Cuma, Aralık 3, 2021

İstanbul’un ekolojik direnişi: Validebağ Korusu neden saldırı altında?

İstanbul’un önemli ekolojik direnişlerden olan Validebağ Korusu direnişi 100. Gününü geride bırakıyor. Direniş, Üsküdar Belediyesi’nin, sabah baskınıyla Koru’ya moloz dökmesiyle 21 Eylül’de tekrar gündeme oturdu. Aslında Koru, 2006 yılından beri saldırı altında. Saldırı, flora ve faunasıyla İstanbul için büyük önem taşıyan Koru’nun ekolojik niteliğine yönelmiş durumda. Bu ekolojik nitelik Koru’da, 300 kadar bitki türü, 71 adet anıt ağaç, 7000 bitki, 123 kuş türü (Türkiye’de gözlemlenen kuş türlerinin 4’te 1’i), 30 kelebek türü ile sincap, kirpi, kaplumbağa, yılan, kertenkele, kedi ve köpek gibi çeşitli hayvanların yaşam alanını ifade ediyor. Hatta yakın zamanda ait olmadıkları bir coğrafyaya getirilen ve şehir hayatından Koru’ya sığınan papağanların bile yuvası olmuş durumda. 

Tüm bu özelliklerinin yanında 1. Derece SİT alanı olarak kabul edilmiş olan Validebağ Korusu’nun neden ekolojik yapısı bozulmak isteniyor? Dört tarafı betonlarla çevrilmiş bu ekolojik ada neden tehdit altında? Neden İstanbul gibi, bitki ve hayvan çeşitliliği büyük ölçüde yok edilen bir metropolün son ekosistemlerinden biri daha yıkımla karşı karşıya? Bunu anlamak birçoğumuz için güç. Cevap ise, insanlık tarihinin en muazzam ürünü olarak bize pazarlanan üretim sisteminin yarattığı sermaye unsurunda yatıyor. 

Koru’ya yönelik tehdit, 2000’lerin başından beri ekonominin lokomotifi olarak belirlenen inşaat sektörünün palazlanmasıyla başlıyor. 2006’dan itibaren önce “Çılgın Proje”, sonra “Kent Ormanı”, ardından “Millet Bahçesi” gibi üslü isimlerle Koru, yapılaşmaya açılmak istendi. 2014 yılında “cami inşaatı”, 2017’de “jeotermal arama” gibi amaçlarla ekolojik yıkım farklı çehrelere büründü. Haziran 2021’den itibaren ise, bakım ve onarım gibi daha muğlak bir isim altında devam ettirilmeye çalışılıyor. İşin ilginç yanı, Koru’nun çöplerini bile düzenli toplamayan Üsküdar Belediyesi’nin birden bakım ve onarıma merak salmasıydı. 

Koru çevresindeki mahalle sakinlerinden oluşan direnişçiler ise yıllardır dağılmadan, hem belediye eliyle yapılan sermayenin saldırılarına karşı Koru’yu savunuyor hem de Koru’nun ve içindeki hayvanların bakımını üstleniyor. Yıllardır süren bu ekolojik direnişin öneminin kamuoyu tarafından yeterince kavranamadığını görmek ise şaşırtıcı değil. Bunun sebebi ekoloji temelli bir direniş kavramının içeriğinin kurulamamasından kaynaklanıyor. Ancak mahalle sakinlerini, sakinlikten çıkarıp direnişçi yapan bu rant ve talan projeleri, sadece Validebağ’ı değil tüm İstanbul’u ve Türkiye’yi ilgilendiriyor.  

İktidarın bu yapılaşma projelerinden en “çevreci” olanları, şehir parkı oluşturmak için Koru’nun mevcut ekosistemlerini ehlileştirmeyi hedefliyor. Sorunun, İstanbul’un yeni bir parka ihtiyacı olup olmamasından ziyade ekosistemlerin ehlileştirilmesi olduğunu görmemiz gerekiyor. Çeşitli siyasetlerin ekoloji kavrayışındaki eksiklikler, ilerlemeci, ekonomik büyüme kutsalına sarılan ve merkeziyetçi parti programları yüzünden hala giderilmiş değil. Ancak Validebağ direnişçileri, ekosistem ve insan arasındaki metabolik ilişkinin önemini anlatmaya devam ediyorlar. İnsanın ekosisteme yabancılaşması, her ne kadar fikirsel olarak metabolik uçurumu normalleştirse de, insanların zihninde hala tepkiyle karşılanıyor. 

Emirgan’dan Fethi Paşa Korusu’na kadar, doğayı parka dönüştüren ehlileştirme projelerinde gördük ki, insanın doğayı kullanımına dönük adımlar mevcut bitki ve hayvan çeşitliliğini yok etti. Bu alanlar “yeşil” kalsa da ekolojik yıkımla sonuçlandı. Ekosistemler ve insanlar arasında metabolik bir ilişki kuracak modeller geliştirilemedi. Bunun insanlar üzerinde yarattığı olumsuz etkilere değinmeyeceğim çünkü odaklanmamız gereken, ekosistemler üzerine kurulan sömürü ilişkisinin kendisi. 

Endişelenmemiz gereken, dünya adını verdiğimiz gezegenin bize nasıl hizmet edeceği değil, insanın ve toplumsal sistemin nasıl kendisini tekrar ekosistemin parçası olarak göreceğidir. Kaybolan “manzara keyfi” veya doğanın “değeri” yerine, insanın bizzat ekosistemin bir parçası olduğunu kabul ederek düşünmeye başlamalıyız. Ancak bu sayede, tüm dünyalılar için daha iyi bir yaşam hedefine ulaşabiliriz.

Son Eklenenler