Çarşamba, Temmuz 6, 2022

İhracat rekoruyla övünenler utanmalıdır!

Çiçeği burnunda Ticaret Bakanı Mehmet Muş 3 Mayıs Günü yanına TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) Başkanı İsmail Gülle’yi de alarak yaptığı basın toplantısında, Nisan Ayı ihracatının geçen yıla göre yüzde 109 artarak tüm zamanların rekorunu kırdığını açıkladı. Aslında bu haber yeni değildi ve selefi, başında olduğu bakanlığa dezenfektan satmış Ruhsar Pekcan tarafından; Mart Ayı başında yılın ilk üç ayının ihracat raporuyla ilgili olarak kullanılmıştı. Zaten TİM Başkanı Gülle haftalardır her fırsatta “rekor kırdık” diye övünüyordu. Kısacası bu bayat haber yeni bakan Muş’a bir güzellik yapmak amacıyla ısıtılıp yeniden gündeme getirilerek, ona da bir övünme fırsatı yaratılmıştı. İktidarın bu başarısını iyici görünür hale getirmek için haberin haberi yapılarak ve yorumlarla herkes birbirinin sırtını sıvazlayarak, konunun ertesi güne dek uzatılması sağlandı. Tam bu sırada, rekor haberleriyle birlikte bültenlere küçük bir haber daha girdi: Bursa Gemlik serbest bölgesine işçi taşıyan bir servis aracı devrilmiş, 1 kişi yaşamını yitirmiş, 20 kişi yaralanmıştı. 2020 verilerine göre günde ortalama 7 işçinin yaşamını yitirdiği, iş cinayetlerinde Avrupa birincisi bir ülkede bu da o kadar önemli bir haber sayılmazdı. Ama haberin ayrıntılarına dikkat edildiğinde, “rekor kırdık” övünmelerinin ardındaki gerçekleri de görmek mümkün oluyordu.

Gemlik Serbest Bölgesi, ülkenin önemli bir ihracat noktası. Bir işçi servisi, 4 Mayıs sabahı yağış nedeniyle kayarak devriliyor ve işçilerden İlknur Tepeç yaşamını yitirirken, 20 kişi yaralanıyor. Türkiye koşulları göz önünde tutulursa buraya kadar her şey “normal” görünüyor. Ama bir ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekiyor: Servis aracı, 27 koltuklu bir midibüs. Bir de sürücü eklendiğinde, araçtaki kişi sayısı 28 oluyor. Habere göre devrilen araçta da zaten 28 kişi var. Otobüslerde yüzde 50 yolcu kısıtlaması getiren kararlar, öyle anlaşılıyor ki işçi servisleri için geçerli değil ve tüm koltuklar dolu çalışıyor. Küçücük araçta saatlerce yan yana yolculuk eden işçiler bir de servisten indikten sonra kapalı mekânlarda gün boyu çalışıyor ve aynı yoldan evlerine dönüyorlar. Ve biz bu durumdan ancak araç devrildiği zaman haberdar oluyoruz. Çünkü bu sırada medya tek başına denize giren, camide ibadet edeni, okey oynayanı yakalayıp “sorumsuz yurttaş” olarak gündeme getirmekle ve durmadan “evde kal” çağrısı yaparak güya salgının önüne geçmeye yardık ediyor. Ama yaşamak için çalışmak zorunda olan ve evde kalamayanların durumuyla hiç ilgilenmiyor.

TİM Başkanı Gülle Mart Ayı başında yaptığı açıklamada “Antalya, Denizli, İstanbul, Kahramanmaraş, Karabük, Kırşehir, Konya, Manisa, Niğde, Samsun ve Tekirdağ” illerinin tarihindeki en yüksek ihracat miktarına ulaştığını övünerek duyuruyor. Bakan Muş aynı konuyla 1 ay sonra tekrar övünüyor. İhracatı patlayan iller aynı zamanda salgının en yoğun yaşandığı yerler arasında. Sağlık Bakanı Koca geçtiğimiz Mart Ayındaki açıklamasında İstanbul’u Çin’de salgının başladığı yer olan Wuhan’a benzetmiş ve ülke genelinde görülen vakaların yüzde 40’ının burada yaşandığını söylemişti. İstanbul Tabip Odası’nın hazırladığı “Yalanlar ve Gerçekler” başlıklı raporda İstanbul’un Bağcılar, Avcılar, Bahçelievler, Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Sultangazi, Sancaktepe, Sultanbeyli, Tuzla gibi gelir düzeyi nispeten daha düşük olan semtlerde salgının daha yaygın olduğu belirtiliyor. Ve elbette çalışanlar genellikle bu semtlerde oturuyorlar. 

Sağlık Bakanı Koca hastalığın giderek gençler arasında yayıldığına işaret ederek, nedenini mutasyonlu virüs, gençlerin “bana bir şey olmaz” psikolojisi ve yaşlıların aşılanmasına bağlıyor. Olabilir ama en önemli etken, çalışanların ezici çoğunluğunun gençlerden oluşmasıdır, elbette Bakan Koca bunu dile getirmekten kaçınıyor.  Birleşik Metal İş Araştırma Merkezinin, sendikanın örgütlü olduğu 100 kadar işyeri ve 30 bin işçiyi kapsayan, Nisan Ayı başında açıkladığı araştırmaya göre; yalnızca son bir ayda vaka sayısının 17 kat arttığı belirtiliyor. 

Ülke egemenleri ihracatı patlatarak rekor kırdıklarıyla övünüyor. Bu rekorlarda yalnızca üretenlerin değil, çalışanlar üzerinde baskı kurmak ve maliyetlerinden kurtulmak için işten atılarak aç bırakılanların da payı var. Ezenlerin övündüğü bu başarı, ezilenlerin yaşadığı sömürü ve baskıların da rekor düzeye çıktığının kanıtı gibidir. Bundan yalnızca patronlar, iktidar ve medya değil; işçileri temsil ettiği iddiasındaki balkon sendikacıları ve sol partiler de sorumludur. Bu ülkenin mazlumları bunca acı ve öfke içindeyken 1 Mayıs’ta bile sahip çıkmamışlar, balkondan el sallamakla yetinmişlerdir. Dolayısıyla rekor kıran ihracatçılara ödül verilirken, onlar da unutulmamalıdır!

Son Eklenenler