Çarşamba, Temmuz 6, 2022

Avrupa Süper Ligi tartışmaları: Filler futbol oynarken çimenler ayaklanmalı

Futbol hakkında yazıp çizmeye hevesli pek çok solcu gibi ben de bu yazıların çoğunda olduğu gibi Simon Kuper’in ünlü kitabıyla başlamayı düşündüm. Kitabın ismi aslında ‘Footbal Againts The Enemy’ yani ‘düşmana karşı futbol’. Fakat Sinan Gürtunca’nın efsaneleşmiş çevirisi ile: Futbol asla sadece futbol değildir. Nitekim son günlerin futbol gündemi, bu cümlenin hiç olmadığı kadar altını dolduruyor. Biraz daha derine inip yaşananları analiz etmemiz gerekli görünüyor. Belki gerçekten futboldan öte geleceğimize dair bir şeyler bulabiliriz bu gündemde. Zira futbolun bir alegori görevi görebileceğini ve günü geldiğinde ‘’şirketin’’ de devlete aynı böyle bir atakla saldıracağını düşünüyorum.

Neler oluyor? Avrupa’nın önde gelen 12 futbol kulübü, izleyicilerin tribünlerdeki yokluğunu da fırsat bilerek, kendi aralarında bir sözleşme imzaladıklarını ve bu sözleşme ile mevcut UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) organizasyonlarının dışında, Süper Lig adını verdikleri kendi liglerini kuracaklarını açıkladılar. Bu açıklamayla birlikte kızılca kıyamet koptu. Başta UEFA ve federasyon yetkilileri, diğer takım başkanları, taraftar grupları günlerdir açıklama üstüne açıklama yapıyor. Konuya hakim olmayan arkadaşlar açısından da daha anlaşılır olabilmek için açıklamaya çalışayım. Bu kulüpler Arap, Rus, İngiliz, Amerikalı ve Çinli milyarderlerin sahibi oldukları senelik toplam gelirleri 4,5 milyar Euro’ya varan aslında birer çok uluslu şirket. Futbolun Avrupa kültür hayatında kapladığı yer bir yana bu kulüpler, dünyanın her yerinde takipçileri yani onların anladığı şekliyle: müşterileri olan birer içerik üreticisi. Söz konusu tartışma da aslında uzun yıllardır süregeliyor. On yıllardır UEFA Şampiyonlar Ligi organizasyonundan elde edilen geliri farklı oranlarda katılan kulüplere paylaştırıyor. Bu önde gelen kulüpler de senelerdir gelirin asıl kaynağının kendileri olduğunu zira en çok müşteriyi kendilerinin getirdiğini dolayısıyla kendi paylarının turnuvaya katılan diğer takımlardan fazla olması gerektiğinde diretiyorlar. Bu talep aslında büyük oranda karşılık da buluyor. UEFA sürekli olarak statü değişiklikleriyle bu kulüpleri koruyor, fikstürlerde turnuvalardan elenmelerini zorlaştıracak önlemler alarak oyunun içerisinde kalmalarını sağlıyor ve gelirlerini arttırıyor. Diğer yandan gelir dağılımında bir denge mekanizması kurarak daha küçük kulüpleri de koruduğunu iddia ediyor. Fakat patronlar, tahmin edeceğiniz üzere bu ‘sosyal demokratımsı’ tutumdan da memnun değil. Daha fazlasını istiyorlar. Açıkça söyledikleri aslında şu: elde ettiğimiz gelirleri ‘küçük’ takımlarla neden paylaşalım ki?! Örneğin Real Madrid, Yunan ekibi Olympiakos ya da Türkiye’den Başakşehir ile bir maç yaptığında takipçilerin çoğunluğu maçı Real Madrid’i izlemek için takip ediyor. Oysa Başakşehir ile zaman kaybetmek yerine Manchester United veya benzeri büyük bir rakiple oynasalardı çok daha fazla müşteriye ulaşacak ve daha fazla gelir elde edeceklerdi. Kurulacak bu yeni ligde küme düşmenin de olmayacağı açıklandı. Yani sportif sonuçlardan bağımsız yeterince seçkin tüm takımlar bu ligde kalmaya devam edebilecek. Yeterince seçkin olmayanların ise buraya erişimi oldukça sınırlı kalacak. Elbette kaybedeni yerin dibine sokan, kazananı göklere çıkaran endüstriyel futbol oyunun doğasından kopalı çok oldu ve geri dönmesini de beklemiyoruz ama tekrar vurgulamak gerekiyor ki oyunun saha içerisinde herkesi eşitleyen doğasının tamamen aykırı olarak, aslında burada üretilmesi amaçlanan şey bir sportif rekabetten ziyade tüketilebilir bir medya içeriği… Yakında futbol maçlarında reklam araları verebilmek için mola hakkı getirirlerse de şaşırmayız. Bu içeriği yarattıkları futbol endüstrisini içinde bulunduğunu iddia ettikleri büyük ekonomik krizden kurtaracak ekonomik bir enstrüman olarak görüyorlar. Hevesleri ve arzuları bu… Üstelik bu kez arkalarında JP Morgan gibi bir finans devi de yeni oluşumları için onları destekliyor. Oysa tüm bunlar oluşturdukları finansal balonu biraz daha şişirmekten başka bir işe yaramayacak.

Tam bu noktada değinilmesi gereken bir başka konu da Avrupa’da sporun Amerikanlaştırıldığı iddiası… Açıkçası ben bu iddiaya katılmayanlardanım. Zira yakından takip edenlerin bileceği üzere Amerikan ekonomik dünyasının aksine Amerikan spor organizasyonları, maaş ve harcama sınırları, draft sistemleri gibi pek çok denge mekanizmasını barındıran organizasyonlardır. Dolayısıyla burada yaşanan Avrupa’da sporun Amerikanlaşmasından ziyade Amerika’da sporda istedikleri piyasacı mantığı yakalayamayan milyarderlerin Avrupa’da kendilerine bir oyun alanı yaratmaları.  Belki de bu küresel sermaye atağının Biden’ın iktidara gelişi sonrası yaşandığını da gözden kaçırmamak gerekiyor.

Şurası açık ki: UEFA’nın bu suni denge mekanizmaları içerisinde korunmayan tek taraf taraftarlardır. Fiyat politikaları yüzünden bugün başta Türkiye olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesinde futbol severlerin çoğunluğu maç bileti alamaz, canlı maç takip edemez, taraftarı oldukları takımların formalarını alamaz durumdalar. Yani çoğunluk için futbol zaten ulaşılmaz ve taraftarlar edilgen kılınmış vaziyette. Açıkça futbol temas edilebilir haliyle bir zengin eğlencesi halini aldı. Bir şeyi önceliği alıp-satılması olan endüstriyel bir hizmet olarak ortaya koyduğunuz durumlarda, serbest piyasa ekonomilerinde herhangi bir tüccarın, türlü gerekçelerle kendi ürününü diğerlerinden daha pahalıya satmak istemesi oldukça doğal… Dolayısıyla senelerdir futbolu bir pazarlama ürününden öte görmeyen ve bu yönde uygulamalarıyla futbol severler arasında ‘UEFA Mafya’ lakabını kazanan UEFA’nın bugün yaşananların baş sorumlusu olduğunu vurgulamakta yarar var.  

Peki her iki tarafı da sermaye fraksiyonlarından oluşan bu ayrışma nereden kaynaklanıyor. Her ne kadar şu an için çeşitli gerekçelerle geri adımlar atılmış ve kalkışma dindirilmiş gibi gözükse de sermayenin aklına karpuz kabuğu düştü bir kere. Bu ve benzeri projeler ara ara gündeme getirilecektir. İşin aslına gelirsek UEFA yozlaşmış rüşvet ağları ile birlikte kıtada futbolun tekeli konumunda. Bu konumunu korumak için hukuki ve operasyonel pek çok adım da atacaktır. Böylesi yeni bir lig organizasyonu; sermayenin bölünmesi, rantın çoğunun başka bir tarafa kayması ve koltukların sallanması demek. Elbette bu elit takımlar mevcut turnuvalardan ayrıldıklarında buralarda onlarla rekabet eden daha küçük takımların gelirlerinin de büyük oranda azalması bekleniyor. Her ne kadar bu takımlar da günümüzde artık tamamen yozlaşmış ve çoğu irili ufaklı sermaye gruplarının eline geçmiş olsalar da futbolun kültür mirasının tarihsel olarak önemli birer parçaları… Biz futbolseverler nezdinde, futbolun sevilmesi ve yaygınlaşmasında aslında dev organizasyonlardan çok daha etkililer. Bu yeni ligin kurulması ile buralardaki güç dengeleri de büyük oranda dağılacak. İşte bu yüzden açıkçası hamaset dolu olduğunu düşündüğüm bir kampanya başlatıldı. Elbette sıradan futbol severlerin naif duyguları bu kampanyaya alet edilmeye çalışılıyor. ‘Futbolu öldürdüler’ , ‘yoksulların oyununu çaldılar’ , ‘çocukların şampiyonlar ligi hayallerini yok edecekler’ , ‘aç gözlü elitistler’ gibi söylemlerle Avrupa Süper Lig’inin eleştirildiğine bakmayın. Bunları başlatan ve senelerdir sürdüren yine ülke federasyonlarından UEFA’ya kurumsallaşmış ve yayılmış, siyasetle iç içe geçmiş ilişki ağlarıdır. Dolayısıyla rahatlıkla söyleyebilirim ki her iki tarafın da birbirleri hakkında söylediklerine katılıyorum. Diğer yandan son sözün söylenmesinde günümüzün futbol kirli endüstrisinin asıl finansörlerinden bahis şirketlerinin de muhakkak katkısı olacaktır.

Değinilmesi gereken, siyasal açıdan ilginç bir tartışma konusu da şu: Avrupa genelinde futbol federasyonlarının lisans işlemleri tamamıyla UEFA’nın tekelinde. Resmi bir müsabakada futbol oynayacak tüm sporcuların lisanslarını UEFA ve yetkili futbol federasyonları onaylıyor. Buna milli takım müsabakaları da dâhil. Dolayısıyla hemen sarıldıkları bir başka spor da bu oldu ve bu yeni Süper Lig organizasyonuna katılan takımların oyuncularına lisans çıkartılmayacağını ve milli takım maçlarında da oynayamayacakları kozunu öne sürdü. Meselenin hukuki yanı bir tarafa, eğer bu tehdit somutlaşırsa, çoğunluğu ‘‘Z kuşağı’’ günümüz futbolcularının daha fazla maaş alabilecekleri elit kulüpler mi yoksa milli takımlarında da oynayabilecekleri diğer kulüpleri mi tercih edecekleri bir ayrı merak konusu. Açıkçası ben milli takım hayalleri kurduklarını ve bu durumdan etkileneceklerini pek sanmıyorum. Sermaye grupları açısından ise şunu açıkça söyleyebilirim ki onların açısından para söz konusu olduğunda milli duygular teferruattır. Zaten uzun süredir oyuncularının milli takımlarda yorulmasından ve sakatlanmasından rahatsızlıklarını dile getiren bu kulüpler için bu konu hiç problem olmaz. 

Varsın bu kirli futbol endüstrisi yıkılsın ki yıkılacaktır da. Futbolu sevenler, oyuna ulaşmanın bir yolunu yine bulacaktır. Yükselen bu dalganın sonunda tüm bu tehdit ve karşılıklı açıklamaların ardından bir uzlaşıya varılacağını ve yeni bir lig ya da yenilenmiş bir düzenleme ile bu zihniyetlerin sporun piyasalaşmasını son sürat sürdüreceğini tahmin etmek güç değil. Bitirirken meselenin bizi daha fazla ilgilendiren tarafına gelelim: Ne yapmalı? Ekonomik, teknolojik, sosyal, kültürel tüm alanlarda kapitalizm koşar adım bir kırılmaya doğru gidiyor. Yakın gelecekte sermaye grupları arası benzer çekişmeleri farklı alanlarda olduğu gibi sporda da görmemiz çok olası. Bu tür kriz anlarında yapabileceklerimizin sınırlarını çoğunlukla örgütlülüğümüz ve gücümüz belirliyor.  Son yıllarda ünlü Passolig konusunda düştüğümüz çaresiz  konum henüz hatıralarımızda taze… Güç biriktirmek ise sabır ve özveri gerektiren netameli bir süreç. Devrimcilerin hayatın her alanına girerek buralarda örgütlenmeyi, güç biriktirmeyi devrimci bir sorumluluk olarak görmeleri gerekiyor. Kendi taraftar gruplarımız, spor kulüplerimiz ve hatta kendi liglerimiz olmadıkça ancak filler tepişirken izleyen çimenler olarak kalırız. Elbette eksik ve gedikleri vardır ama bu konuda değerli işlerin yapıldığı organizasyonlar da var. Gazoz Ligi, Karşı Lig ve Efendi Lig benim takip edebildiğim alternatif ligler. İrili ufaklı taraftar grupları ve dernekler yine benzer şekilde çeşitli çalışmalar yürütüyorlar. Futbol endüstrisinin içine girip eleştirerek işlerin düzeleceğini umut etmek, rica edersek patronların işçilere haklarını vereceklerini hayal etmek gibi bir şey… Dolayısıyla beklentimizi endüstrinin dışında yaratmalıyız. Sporun ticaret konusu bir tüketim içeriği değil de bireysel ve toplumsal olarak yapıcı-yaratıcı bir uğraş olarak ele alındığı bir dünya kurmak için benzeri organizasyonlara ve ufuk açıcı tartışmalara katkı vermeye çalışmak, gündelik hayatımızda yapabileceğimiz basit ama yarına güç biriktirecek önemli mücadele alanları. Gündelik hayatta direnmek isteyenlerin sportif görevi buralar olmalı.

Son Eklenenler