Çarşamba, Aralık 7, 2022

Genel-İş’teki ablukayı birlikte kıralım

31 Mart 2019 yerel seçimlerinde CHP’nin kazandığı belediyeler artınca Genel-İş’in de üye sayısı 114 bine yükseldi. İşçiler belediye bürokratlarının sözüyle, bir torbaya doldurulur gibi üye yapıldı. Sendikal hareketin geldiği nokta itibarıyla (birkaç mücadeleci sendika dışında) ise en sarısından en kızıl görünümlüsüne kadar işçilerin kendi sendikalarında söz ve karar süreçlerine katılma zeminlerinin altı oyulmaya devam ediliyor. İşyeri meclisleri, işyeri komiteleri gibi işçilerin öz örgütlenmelerine dayanan, taban inisiyatiflerini öne çıkaran demokratik teamüller istenmediği gibi bunların oluşumuna da izin verilmiyor. Bu sendikalar, meclis ve komitelere dayalı örgütlenme tarzının önüne geçmek için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Çünkü böylesi bir tarz, sendikalardaki (ek ödemeler hariç ortalama 25 bin olan) astronomik yönetici maaşlarına dayanan düzeni ve yöneticilik konumunun sağladığı sosyal rantın keyfe keder kullanımını doğası gereği engelleyecektir.

DİSK/Genel-İş Sendikası genel merkezi, şube yönetimlerini belirleme, herhangi bir şubeye bağlı bir işyerinde yapılacak işyeri temsilci seçimlerine müdahale etme, seçimler sırasında işçileri tehdit etmek gibi pespayeleşmiş sendikal pratikleri iyi bilir. Böylesi pratikleri ilke haline getirmiş olan genel merkez marifetlerini Kadıköy ve Maltepe grevlerinde de göstermiş, TİS imzalama yetkisine dayanarak, CHP belediyeleri ve CHP genel merkeziyle olan göbek bağını, işçilerin iradesini kurban ederek sürdürmüştür. CHP belediyelerinin işveren sendikası SODEMSEN’in bu manevi üyeleri grevi satmak zorundaydılar, çünkü sendikal konumlarını sürdürmek bu satışa bağlıydı. Sattılar! Aslına bakılırsa üyeyi değersizleştirme pratiği bu grevlerden önce başladı. DİSK/Genel-İş; işten atılan üyelerinin örgütlediği, Konak Direnişi, Şişli Direnişi ve bugün valilik soruşturması bahanesiyle İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Kod-29’dan işten atılan 16 işçinin sürdürdüğü direnişle hiçbir düzeyde bağ kurmamıştır. Artık üyelerin bu haliyle sahipleneceği bir Genel-İş kalmamıştır. Patronların Kod-29 ahlaksızlığıyla işçilere saldırdığı, işçileri haksız hukuksuz yere işten attığı bir dönemde kendi üyesine sahip çıkmayan bir sendikanın emekçiler nazarında varlığından söz etmenin bir anlamı yoktur.

Disk/Genel-İş Sendikası genel merkezi bu örneklerde sadece pasif etkisiz bir tutum takınmakla kalmamış, Konak Direnişi’nde, üye işçilerin direnişi sahiplenmemesi için manipülasyon yapmış, işçilerin direniş alanına gitmesi tehditle engellenmiştir. Şişli Direnişi’nde ise işçilere sahip çıkmak bir yana, bir de utanmadan direnen işçiler bizden değildir diye açıklama yapmıştır. Son olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden atılan işçilere, Genel-İş başkanı tarafından “Belediyeyi karşınıza alacak hiçbir eylem içinde biz olmayız” diye beyanda bulunulması Genel İş’in SODEMSEN’in yan kuruluşu olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu rezalet bu sendikanın, sendikal mücadelenin tarihine de ihanettir. Elbette ki Genel-İş yöneticiler ve yöneticilerin olumsuz sendikal pratiklerinden ibaret değildir. Genel-İş’te yöneticilerin sendikayı nasıl sarılaştırdığını gören binlerce işçi, binlerce işçinin iradesiyle seçilmiş, Genel-İş’in kaderinin değiştirilmesi gerektiğini düşünen yüzlerce işyeri temsilcisi var. Yapılması gereken ise sendikalardaki bu durumun sendikal örgütlenmeyi anlamsızlaştırdığı yönünde bir fikri güçlendirmek değil, bilakis sendikalarda meclis ve komite anlayışına dayanan örgütlenme tarzını geliştirecek pratik ve fikri bir zemin oluşturmaktır. Böyle bir çabanın hem Genel-İş tarihinde hem de üyeler arasında güçlü bir karşılığı olacaktır. Mesele bu yönde ileri doğru adım atmaktır. Nasıl bir sendikal mücadele tarzı istediğimizin, tüzük ve ilkeleri de kapsayacak şekilde, bütün üye işçiler arasında yaygınca tartışılmasının olanağını yaratmak zorundayız. Sendika tüzüğünün demokratikleştirilmesine dönük temel öneriler, sınıf sendikacılığını tanımlayan temel ilkeler ortaya çıkarılmalı ve bu temel ilkeler etrafında uzun vadeli bir program oluşturulmalı ve uygulanmalıdır.

Genel-İş’teki olumsuz sendikal pratiklere, anlayışlara dair bilgilendirici metinlerin bütün belediye işçilerine ulaştırılmasında büyük fayda vardır. Alınan ücretlerden siyasi patronajlara, manipülasyon yöntemlerine kadar her türlü pespaye tutumun teşhiri kritiktir. Her belediye ve belediye birimlerinde tanımlanacak meclis benzeri oluşumlarla ilçe, il ve ülke düzeyinde birleşik bir mücadele ve muhalefet odağı oluşturmak, sarı sendikaların karşısında bu odağı inşa etmek mümkündür. Böyle bir ilişki düzeyi oluşturulmadan ve yaygınlaştırılmadan dönüşüm sağlamak imkânsızdır. Bu tarz bir tartışma ve örgütlenme zemini inşa edenlerin en başından itibaren sarı sendika şube ve genel merkez yöneticilerinin istifasını talep etmeleri, bu merkezlerle her karşılaşma anını bir kavga zeminine dönüştürmeleri meşrudur, zorunludur. İlkesel konum kavgasız, mücadelesiz oluşmaz.

Birim temsilciliğinden şubeye, şubeden genel merkeze değin her alanda örgütlenecek bir sendikal anlayış için kavgaya girmek genel kurul sonuçları ne olursa olsun zafer kazanmak anlamına gelir. Her durumda işçilerin elinde yurt çapında birleşik bir ağ, odak geriye kalır. O vakit gerek görülürse başka bir kurumsallık da inşa edilebilir. İşçilerin kendi sendikalarını yönetebilecekleri asgari bir program ve tüzükte ortaklaştıkları zeminleri kurmak, bunların inşası için tartışmak, işyerlerinde birim birim yeniden örgütlenmek, işyeri meclisleriyle, komitelerle taban inisiyatifini ve katılımı öne çıkaracak öz örgütlenmeler yaratmak bizlerin elinde. Sendikal bürokrasinin irademizi cendereye almasına izin vermeyelim. Var mısınız?

Son Eklenenler