Cuma, Aralık 3, 2021

AUKUS Nedir?

Sadece iki tür deniz taşıtı vardır: denizaltılar ve avları. Dolayısıyla, Fransızların artık tercih etmediği dizel motorlu denizaltıların NATO’yu sarsacak bir krize neden olmasına şaşmamak gerek. Denizaltılar hem sıcak hem soğuk savaşların kaderini değiştirdi son seksen yıl boyunca. Geçenlerde haberleri takip ettiyseniz Avustralya’nın Fransa’dan almayı taahhüt ettiği on iki dizel denizaltıya dair anlaşmadan çekilmesi ve bunların yerine yeni kurulan AUKUS ittifakındaki ortaklarından nükleer reaktörlü denizaltı temin edeceğini açıklaması uluslararası kamuoyunun gündeminde birinci sıraya oturdu ve Avrupa ile ABD arasındaki diplomatik ve siyasi ayrımı gün yüzüne çıkardı.

Türkiye’de mevzu basitçe Fransa’nın ballı bir savunma anlaşmasını kaybetmesiyle ilgiliymiş gibi tartışılıyor. Oysa Fransızlar 12 dizel denizaltıyı satacak ülke her durumda bulur, diplomatik ve siyasi krizin bununla bir ilgisi yok. Esas mesele Çin Halk Cumhuriyeti’ni çerçeveleme politikasının ABD’nin güncel jeostratejik planının açık ara birinci sırasına tırmanmasıyla yeniden oluşan küresel güç oyunundaki konumlanışla alakalı. Bir süredir Çin Halk Cumhuriyeti ile ABD arasında yeni bir Soğuk Savaşın bir sümüklü böcek hızıyla da olsa şekillendiğini görüyoruz. Bunun ilk adımı tıpkı Sovyetlere karşı kurgulanan ilk Soğuk Savaşta olduğu gibi Çin’i çevirme ve tecrit etme çabası. ABD’nin müttefikleriyle beraber Hint Pasifik ekseni diye adlandırdığı bölgede yani Hint Okyanusu, Güney Çin Denizi ve Pasifik Okyanusu kıyılarında, Çinlileri kendi sahillerine sıkıştırmak.

Burada Avrupalılar oyunun bir parçası değil. Bunların yerine tıpkı Avrupalılar gibi geleneksel müttefik olan Kore, Avustralya ve Japonya önemli oyuncular. Orijinal Soğuk Savaşta ABD ile mesafeli olan Hindistan ve ABD ile savaşan Vietnam ise ABD’nin şimdi bu yeni Soğuk Savaşta kendi tarafına çekmek istediği potansiyel müttefikler. ABD Hindistan ile ilişkilerini kuvvetlendirmek istiyor. Hint kökenli siyasetçiler, mesela Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Bernie Sanders’ın yakın müttefiki Temsilciler Meclisine Silikon Vadisini kapsayan seçim çevresinden seçilen Ro Khanna, Hillary Clinton’ın sağ kolu Neera Tanden ve Temsilciler Meclisindeki İlerici Grubun başkanı Pramila Jayapal gibi isimler ABD’de yükselen yıldızlar. Cumhuriyetçi tarafta ise Trump’ın BM’ye Amerikan elçisi olarak atadığı eski Güney Carolina valisi Nikki (Randhawa) Haley sayılabilir. Trump’ın Modi’yi ziyareti onun başkanlığının en önemli dış politika girişimiydi, kafası hala artık bitmekte olan dönemin ideolojisiyle zehirlenmiş olanlar bunu bir popülist liderin diğerine ziyareti gibi okumak istedi. Tıpkı Trump’ın Atlantik İttifakını önemsemeyen tutumunu da onun kişiliğine bağladıkları gibi. Bunun dünyanın egemenlerinin yeni jeostratejik aklının bir sonucu olduğunu algılayamadılar. O yüzden şimdilerde Biden da Avrupa’yı tali gören hamleler yaptığında şaşırıyorlar.

Avustralya, Birleşik Krallık ve Birleşik Devletlerin oluşturduğu ve bu ülkelerin baş harfleriyle ifade edilen AUKUS birlikteliği bu bağlamda Çin Halk Cumhuriyetini amasız fakatsız çerçevelemeye talip ülkelerden oluşuyor. Bu önemli zira son NATO toplantısında Çin Halk Cumhuriyeti bir tehdit olarak sayılsa ve böylece NATO’nun resmi düşmanı haline gelse bile, Avrupalıların Çin’i acil bir tehdit olarak görmediği ortada. Bu ifadeyi ABD’yi üzmemek için kabul ettiler yoksa Fransa ve Almanya’nın Çin’le bir jeopolitik rekabetleri olmadığı gibi onu rejimlerine bir tehdit olarak da görmüyorlar. Çin ideolojik ve kültürel alanda Avrupa medeniyeti ile Avrupa coğrafyasında rekabet halinde değil, en basitinden Sputnik ve CGTN yayınlarını karşılaştırsanız bile Rusların tersine Çin resmi kanallarının buralardaki düzen dışı muhalefete ya da dillere destan Atlantikçi riyakârlığa pek dokunmadığını görürsünüz.

Buna karşın Avustralya Çin’in bölgesel etki alanına komşu, Afyon Savaşlarının galibi Birleşik Krallık ise başta Hong Kong olmak üzere bu bölgede önemli bir etkiye sahip. Çin’i çerçevelemek bunların doğal olarak temel siyasetidir. ABD de yeni kurguladığı ve aslında geç kaldığını düşündüğü yeni Soğuk Savaş’ta başta Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupalıların ayak sürümesiyle daha fazla uğraşmak ve daha çok zaman kaybetmek istemiyor. Hint Pasifik ekseninde Avrupalılara bir rol düşünmüyor çünkü bu zaman kaybından başka bir şey değil.

Dizel denizaltılar yunuslar gibidir dizel yakıt yanmak için havaya ihtiyaç duyduğundan sürekli yüzeye çıkarlar. Nükleer reaktörü olan bir denizaltı gerçek bir köpekbalığıdır, aylarca okyanus tabanında düşmanının tespit edemeyeceği bir yerlerde görevini icra edebilir. AUKUS kardeşliği Çin’e karşı stratejik üstünlüklerini orantısız bir biçimde arttırabilmek için nükleer denizaltısı olmayan ortaklarına savaş teknolojisinde çağ atlatıyorlar. Açık kaynaklardaki bilgiler doğruysa Çin Halk Cumhuriyeti’nin nükleer gücü esas olarak yaygın ve devasa yer altı silolarında saklanan kıtalararası balistik füzelere dayanıyor. Buna karşın stratejik bombardıman uçakları ve denizaltından fırlatılan nükleer füzeler konusunda teknolojileri ABD ve Rusya’nın belki Fransa ve Birleşik Krallık’ın bile gerisinde. Çok kolay nükleer füze fırlatabilir hale getirilebilecek nükleer denizaltılar bu bağlamda Çin’e karşı denklemde Avustralya’yı bir güç haline getiriyor. Aslına bakılırsa bu denizaltıların reaktörlerinin kazanlarına dair teknolojinin gizli niteliği düşünülürse bu Avustralya denizaltılarının fiilen ABD tarafından işletilmesi de şaşırtıcı olmaz. Nitekim Fransız Savunma Bakanlığı sözcüsü de bunu ima etti.

Fransızlar AUKUS’un kendilerini dışarıda bırakmasına her zamanki istisnacılıklarıyla yüksek perdeden tepki verdi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell bu sorun sadece Fransa’nın değil bu konu tüm Avrupa’yı ilgilendirir, deyip el yükseltti, ayrıca Avrupa’nın Hint-Pasifik bölgesinde bulunmak istediğini, bölgedeki sularda dolaşım özgürlüğünün kendileri için önemli olduğunu da belirtti. Aslında Doğu Avrupa ülkeleri Borrell sözlerinde yer bulan ve esas olarak Fransa ve Almanya’nın oluşturduğu AB’nin çekirdeğinin düşüncelerini yansıtan bu fikre ne kadar katılıyor belli değil. Tıpkı Fransa ve Almanya’nın NATO belgesine Çin’in tehdit olarak yazılmasına yol vermesi gibi Borrell’in bu biçimde konuşmasına yol vermiş olmalılar. ABD’nin tercihlerini sorgulayacaklarını sanmam. Hint Pasifik eksenindeki konumlanışta eski Soğuk Savaşın veteranı olan Avrupa ülkeleri de yer almak istiyorlar bu açık ama kendi koşullarıyla. AUKUS bununla uğraşmak istemeyenlerin birlikteliğidir. Sonuçta Fransa ve Almanya’nın Çin Halk Cumhuriyeti ile blok oluşturacak hali yok. AUKUS ülkelerinin sıradaki emrivakisine kadar homurdanmaya devam edecekler. Avrupa mimarisinde ve güvenlik politikasında köklü değişiklikler yapmadan başka seçenekleri de yok zaten.

Son Eklenenler