Mahmud Abbas’ın Türkiye ziyareti: Tehlikedeki hükümet koltuğu için arabuluculuk talebi

AKP Hükümeti süresince Filistin yerelinde FKÖ ve Hamas arasındaki dengelere göre, küresel ölçekte ABD ve değişen hükümet süreçleri ve politikaları, İsrail Hükümeti politikaları ile şekillenen Türkiye-Filistin ilişkileri geçtiğimiz günlerde FKÖ lideri, Filistin Hükümeti Başbakanı Mahmud Abbas’ın Türkiye ziyareti ile süreci değerlendirme ihtiyacı olarak tekrar gündemimize düştü.

9-11 Temmuz’da Mahmud Abbas’ın Türkiye ziyareti gerçekleşti. Ziyaretinden birkaç gün evvel Filistin halkı tarafından desteklenen ve seçimlerde siyasi bir figür olarak savunulacağı, Mahmud Abbas’ın karşısına çıkacağı bilinen bağımsız aktivist Nizar Benat, Mahmud Abbas hükümeti tarafından katledilmişti. Türkiye’deki görüşmelerde bu mevzu gündem edilmedi. Bu, tek başına sürecin Filistin halkının bağımsızlığı ve talepleri için değil, halkın direnişinin yıkılmasını savunan hükümetlerin çıkarları için yürütüldüğünü gözler önüne seren bir durum. Görüşmenin derinlikli içeriği Türkiye medyasına aktarılmadı lakin okunabilen şu; Filistin içindeki çok parçalı yönetim unsurları ile bunların uluslararası düzlemdeki arka kollayıcı devletlerinin izni olmadan bu görüşme gerçekleşemezdi. İsrail Hükümeti’nin, Biden Hükümeti’nin bu görüşmenin var edilmesinden haberdar olmaları bir yana, durumun Filistin’deki değişen yönetim dengeleri için planlanmış bir görüşme olduğu çıkarımını yapmak zor değil.

Mahmud Abbas’ın ise Türkiye ziyaretinin temelinde Hamas ile uzlaşma dosyasına yardım talep etmesi yatıyordu. Ortadoğu medyası, görüşmelerde Abbas’ın Erdoğan’a Hamas ile uzlaşma çabalarını ilerletmek ve bu aşamada Filistin saflarını birleştirmek için gerekli her şeyi sağlamaya hazır olduğunu, Türkiye’nin önceki süreçlerde Hamas ile güçlü ilişkilere sahip olması hasebiyle bu dosyaya tekrar müdahil olması talebinde olduğunu belirttiğini aktardı. Erdoğan’ın ise genel siyasi süreci “hassas” olarak değerlendirip İsrail politikaları ile yüzleşilmesi gerektiğini belirttiği aktarıldı. Aynı zamanda Erdoğan’ın bu uzlaşıyı desteklediği ve Hamas’ın kontrolü altında olan Gazze bölgesinin yönetimi göz önünde tutularak Ulusal Uzlaşı Hükümeti kurulabileceğini belirttiği aktarıldı. Görüşmeler neticesinde El-Fetih ve Hamas’ı bir araya getirecek bir görüşme planı ortaya atıldı ancak tarih konusunda uzlaşı sağlanamadı.

Peki ama neden FKÖ, Biden hükümeti Filistin-İsrail çatışma süreçlerine çözüm görüşmelerini Mısır’a vermişken, Mısır ile bu arabuluculuğu tartışmayıp Türkiye ile görüşme gerçekleştirdi?

Hamas, Mısır’da doğmuş olan İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler)’den köken almış olup Filistin’de kurulmuştur. Mısır yönetimi, Hüsnü Mübarek döneminde Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerini sonlandırmış ve bu durum Muhammed Mursi döneminde legal parti kabul edilmeleri ile değişmişti. Parlamento’da yerini alan Müslüman Kardeşler’in, Mursi’den sonra Abdülfettah El-Sisi ile Mısır’ın ABD ve AB politikaları hasebiyle etki alanı daraldı. Sisi Hükümeti’nin meşruiyetini kabul etmediğini belirten 91 yıllık varlığı ve Mısır halkı ve siyaseti üzerinde etki alanı olan Müslüman Kardeşler, ABD ve AB tarafından terör örgütü ilan edildi.

Mısır Hükümeti’nin Müslüman Kardeşler ile ilişkileri bu ölçüde çıkmazda iken Hamas ile irtibata geçme ve ilişkileri yumuşatma noktasında FKÖ, Mısır’dan yardım talep edemedi. Filistin halkının 3.İntifada’yı doğuracak ölçüde büyük, Sheikh Jarrah ile başlayan çatışma süreci, siyaseten Mahmud Abbas’ı koltuğundan indirme istekleri, başka liderleri sürekli ertelenen seçimlerde legal yollar ile koltuğa getirme isteği içinde olmaları FKÖ’yü endişeye düşürdü. Filistin içinde uzlaşı suretiyle Hamas ile tırmanan gerginliğin son bulması için de Türkiye’yi yardıma çağırdı.

El-Fetih-Hamas Çatışma Ekseninde Filistin

Özellikle 2006 seçimleri ile pik yapma yolunda ilerleyen El-Fetih ve Hamas çatışmaları, mecliste El-Fetih’ten sonra en çok hakimiyet alanına sahip olan Hamas’ın, seçimler doğrultusunda, El-Fetih’in yönetiminde olan Gazze Şeridi’nin yönetimini alması ile derinleşmeye başladı. Batı Şeria’nın yönetimi Filistin Hükümeti Mahmud Abbas’ın elinde kaldı. Milletvekilliği seçimlerine katılıp mecliste yer alan Hamas, devlet başkanlığı seçimlerine katılmamış ve Mahmud Abbas Filistin Hükümeti başkanlığını tekrar kazanmıştı. ABD ve AB, Hamas’ı terör örgütü olarak tanımış ve Hamas’la çalışmayı reddetmişti. Bu süreçler Filistin’deki yönetimsel krizleri daha da derinleştirdi. 2006’dan sonra Filistin’in bütünündeki yönetiminde söz sahibi olacağı gayesiyle bir sonraki seçimi bekleyen Hamas, Mahmud Abbas tarafından 14 yıldır ertelenen seçimleri son olarak 2021 yılının Mayıs ayında yapılmasını beklerken hayal kırıklığına uğradı. Mahmud Abbas, Kudüs-Sheikh Jarrah’taki çatışmaların tırmanması ve bütün Filistin’e yayılması sebebiyle, abluka altında olan kendi yönetim bölgesi Kudüs’teki Filistinlilerin, İsrail’in belirttiği üzerine “Çatışmalar devam ederse Kudüs’teki Filistinlileri seçimlere dahil ettirmeyeceğiz” beyanı üzerine 14 yıl sonra yapılması planlanan seçimleri tekrar erteledi. Hamas bu duruma büyük bir tepki gösterdi.

“Abbas git!” sloganıyla Mahmud Abbas protesto ediliyor.

Bu çatışmalar sürecinde ABD’de Trump Hükümeti’nin düşmesi ve Biden’ın kazanması, Filistin’de ikili devlet çözümlerini daha da tırmandırdı. Lakin bölgede arabulucu misyonunu üstlenmiş olan Türkiye, Hamas ile yakınlaşma kozunu doğru kullanamayıp, İsrail-Filistin çatışmalarına bir çözüm olmayı bırakın, El-Fetih-Hamas çatışmalarına dahi hiç etki edemeyince, kriz çözümü için Biden Hükümeti Mısır ile yakınlaştı.

Biden’ın İsrail-Filistin sürecine ilişkin Mısır’a yakınlaşma durumu, Hamas’ın, Müslüman Kardeşler’in Filistin kanadı olarak kurulmuş olması hasebiyle, siyasi olarak mecburi Mısır bağımlılığı ile hareket etmesine ve böylece Türkiye ile kurulan ilişkileri tali bir düzleme bırakmasına sebep oldu.

Türkiye-Filistin Hükümeti İlişkileri Filistin Direniş Ekseni’nin Neresine Düşüyor?

Filistin topraklarında kademeli işgal politikaları ile 14 Mayıs 1948’de resmi olarak bir İsrail Devleti kurulduğunda, Filistin halkı günü Nakba (Felaket) Günü olarak anmaya başladı. Türkiye, İsrail Devleti’ni defacto olarak tanıyan ilk ülkelerden biri oldu. Hemen yakın zamanda da hukuken tanıma ve ticaret anlaşmaları geliştirme sürecine girdi.

1950’den günümüze dek İsrail ile değişen hacimlerle işleyen ticaret anlaşmaları ve ekonomi dinamiği, 2000’li yılların başı itibariyle Türkiye’de tırmanmaya başlayan sağ muhafazakar, siyasi islam yönetim süreciyle inişli-çıkışlı bir hal aldı. Erdoğan Hükümeti’nin diline pelesenk ettiği “din kardeşlerimiz” vurgusu ile Filistin halkına destek verdiği gibi bir siyasi yanılgı süreç içinde sayısız İsrail-Türkiye çatışmasına neden olan politik gerilimler söz konusu olduysa da ticaret hacminin bu politik gerilimlerden bağımsız biçimde artarak ilerlemesinde açıkça öne çıkıyor. 1997’den itibaren yürürlükte olan Türkiye-İsrail arasında imzalanan Serbest Ticaret Antlaşması ve Savunma Sanayi Antlaşması özellikle savunma alanında Türkiye’yi açık ara İsrail’in en önemli ticari ortağı haline getirdi. Süreklilik arz eden Filistin mücadelesi ise bu ticari anlaşmalar ve savunma sanayi anlaşmaları içinde, İsrail’in elde ettiği teçhizatların uygulama laboratuvarları oldu.

2006 yılında Filistin Hükümeti Seçimleri söz konusu iken, 1996 yılı itibariyle Filistin’in belli bölgelerinin Filistin yönetimine bırakıldığı dönemde, hükümet yönetimini elinde tutan FKÖ, meclis çoğunluğunu hiçbir yapıya kaptırmıyorken, FKÖ’yü bölmek adına kuruluş aşamasında İsrail tarafından desteklenmiş olan ancak daha sonra İsrail’e karşı savaşım veren Değişim ve Reform Partisi (İslami Direniş Hareketi, Hamas), parlamento içinde 76 milletvekili kazanarak mecliste mutlak çoğunluğa sahip olunca, Türkiye-Hamas görüşmeleri, yakınlaşmaları başladı. Dönemin Hamas lideri Halid Meşal Türkiye’yi ziyaret ederek dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başta olmak üzere pek çok üst düzey yetkili ile görüştü. Belki de “din kardeşliği” mefhumunu bir tek bu görüşmeler bağlamında ele alabilir, dile getirebiliriz. Bundan hemen iki yıl evvel, 2004 yılında İsrail tarafından Hamas’ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin’e gerçekleştirilen suikastın ardından Erdoğan İsrail’i devlet terörü yapmakla da suçlamıştı. 2006 seçimler ertesinde ise Hamas’a destek verdiğini açıktan belli etmeye başladı. Bu süreçte parlamento içinde hakimiyeti Hamas eliyle sarsılan El-Fetih ile Hamas arasında çatışmalar başladı. Bunun üzerine bölgede arabuluculuk misyonunu üstlenen, 2008 yılı Davos Zirvesi’nde Mahmud Abbas’a açıkça “Sadece El Fetih’le bu süreci sürdürdüğünüz sürece bunu çözmezsiniz. Hamas’ı da o masaya davet etmelisiniz” diye belirten Erdoğan, uluslararası arenaya Hamas’ı ne ölçüde desteklediğini göstermeye çabalamıştı. Bunu şu şekilde okumalıyız; aynı döneme denk düşen İsrail ile Mavi Marmara Krizi, AKP’nin, Ortadoğu ve Arap dünyasındaki prestijini artırarak bölge ülkeleriyle daha derinlikli bir işbirliğinin temellerini atmak istemesinin kılıfını veriyordu. Ve elbette ki siyasal islam çizgisinde olması hasebiyle, Hamas ile bu çizgi vesilesiyle yakınlaşarak Filistin’in yönetimine dahil olmak bu ilişkilerin derinleşmesine olanak sağlıyordu. Oysaki tüm bu siyasi tiyatral kurmaca AKP’nin bölgede İsrail ile işbirlikçi yönetimsel sürecini, ekonomik bağıntılarını örtemiyordu.

Filistin Hükümeti’nin kendisi, Filistin halkının direniş ekseninde, halk safında yer almıyor, Filistin topraklarında İsrail, ABD yanlısı bir politik hat izliyorken, Türkiye-Filistin Hükümeti ilişkilerini de bu çizgiden çok ayırmamak gerekiyor. Filistin parlamentosu içinde değişen siyasi dengelere göre şekil alan Türkiye-Filistin Hükümeti ilişkilerini, sadece Hamas’ın Filistin halkının safında yer alan bir yapılanma olması üzerinden halk direnişiyle ilişkilendirebiliriz. Zira 2021’e geldiğimizde Kudüs, Sheik Jarrah’taki İsrailli yerleşimcilerin Filistinli halkın evlerini işgal etmesi süreciyle başlayan ve tırmanarak hemen hemen 3.İntifada olarak anılacak kıvama gelen Filistin direnişinde Kudüs halkı Türkiye’ye açık çağrıda bulunmuştu. “Biz buradayız, sen neredesin Erdoğan” diye slogan atan Filistin halkı “Türkiye’yi Filistin’in İsrail’e karşı savaşımında, Filistin halkına askeri destek sağlamaya çağırıyoruz” diye belirtmişlerdi. Türkiye’de ise AKP tarafından yapılan tek hamle meclisteki partilerle ortak bildiri yayınlayıp kamuoyuna İsrail’i kınama yazısı vermek olmuştu.

İlerleyen süreçler bize ışık tutacak fakat Filistin halkının mücadelesinin bitmeyeceği gerçekliği ile bu devletler arası görüşmelerin akıbeti daha açık ortaya konulacaktır.

KAYNAKÇA

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/664768

Son Eklenenler