Pazartesi, Mayıs 23, 2022

İşçinin sağlığını örgütlü mücadele korur

Geçtiğimiz günlerde, 18 Aralık’ta, İzmir’in Kınık ilçesinde bulunan Polyak Eynez Maden Ocağı’nda bir “iş kazası” meydana geldi. Bu kaza sonucunda Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın yapmış olduğu açıklamaya göre 10 maden işçisinde yanık izleri ve toplam 51 maden işçisinde kesik izleri, beyin kanaması tespiti yapıldı. Soma 301 maden katliamının Türkiye’de derin izler bırakmış olması, “benzer şeyi tekrar mı yaşıyoruz” düşüncesi, binlerce insanın kazayı duyar duymaz maden sahasına akın etmesine neden olmuştur.

Bu yazıda iş yerinde gerçekleşen yaralanmalı kazaların veya ölümlü kazaların bilgilerini, istatiksel verilerini sunma çabasında değiliz. Bu bilgeleri, emeği ve çabası takdire şayan İSİG Meclisi raporlarında sunmaktadır. Olayların takipçisi olmak, işçilerle dayanışma içinde olmak ve yaşananları gün yüzüne çıkarmak hepimizin görevidir. İş yerlerinde gerçekleşen kazanın, cinayetin olma sebepleri, sorumlularının kimler olduğu, nasıl bir ilişkiyle tekrar tekrar üretildiği ve bunun karşısında bu ilişki biçimini dağıtmak, bu zinciri parçalarına ayırmak için örgütlenme zeminleri üzerine çokça düşünmemiz, eylememiz gerekir.

İş yerlerinde gerçekleşen kazaların ana sebebi patronların daha fazla kâr elde etme hırsından kaynaklanmaktadır. Patron ve işçi arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi barındıran kapitalist üretim ilişkileri, iş yerinde gerçekleşen her türlü kaza ve iş cinayetlerinin temel nedenidir. Eğer iş yerinde bir kaza gerçekleşiyorsa –ki iş kazalarının yüzde doksan dokuzu önlenebilir- bunun sebebi o iş yerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlayacak gerekli önlemlerin alınmamasıdır. Patronlar yüksek maliyet olarak gördükleri İSİG önlemlerini almayarak, işçileri yetersiz ekipman kullanımıyla çalışmaya zorlayarak kâr artışı sağlamaktadır. “Teknolojik alt yapıya uygun modern bir çağ kuruyoruz.”  Bu modern ve teknolojik akıl çağında işçilerin ailesiyle, çocuklarıyla vakit geçireceği bol zamanı, rahat ve güvenilir bir iş ortamı ve önlenebilir kaza prosedürlerinin olmayacağı aşikâr. Zira reklam malzemesi olabilecek bir konuda konuşmuyoruz. Yüz yıl önce de iki gözümüzü, iki bacağımızı, bedenlerimizi iş kazalarında kaybediyorduk, 21. yüzyılın akıllı sistemler çağında da kaybediyoruz. Son model cihazlar ve sitemler kullanan Polyak Maden’de de işçiler kazada ağır yaralanabiliyor. Bütün hücrelerimizde hissedebileceğimiz kapitalist üretim ilişkileri; çabuk ve seri çalıştırma, denetimsiz çalıştırma, önlemsiz çalıştırma sonucu işçinin hayatını hiçe sayan, değersizleştiren ve işçiyi bir makinadan farksız hale dönüştüren sömürü ilişkileridir. Vahşi toplumsal düzenin devamlılığı bu sömürü ilişkileriyle mümkün olmaktadır.

Polyak Maden’de kazanın gerçekleşmesinden 2 saat sonra 00.00-08.00 vardiyası (madenciler arasında serseri vardiyası olarak bilinir) başlamadan önce amirler tarafından işçilere hazır olmaları ve yer altına inmeleri söylendi. 51 arkadaşının yaralandığı kazanın işçiler üzerinde bıraktığı psikolojik etki ve korku düşünülmeden, herhangi tedbir alınmadan işçileri madene sokmaya çalışmak göz göre göre bir cinayetin ortaklığını yapmak demektir. Nizamiye alanında olan Bağımsız Maden-İş Sendikası yöneticilerinin madene işçileri sokmamaktaki ısrarcı tutumu sonucu yeraltında üretim çalışması engellendi. Son model üretim araçları, denetleme mekanizmaları, bilgi sistemleri, deneyimli mühendislik çalışmaları kazaların engellenmesine yönelik bir çalışma ağı olarak üretilmiyor bu ağlar patronların daha fazla nasıl kazanabilirim düşüncesi için kurulan düzene hizmet ediyor.

301 madencinin katledildiği Soma Kömür İşletmeleri A.Ş’de belirlenen kömür üretim miktarının iki katından fazla kömür çıkarılmasıyla çalışmanın seri gerçekleştirilmesi ve sadece üretime dayalı olması, denetimin, önlemlerin eksik olması sonucunda katliam göz göre göre ben geliyorum demiştir. Ayrıca katliamın yaşandığı Soma Kömürleri A.Ş’de amirler için “ne kadar kömür o kadar prim” şeklinde düzenlenen uygulama işçiler üzerindeki baskıyı artırmış ve işçileri kaybedeceği bir yarışın içerisine sokmuştur. Sorumluları Can Gürkan, Alp Gürkan ve diğerlerinin davaları sürerken tutuksuz yargılanması, sonucunda hediye gibi cezalar alması, yargılama hâkiminin defalarca değişmesi hukuk sisteminin ve devletin patronların hukuku ve patronların devleti olduğunu göstermiştir. Bugün Polyak Maden’de yaşanan kazanın, her gün Zonguldak Kilimli’den kaza ya da ölüm haberinin gelmesinin, mermer ocaklarında blok düşmesi sonucu onlarca işçinin hayatını kaybetmesinin asıl sebebi budur. Çünkü patronlar devlet tarafından korunuyor, patronlar aklanıyor. Yasalar, kararnameler patronların çıkarlarına düzenleniyor ve bu doğrultuda şirketler kâr üstüne kâr katabiliyor.

Çeşitli işyeri uygulamaları iş kazası ve cinayetlerinin yaşanmasına doğrudan neden oluyor. Bazı iş yerlerinde yıllık iş kazası oranında “başarı” elde eden şirketler devlet teşviki alabiliyor. Dolayısıyla bu gibi durumlarda iş yeri sorumluları önlem almak yerine iş yerinde kaza geçirmiş birine tutanak tutmayıp kaza iş yerinde olmamış gibi göstermeye çalışılıyor. Bunu patron, patron temsilcisi, amir, satılmış şirket İSG uzmanı, şirket doktoru ve hatta anlaşmalı hastane dâhil işçilere karşı çeteleşerek gerçekleştiriyor. İş yerlerinde gerçekleştirilen baskı, mobbing, küfür, hakaret vb gibi durumlar veya bu durumları kendine rütbe eden amirler, işçiyi başka görevlerde, emniyete alınmamış ortamlarda çalışmaya zorluyor. Böylesi bir ortamda kazanın olacağı aşikâr. Patron yanlısı açıklamalar yapıp olayların üstünü kapama peşinde koşan sarı sendikalarda bu ortaklığın etkili parçalarından birisi. Polyak Maden’inde Hak-İş Konfederasyonuna bağlı sarı Öz Maden-İş Sendikası da yaşanan olaylar sonucunda patronlar tarafında tutum almış, normalde ağzına alamayacağı iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili açıklamalar bile yapabilmiştir. Durum açıktır. Sorumlular bellidir; sorumlular patronlardır, patronları koruyan kollayan devlettir ve patronların değnekliğini yapan sarı sendikalardır.

Bu ilişki biçimi kendi içinde bir kaosu barındırmasıyla birlikte bir düzenin de sahipliğini yapmaktadır. Yıkılma eğilimiyle birlikte kendini yeniden üretme eğilimine de sahiptir. Bu duruma dur demeden, taşın altına elini koymadan düzenin değişmesini beklemenin bir anlamı yok. Gelecekte insansız fabrikalar, insansız tersaneler, insansız madenler kurulacak ve iş kazaları, ölümler hayatımızdan yok olacak gibi düşünmek yani Elon Musk’cılık yapmanın da hiç bir anlamı yok. Çünkü sömürü ilişkisi kendisini tekrar tekrar üretiyor, eğer sen bu duruma müdahale etmezsen. Dolayısıyla güncel olan bu duruma karşı gösterilen çaba Bağımsız Maden-İş Sendikası yöneticilerinin yukarıda bahsettiğimiz gibi gösterdiği çabanın benzerleri hayata geçirilmek zorunda. İşçilerin bulundukları alanda örgütlenmesi yönündeki her çaba iş kazalarının engellenmesinde ön ayak olacak çabadır. İşçi örgütlüyse ona baskı uygulayan, emniyetsiz ortamda çalışmaya gönderen amirine yumruğunu tereddütsüz indirecektir. İşçi örgütlüyse bulunduğu alanın yönetimini kolektifleştirecek ve olası bir duruma karşı birincil önlemi alabilecektir. İşçiler kendi öz örgütlerini kurduklarında sarı sendikaların hegemonyasından kurtulacaktır. İrili ufaklı bütün fabrikalarda, madenlerde, iş yerlerinde, OSB’lerde örgütlenme araçlarını kuvvetlendirmek, propagandasını üretmek ve bu doğrultuda mevzilenmek gerekmektedir. Son olarak, işçi sağlığına ve güvenliğine dair alınmayan önlemler, iş yerlerinde gerçekleşen kazalar, ölümler kapitalist üretim ilişkilerinin sonucu olmakta ve bunu yok etmenin yolu işçi sınıfının örgütlülüğünden geçmektedir. Elini taşın altına koymayan herkes bu dersten sınıfta kalmaktadır. Bu dersin de tekrarı yok.

Son Eklenenler