Çarşamba, Temmuz 6, 2022

AİHM ve siyasi tutsakların özgürlüğü üzerine

Türkiye’de siyasal gündem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Demirtaş kararı sonrası bu mahkemenin kararlarının niteliği ve bağlayıcılığı konusuna kilitlendi. Bu yanıltıcı bir tartışma gündemi. Öncelikle herkesin bildiğini yüksek sesle söylemek gerekir ki Demirtaş’ın tutukluluğunun sürdürülmesi Türkiye’de pek çok benzer örnekte olduğu gibi hukuki değil siyasi bir karardır. Liberaller hukuk devleti ilkesinin ayaklar altına alındığı bu Yeni Türkiye’ye bakıp karalar bağlıyor. Hukuk devleti, egemen sınıfın yumuşak kuvveti, rıza üretme kapasitesi ve ideolojik araçları gürbüz olduğu zaman var olur. Batı’nın tüketim toplumlarında bu yüzden bolca bulunur, Türkiye’de ise pek bulunmaz. Bunun nedeni bazen buradaki egemen sınıfın yumuşak kuvvetinin incelmesidir ama çoğunlukla rıza üretme kapasitesinin şoven söylemlerin ve ideolojinin pompalanmasına dayanmasıdır. Bu ikincisi “Kürt anasını görmesin” diye biten fıkrada olduğu gibi Kürtlere ve özellikle onların siyasal temsilcilerine eziyet edilmesini gerektirir.

Demirtaş derhal serbest bırakılmalıdır. İktidara KHK’lılar için komisyon kurmasını öneren sözde hukuk peygamberi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı öncesinde de gereken buydu. Karar sadece bu siyasi mevzuyu Türkiye’nin Avrupa ile olan diplomatik ilişkisinin durumuna bağlamıştır. Bu zayıf bir bağlantıdır, Türkiye’de Avrasyacılar hâkim olduğu için değil Avrupalı siyasetçilerin Türkiye’yi yönetenleri karşılarına almak istemediği için. Son beş yılda yaşananlar liberallere bile Türkiye’deki demokrasi ve yurttaş hakları mücadelesinin Avrupa’ya bağlanmasının beyhudeliğini göstermiş olmalı. ABD’de Trump seçilince “Özgür Dünya”nın lideri sıfatını alan Angela Merkel her zaman Erdoğan’ın en büyük destekçisi oldu. Bu destek iktidarın politikaları liberallerce demokrat bulunurken de sağlamdı, aynı çevrelerce otoriter diye adlandırılmaya başlayınca da bir nebze değişmedi. Çünkü kapitalist devletler arasındaki ilişkiler reel politik ilkelerine göre yürütülür. Bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne karşı “yersen antiemperyalizm” yükselten Reisçiler Batı’yla bu iyi ilişkilerinden dolayı şimdi de milliyetçi hezeyanı bir başka söylemle köpürtmek dışında bir hedef sahibi değildir. Türkiye Batı İttifakı’ndan (retorik düzeyi dışında) kopamaz.

Demirtaş başta olmak üzere Türkiye’deki siyasal mahkûmların tümünü özgürlüğüne kavuşturacak siyasal mücadele öncelikle ülkedeki emek, barış, demokrasi güçlerinin öz gücüne dayanmalıdır. Cumhur İttifakı iktidarının bazen Batı karşıtlığı, genelde Kürt düşmanlığıyla yaydığı şovenizm zehri emekçilerin birliğini bozduğu ölçüde sınıfın öz gücünü de darbelemektedir. Şovenizme karşı amansız bir mücadele bu yüzden gereklidir. Siyasal tutsakların özgürlüğü için verilen mücadelede kuşkusuz her tür destek ve kavram değerlendirilebilir ama desteği verenlerin amaçlarına ve kullanılan kavramların niteliklerine dair yanlış yönlendiren bilgiler yayılmamalıdır. Yakın zamanda başkanı Türkiye’yi ziyaret edip akademisyen kıyımlarının öznesi fakültelerden unvan kabul eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sicili iyice bozulan bir kurumdur. Hukuk devleti ise egemenler kendilerini rahat hissettiğinde kurulur, meraklıları endişelenmesin. Demirtaş başta tüm siyasi tutsakların özgürlüğü mücadelesi için önemli olan bu rahatlığın şovenizmle sınıfı bölmüş olmanın güveninden kaynaklanmıyor olmasıdır. Buna izin vermemek de bizlerin görevidir.

Son Eklenenler